
Salon Tribünü olarak, geçmişte yaptığımız ancak çeşitli nedenlerle yayına hazırlayamadığımız röportajları arşivden çıkarmaya devam ediyoruz. 1989/1997 yılları arasında Fenerbahçe forması giyen Cenk Gürsoy kulübümüzde geçirdiği yılları Nisan 2021’de ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlatmıştı
• Cenk Bey, ilk olarak hoş geldiniz. Salon Tribünü ekibi adına röportaj talebimizi geri çevirmediğiniz için sizlere teşekkürlerimizi sunarız. 1972 yılında dünyaya gelen bir sporcu olarak basketbola Fenerbahçe altyapısında başladınız. Çocukluk ve gençlik yıllarınız, basketbola başlama hikayeniz nasıldı?
Öncelikle benimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederim. Ben 14 yaşında Ankara Ormanspor’da başladım basketbola. Burada rahmetli babamın da çok desteği oldu. Basketbol oynama açısından diğer bir şansım da okuduğum okulun spora çok ağırlık veren bir okul olmasıydı. Dünya ve Türkiye şampiyonlukları olan bir okuldu. Eski basketbola damga vuran Kemal Erdenay, Halil Üner, Behçet Üner, Fatih Özal, Tolga Öngören, Hakan Yörükoğlu bizim Deneme Lisesi’nden mezun olan insanlar; futbolda da Selçuk Yula ile Şenol Çorlu bizim liseden mezun olan abilerimizdir. Basketbola 14 yaşında başladım, 17 yaşında 1989 yılında Fenerbahçe’ye transfer oldum. Genç takım ve A takım olarak aynı sene içinde başladım. Fenerbahçe o sene altyapıda yatırıma gitmişti; Adana’dan Güray Kanan’ı, Sakarya’dan Coşkun Özsoy’u aldılar, beni de Ankara’dan… Öyle bir yatırım ve atakla Güray’la ikimiz hem genç takım hem de A takım kadrosunda bulunduk.
• 1989-90 sezonunda, Fenerbahçe Erkek Basketbol A Takımına yükseldiniz. Takım, ilk sezonunuzda normal sezonu lider tamamlamasına karşın play-off yarı finalinde Paşabahçe’ye elenmişti. Cumhurbaşkanlığı Kupası finalinde ise Galatasaray’ı 95-86 mağlup etmiştik. A takıma yükselmek ve Larry Richard, Ali Limoncuoğlu gibi isimlerle beraber oynamak nasıl bir duyguydu?
Şöyle söyleyeyim, 1988 yılında Fenerbahçe A takımı Ankara’da bir maça gelmişti. Orada bu saydığın çoğu isimden imza aldım; Hakan Artış abiden, Ali abiden, Necdet abiden… Bir sene sonra bu bahsettiğim insanlarla aynı soyunma odasında ve aynı takımda bulundum. Tabii heyecandan insan adını unutuyor orada. Böyle insanlarla oynamak, böyle insanları tanımak büyük bir şanstı, hepsinden bir şeyler öğrendim. Çok büyük bir gururdu açıkçası.
• İkinci sezonunuz olan 1990-91 sezonu ise, Fenerbahçe basketbolunun unutulmaz sezonlarından birisi olmuştu. 19 yaşında bir basketbolcu olarak Tofaş SAS’a karşı lig şampiyonluğu ve Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazanmak size neler hissettirmişti?
Tabii söylediğim gibi o zamanlar çok genç oyuncuyduk. Takımda 12 kişilik kadrodaydık ama malumun, daha çok kolay maçlarda süre bulan oyuncular idik. Şansım, Fenerbahçe’nin ilk şampiyonluğu ve Cumhurbaşkanlığı Kupası kadrosunun içerisinde bulunmaktı. Bu benim için gurur verici bir olaydı.

Soldan sağa: İbrahim Kutluay, Cenk Gürsoy, Zeki Gülay, Cenk Renda, Güray Kanan, Mitch Smith
Oturanlar: Faruk Beşok, Hakan Yörükoğlu, Yalçın Küçüközkan.
Kaynak: Instagram.com/ggunlerden
• 1995-96 sezonunu Darüşşafaka’da geçirmiştiniz, yıl sonunda ise bir sezon daha oynamak üzere Fenerbahçe’mize geri dönmüştünüz. Bir senelik ayrılığın ve kulübümüze yeniden transfer olmanızın sebebi neydi?
Ben o sene kiralık olarak Darