“Fenerbahçelilik Bizim İçin Bir Miras: Spor Sergi’nin Mabedinden EuroLeague Şampiyonluğuna”

Salon Tribünü olarak, geçmişte yaptığımız ancak çeşitli nedenlerle yayına hazırlayamadığımız röportajları arşivden çıkarmaya başlıyoruz. 1987/1992 yılları arasında Fenerbahçe forması giyen Ömer Lakay, kulübümüzde geçirdiği yılları Nisan 2021’de ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlatmıştı.

• Röportajımıza hoş geldiniz Ömer Bey, röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi adına sizlere teşekkür ederiz. 1968 yılında dünyaya gözlerinizi açtınız. Doğum yeriniz neresi? Çocukluk, gençlik yıllarınız ve basketbola başlama hikayeniz nasıldı?

1968 doğumluyum, Haziran ayında doğdum. İstanbulluyum. Çocukluk yıllarımın ilk seneleri Avrupa yakasında geçti ama yaklaşık 7-8 yaşında Anadolu yakasına taşınıp Fenerbahçe Dalyan’da ikamet etmeye başladık. O zaman Dalyan’da İş Bankası evleri yoktu, arsa vardı çok büyük. Pazar günleri eski sporcuların, futbolcuların bir araya gelip maç yaptıkları Dalyan sahası vardı; o sahada babamın elinden tutarak Fenerbahçe’nin eski değerli sporcularını, Can Bartu’su olsun Melih abisi olsun, çok eski sporcuların belli bir yaşın üzerine gelmiş ama kendi aralarında nasıl bir hırs ile maç yaptıklarını birfiil yaşadım. Fenerbahçe Burnu’nda, sahilde uzun yıllar yazlarımızı geçirdik. Altyapı başlangıcım yine kulübümüzün bir spor okulu vardı Dereağzı tesislerinde; o zaman salon falan tabii yoktu ama salon için bir hamle yapılmıştı. Yıllarca duran bir iskeleti vardır öteki tarafta… Spor okulu ile başladım; atletizm, basketbol ve diğer branşları yaptığım bir yazı geçirdikten sonra basketbolda Batur abinin de öncülüğünde altyapıda başladım. Ben minik, küçük, yıldız ve genç takım olmak üzere hep Fenerbahçe’de oynadım. Yıldız takımın sonlarına doğru A takım antrenmanlarına çıktım. Hatta Batur abinin o zamanlar Kenneth Beasley diye 2.17 boyunda bir sporcu gelmişti, çok eskiden bahsediyorum; genç yaşımda, çok ufak yaşımda o ekiplerle birlikte antrenman yapmaya başladım, o havayı soludum.

• 1987-88 sezonunda, 19 yaşında Fenerbahçe Basketbol A Takım kadrosunda yer almaya başladınız. Altyapı kariyeriniz hangi kulüpte geçti? A Takım’da yer almaya başladığınızda neler hissettiniz?

​Biraz önce de belirttiğim gibi ben genç takım yaşantımı tamamlamadan önce A takım ile maçlara sahaya çıkıyordum. Geçmişim hep Fenerbahçe altyapısı; yıldız takım, küçük takım… Minik takımda bir şampiyonluğumuz var, İstanbul şampiyonluğu. Sevgili antrenörümüz o zaman Yaman Eymür’dü, Batur abinin önderliğinde ki o da başımızdaydı. İstanbul’da şu anda halen aktif mi bilmiyorum ama Moda’da Efes Pilsen’in bir sahası vardı, final maçları orada olmuştu ve biz İstanbul şampiyonluğu yaşamıştık. Onun tabii aslında Fenerbahçe’ye çok bağlanmamda ve spora ilk senemde bir şampiyonluk yaşayarak başlamamda bana çok değer kattığını düşünüyorum. Ve sporculuğumu, Fenerbahçeliliğimi pekiştirdiğimi düşünüyorum. Sonrası dediğiniz gibi, resmi olarak o sezonda ise A takım kadrosuna dahil oldum. A takım kadrosuna dahil olduğum zaman çok farklı kişiler de vardı. Yani Şadi Olcay vardı, Erman abi vardı… O zaman “Superman” diye geçerdi bilmem hatırlar mısınız? Çok çılgın bir senemiz geçmişti fakat şanssız bir şekilde, söylediğin gibi Larry Springs’in attığı üçlükle yanlış hatırlamıyorsam elenmiştik. Erman abi ile oynamam çok büyük bir tecrübe; kendisi bence Türk basketbolunun en önemli kişilerinden bir tanesidir. Zor ve mükemmelliği isteyen bir şahsiyet. Çok anımız vardır; hatta bir yurt dışı maçına gitmeden bana bir telkinde bulunmuştu, sonra maçın birinci dakikasında onun söylediğinin tam tersini yapıp bir hata yaptım maçta, göz göze gelmişti. Gözler konuşur şeklinde bana çok yönlendirmesi vardır; kendisi çok büyük bir şahsiyet ve karakterdir.

• İlk sezonunuzda Larry Spriggs’in akıl almaz son saniye üçlüğü ile Çukurova Sanayii’ye elenerek lig yarısını play-off yarı finalinde noktalamıştık, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı finalde Eczacıbaşı’na kaybetmiştik ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Kupası’nda zafere ulaşmıştık. Nasıl bir sezondu?

​Valla çok enteresan bir sezondu. Çok başarılı olduk sezonun başında; bunu aslında sürekli bir şekilde devam ettirdik. Yani gencinden takımın en yaşlısından büyüğüne kadar herkes takımımızın şampiyon olacağına inanmıştı. Çok çılgın bir seriydi bence. Belki Çukurova ile Çukurova’da oynadığımız maçı hatırlıyorum, çok stresli bir maçtı; tribünde olsun saha içinde olsun stresin çok fazla olduğu, ufak ufak kavgaların atışmaların olduğu bir maçtı. Onun dönüşünde aslında çok zorlu bir maç olacağını biliyorduk ama benim kendi düşünceme göre çok rahat bir şekilde maçı kazanmalıydık. Bana göre daha kuvvetliydik o takımdan, daha iyi bir sezon geçirmiştik fakat maç enteresan bir şekilde kafa kafaya gitti ve sizin de bahsetmiş olduğunuz gibi kimsenin aklına gelmeyecek bir şekilde Larry Springs -ki NBA kariyerli bir oyuncuydu, Los Angeles Lakers’da şampiyonluk yüzüğü olan bir oyuncuydu- çok çılgın bir top geldi ve biz, yani o topun havada süzülüşünü hatırlıyorum, sonrasında da birdenbire hayat çekilmiş gibi oldu. Çok gencim; sadece benim için değil tüm takım için, tribündeki insanlar için (Spor Sergi Sarayı’ndan bahsediyoruz), tribünde ağlayanlar vardı. Ben de kendime gelememiştim. Rahmetli Doğan abi koridorda bir yerde kolumdan tutup soyunma odasının içine beni soktuğunu hatırlıyorum. Çok büyük bir şok yani; bir genç oyuncu için, her oyuncu için çok inandığı bir şeyin saniyelerle elinden kaydığını görmek çok zorlayıcı bir şey ama basketbolda bu var. Basketbolun içinde bu var; şimdi düşündüğün zaman evet çok inanmış olduğumuz bir sezondu ama olmadı. Tabi onun etkisinden kurtulamadık. Yani ben kendi adıma Ömer olarak, o zaman Hakan Artış abi de vardı onunla konuşurum da halen, yani bir hafta sokağa çıkamadık biz. Sonrasında da kazanılmış bir kupa var o bir teselli oldu; en azından o senenin o çılgın emeklerinin bir kupa olarak karşılığı olması sevindirici açıkçası.

• 1988-89 ve 1989-90 sezonlarında da ligde istenen başarılar gelmemişti ama 1989-90 sezonunun Cumhurbaşkanlığı Kupası finalinde Galatasaray’ı mağlup ederek kupayı almıştık. Sonraki sezon gelecek şampiyonluğun habercisi sayılabilecek bu başarıya dair neler söylersiniz?

​Yani o Galatasaray’ı yendiğimiz sezon, finalde yanlış hatırlamıyorsam kaptanımız Necdet abiydi. Necdet abinin bırakma senesinde o kupayı kaldırıyor olması bizler için çok ateşleyici bir olay olmuştur. Kendisi ya zaten o dönemin sporcuları çok farklı. Yani ben genç oyuncu olarak kaptan Necdet abinin, tribünlerin “Baba Necdet”inin o kupayı Galatasaray maçında, şampiyonluğunda kaldırmış olması bana ayrı bir motivasyon vermişti. Aslında senin de söylediğin gibi bir sonraki sezonun takımı, şampiyonluklar; doğru parçaların bir araya gelmesi ve onların bir ahenk içerisinde işlemesiyle geliyor. O sezonun o şekilde kapanması bir sonraki sezonun doğru yapılanmasının ve motivasyonunun kaynağı oldu diye düşünüyorum. Zaten ikinci sezon yaşanan maçlar ve başarılar o uyum, takım uyumu… Yani süperstarlarımız vardı ama beş tane süperstar ile olmuyor; doğru parçaların bir araya gelmesi lazım. Ben oyuncu olarak çok oynama şansı olmayan bir oyuncuydum genç oyuncu olduğum için; o zamanki bakış açısıyla, tribünlerin baskısıyla çok fazla şans size gelmiyordu ama benim katkım nerede oluyordu? Antrenmanlarda oluyordu. Aliço’yu çok zorluyordum, Çetin abi de anlatmıştır; zorluyordum. Belki genç bir oyuncu için daha fazlasını da yapabilirdim kendi kariyerim adına ama orada önemli olan takım ruhunu; kaptanı, Aliço’su, Levent’i, Hüsnü’sü, Kemal Dinçer’i, diğer arkadaşları, Can Sonat’ı, Çetin abisi, Doğan abisi… Ekip bu birlikteliği yaratıp kişisel başarıyı değil de takım başarısının öne çıktığı mantaliteyi size eşlik ettirdikleri zaman bu zaten takıma da yansıyor. Herkes elinden gelenin en iyisini takım için yapıyor. Biz öyle bir sezon geçirdik ve sonunda o şampiyonluk nasip oldu. Bir genç oyuncu için Fenerbahçe’nin belki de ilk deplasmanlı lig şampiyonluğunun içinde olmak, o resim karesinde olmak, o duyguları tecrübeleri yaşamış olmak benim için hayatım boyunca bir onur. Çocuğuma da taşıyacağım, verebileceğim her şey. Ama çok mutlu olduk tabii ki. Büyük bir miras bu oğluma bırakabileceğim.

• 1990-91 sezonu ise Fenerbahçe basketbolunun altın sezonlarından biriydi. Normal sezonu büyük bir üstünlükle götüren takım, final serisinde Tofaş SAS’ı geçerek uzun yıllar sonra ilk defa Türkiye şampiyonu olmuştu. Koç Çetin Yılmaz’ın son maç öncesinde yaptığı unutulmaz konuşma, önemli bir detay olarak göze çarpıyor. Genç bir oyuncu olarak şampiyonluk yaşamak size neler hissettirmişti?

Yani bu biraz önce anlattığım şekilde Çetin hocanın, Yılmaz… Çok koç olarak, mental olarak ki hayatını o şekilde devam ettiriyor, farklı bir kişilikti. Yani o gün sahaya kim çıksa en üst düzey performansı -son maçtan bahsediyorum özellikle- sergileyebileceğinden kişilerden bağımsız emindik. Ben sahaya çıkmış olsam kimsenin beni tutamayacağına inandırılmış bir ruh halinde idim. Nitekim de öyle oldu; muazzam bir seri. İstanbul’da başlayan, Bursa’da devam eden ardından Antalya’da biten; Kütahya ve Adana var galiba. Muazzam bir seriydi. Herkes elinden gelenin en iyisini ortaya koydu. Benim açımdan öyle bir gururun parçası olmak, büyük bir başarının parçası olmak büyük onur. İnsan olarak da bundan sonraki hayatıma ne kattı derseniz; planlamayı, doğru planlamayı, doğru motivasyonu, takım çalışmasını, kişisellikten öte takıma katkı vermenin ne demek olduğunu öğreten anlatan bir tecrübe oldu diye tahmin ediyorum. Ne mutlu ki bana o takımın parçası olmuşum. Çok değerli sporcular, basketbolcular, karakterler vardı; Aliço başta takım kaptanımız, Can Sonat, Levent Topsakal, Hüsnü, görünmez kahramanlar Ferhat, Kemal Dinçer, Güray Kanan, Bülent Tacettin… Mustafa da vardı yanlış hatırlamıyorsam, Mustafa Battalgazi bir sene önce vardı (düzeltiyor bu kısımda). O insanlar… Ama öncesine de geçelim, orada sorduğun zaman “ne kattı” dediğin zaman: Benim Fenerbahçe’de beraber oynama şansı ve antrenman yapma şansına sahip olduğum çok değerli basketbolcuların hepsinin bana ayrı şeyler kattığına inanıyorum. Hayatımı şekillendirmiştir.

Ön sırada soldan üçüncü: Ömer Lakay (Kaynak: twitter.com/kingsantillana)

• Lige bir kez daha yarı finalde havlu attığımız 1991-92 sezonu ise Fenerbahçe’deki son yılınızdı. Kulüpten ayrılmanıza sebep olan şey ne idi? Ayrılığın sonrasında basketbol kariyerinizi ve iş yaşamınızı nasıl şekillendirdiniz?

​Şöyle, doğruyu söylemek gerekirse evet genç oyuncu olmak Fenerbahçe’de kolay bir şey değildir. Özellikle o dönemki zamanlarda farklı olaylar, sakatlıklar ve zamanlamama beni farklı bir boyuta attı; bırakmak durumunda kaldım. Rahmetli Doğan abi ile birlikte, Murat Murathanoğlu ile birlikte Prospor diye bir firma vardı, sporculara farklı alanlarda Reebok ve Diadora markalarının sponsorluğunu yapıyorlar idi. Onlarla beraber organizasyon çalışmalarına katıldım. Sonrasında çok farklı bir kariyerim var. Amerika’ya gittim, orada tekrar üniversite okudum, farklı farklı sektörlerde çalıştım. Spor ile olan alakam hiçbir zaman bitmedi ama profesyonel sporcu olarak bir daha oynama şansım olmadı. Amerika’da okul takımına Can Sonat vasıtası ile başladım fakat Türkiye’de basketbol profesyonel olmamasına rağmen profesyonel paraların kazanıldığı gruplar için Amerika’da NCAA’de para kazanıldı ise senin oynamana izin vermiyorlar. O yüzden takıma girmişken, fotoğraf bile çekilmişken bırakmak zorunda kaldım. Sonuç olarak çok büyük başarıların ve büyük karakterlerin yanında oldum. Beraberce anıları paylaştık ve Fenerbahçeli olarak çok mutluyum bu durumdan. Sporculuk hayatımı bu şekilde sonlandırdım. Başka takımlara gitme şansım oldu; Eczacıbaşı, Karşıyaka filan tarzında, hatta rahmetli Doğan abi de o dönem şey yapıyordu ama ya, Fenerbahçeliyim ben. Bu bakış açısı… Ama bunu belirtmem lazım Erdi, bir genç oyuncunun yetişmesi için oynaması lazım. Sistemler o zamanlar buna izin vermiyordu. Sonraları benden sonra farklı oyuncular ortaya çıktı, bunun en başında İbrahim Kutluay vardır; kendisi ayrı bir yetenekti, her halükarda oynayacak bir oyuncu idi. Ama başka oyuncuların altyapıdan daha iyi performans gösterebilmesi için oynayabilecekleri, süre alabilecekleri organizasyon şart. Şu an da bildiğim kadarı ile bir gençler ligi var, hani şartlar oynamalarına izin veriyor mu bilmiyorum, doğru format mı onu da bilmiyorum ama genç oyuncularara kulüpçülük değil kendi kariyerleri adına oynayacakları bir takıma gidip bir şekilde oynayıp tecrübe kazanmalarını tavsiye ederim. Benim şimdiki aklım olsaydı, Fenerbahçeliliğim ayrı, o zamanki aklım olsaydı farklı bir şey yapabilirdim.

• Çubuklu forma altında beş sene geçirdiniz ve Ali Limoncuoğlu, Pete Williams, Larry Richard, Levent Topsakal gibi isimlerle aynı takımda oynadınız. Beraber oynamaktan ve takım arkadaşlığı yapmaktan en keyif aldığınız isim kimdi?

​Ya çok zor bir soru açıkçası. Yani bir kişiyi öne çıkartmak diğer bütün değerli arkadaşlara haksızlık olur. Bu bir gerçek; hepsinin farklı farklı karakterleri olan kişiler, oyunculukları ayrı karakterleri ayrı. Ben hepsinden, iyi yönlerinden bir şeyler öğrenip kendi karakterimin şekillenmesi ve hayat başarımda katkıları olduğunu düşünüyorum. Hepsiyle birlikte oyun oynamaktan ve basketbol oynamaktan ve bir deneyimi bir anıyı, bir zamanı paylaşmaktan büyük bir onur duydum; bu yüzden kişileri ayrıştırmam doğru olmaz. Aliço sizin söylediğiniz gibi Ali abim benim ömrüm boyunca da Ali abim olarak kalacak. Necdet abi, Levent Topsakal, Hüsnü, Kemal, Can Sonat bunlar çok önemli kişiler, Fenerbahçe tarihine geçmiş kişiler. Ben, benden sonraki ekipleri tanımıyorum; tanıyorum ama beraber oynamadım, karşılıklı oynadım. Orhun geldi sonra başka arkadaşlar gelmiş; Zaza var, bizim dönemden yetişen Cenk Gürsoy, Güray Kanan aynı şekilde büyük başarılar yaşadık, takım kaptanı oldu. Zeki Gülay; bunların hepsi Fenerbahçe terbiyesi almış, çok değerli arkadaşlar. O yüzden hepsiyle birlikte oynamaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum. Hiçbir kişiyi tek olarak öne çıkartmak istemem. Larry Richard, Pete Williams bakın; yurt dışından gelenler ya, muazzam insanlar muazzam karakterler. Halen onlarla görüşüyoruz; iki sene evvel İstanbul’da geldiler, kendi oğlumu götürdüm tanıştırdım, çok komik bir durumdu açıkçası. Çok güzel zamanlardı.

• Fenerbahçe’de sahaya çıktığınız en unutulmaz maçı ve saha dışında yaşadığınız en ilginç olayı anlatmanız mümkün müdür?

​Valla sahaya çıktığım en önemli maç… Bence tek bir maçı ortaya koymak çok zor ya. Yani şampiyonluk serileri, ki Tofaş serileri, son maçta ben sahaya çıkmadım ama Tofaş serileri çok önemliydi. Fenerbahçe’nin eski antrenörü Önder abinin anısına bir maç yapılmıştı; o maçta ben sahaya çıkıp iyi de oynamıştım, o maç da çok önemliydi benim adıma. Çok maç var ya… İnsan tabii bir şekilde unutmuyor ama çok da o günleri yad edemiyorsun. Şimdi siz böyle söylediğiniz zaman düşünüyorum; sahanın kenarında kendimizden geçtiğimiz maçları, günleri hatırlıyorum muazzam yani, muazzam şeyler var. İlk yurt dışı tecrübem, dediğim gibi Erman abinin bana kenardan kızdığı bir Kızılyıldız maçı vardır. Orada dedi ki: “Ömer fotoğraf çektirir gibi şut atmaya falan kalkma, burası farklı hızlı ol işini yap” falan dedi. Ben de tamam abi dedim, genciz tabii. Bir turnike, bir top kaptım turnike atıyordum arkadan geldi topa bir vurdu ben “Nerede yim ya?” dedim. Yere düştüğüm an Erman abiyle göz göze geldim, o günü unutmamam lazım. Aliço ile çok anılarımız var; en mesela hassas maçımız ama o şampiyonluk serisi değildi fakat Bursa’da Tofaş ile çılgın iki maç oynamıştık üst üste. Biri lig biri kupa maçı idi, olaylı bir maçtı. Ben o maçı hiç unutamam mesela.

• Fenerbahçe’mizin sizin döneminizde maçlarını oynadığı Spor ve Sergi Sarayı’ndaki atmosfer ve müthiş taraftar desteği, sizin için neler ifade ediyordu? Özellikle Efes Pilsen ve Galatasaray’a karşı oynanan maçlara dair neler söylersiniz?

​Şöyle, Spor Sergi seneleri çok farklı senelerdi. Spor Sergi’de sabah gidilirdi; yıldız maçı, genç maçı, kız maçı ardından birinci lig maçı oynanırdı. Orası sporun eşiği, basketbolun ana merkezi idi bizim gençlik yaşlarımızda. Orayı tabii sonradan kaybettik. Oradaki maçların havası, sahanın ve seyircinin oyuna çok dahil olduğu bir yakınlıkta olmasından dolayı -yani siz 10 kişi değil sahada kaç kişi varsa öyle oynanıyor gibi bir ortam vardı- bence bir daha hiç öyle sahamız olmadı. Yani ülkemizde öyle bir şey olmadı ki zaten Challenge Kupası, Balkan Şampiyonası oynanan zamanlarda orası ayrı bir dünya idi. Öyle bir salon formatı hiçbir zaman olmadı. Dediğim gibi 10 kişi oynamıyordu sahada, bence beş bin kişi oynuyordu. Neyle karşılaştırabilirsiniz dersen; seyircinin coşkusu adına ben sonra yurt dışına gittim Amerika’da yaşadım 10 sene. Bir 2 senelik Türkiye şeyim var basketbolu bıraktıktan ama ondan sonra yurt dışına gittim, ABD’de yaşadım. Oradaki hiçbir maç temposu seyirciyi… Ama Spor Sergi’yi neyle eşleştirebilirsin diye sorarsan; yüzüncü yıl serisi Abdi İpekçi’de çok çılgın bir seyirci ortamı olmuştu. Ben de ABD’den gelmiştim, takımın arkasında oturuyordum; o hissiyatı seneler sonra ilk defa orada yakaladım diyebilirim. Tabii ki şimdiki salonumuz, maçlara gittik evet müthiş ama seyirci coşkusu adına Spor Sergi’nin en iyi zamanı; 100. yıl senesi Damir’in falan oynadığı, Ömer Onan’ın çılgınlarca oynadığı o senelerdeki etki olmuyor şu an bence. Sabah girerdik; kız maçı, küçük maçı, yıldız maçı, genç maçı ardından… Yani her maçı oynardınız. Genç oyuncu için de Doğu tribünün önünde Galatasaray – Fenerbahçe maçı oynadığınızı düşünsenize, genç takım yıldız takım. Bunlar oynandı o seyirci önünde, siz hiç hayatınızda görmediğiniz bir atmosferde maç oynuyorsunuz. Değişik günlerdi ama hayat değişiyor seneler değişiyor olaylara bakış açısı değişiyor şu anda tabii ki çok daha farklı bir yerde ama mutluyuz takımımızın iyi olmasından.

• Fenerbahçe, 2000’li yıllarda büyük bir atılıma geçerek, 2017’de ülke basketbolunun en büyük başarısı olan EuroLeague şampiyonluğunu kazandı ve tüm bu süreç, kulübümüzü “Türk basketbolunun lokomotifi” haline getirdi. Bu sürece ve takımın bu sezonki durumuna dair neler söylemek istersiniz?

​O günkü hislerimi hatırlamaya çalışıyorum; maçtaydım, yanımda oğlum vardı eşim vardı. Yani şu an bile o maçın “tamam kazandık” hissiyatını hissettiğim andan sonra ki duygularımı şu an bile gözyaşlarımı tutamadan anlatırım. O yüzden sağlam durmaya çalışacağım. Müthiş bir şey. Neden müthiş bir şey biliyor musunuz? Yani biz öyle şeyler yaşadık ki; Fenerbahçe altyapısı öyle imkansızlıklar, öyle zorluklar, öyle sıkıntılarla savaş verdik ki o üst üste konup konup konup o takımın o ruhun Avrupa’nın en üst düzey kupasını kazanıyor olması kelimelere dökülecek bir hissiyat değil açıkçası. Ne mutlu ki oğlum da buna tanıklık etti, geldi eşim orada oldu. O salonda olan binlerce kişi bence bir milattır ve bu başarıyı istikrarlı olarak play-off’lara, Final Four’lara kalarak devam ettirebiliyor olmak müthiş bir organizasyon. Evet bütçe, evet bu kaçınılmaz bir şey ama Fenerbahçe büyüklüğünde bir kulüp doğru kişileri, doğru organizasyon şemasını bir araya getirerek mutlaka bunu devam ettirmeli. Bence bizim kulübümüzün geleceği, gelecek yüzünde basketbolun bu şekilde ilerliyor olması diğer bütün branşlar için de çok önemli bir örnek teşkil edecektir. O yüzden şu anlamda nedir; evet bir küçülme oldu ama organizasyon mantığı ve olaya bakış açısı aynı kaldığı müddetçe doğru kişilerin doğru paraların harcanarak bu başarıların devam edeceğini düşünüyorum. Eleştirim var mı? Evet var. Benim inancıma göre Fenerbahçe gibi bir kulübün basketbol olsun futbol olsun o ruhun o tarihin genç oyuncuların altyapıya önem vererek onlara anlatılıp hatta gelen oyunculara da anlatılıp, nasıl Datome örneği varsa bizi okuyup öğrenip anlıyordu; o ruh halen anlatılarak altyapıdan yetişecek, yetişen oyuncuların da bu başarının içinde Fenerbahçe ruhunu hem sahaya yansıtma hem diğer takım arkadaşlarına dünyanın en büyük süperstarı da gelse o ruhu taşıyan bir ya da iki kişinin sahada olması bütün takıma yansıtacaktır diye düşünüyorum. Bu yüzden taçlandıracak başarıya doğru gidiyoruz ama altyapıdan yetişen oyuncuların da bu başarı modelinin içine daha sağlıklı bir şekilde dahil edilmesi gerektiğine inanıyorum, umarım o günleri de görürüz.

• Son olarak, biz Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?

​Biz Fenerbahçe taraftarlarına mesajım: Bir kere Fenerbahçelilik… Önce Fenerbahçe’yi seviyoruz ama önce sporu seviyoruz. Sporun doğru ahlak kuralları içerisinde doğru şekilde yapılmasını desteklemeyi sürdürmeliyiz. Fenerbahçelikten her zaman onur ve gurur duydum, bunu devam ettirmeliyiz ancak günün gerçeklerini de görerek başarının bir saniyede gelmeyeceğini görmemizi ve iyi organizasyona sabır ile destek vermemiz gerekir.

Yorum bırakın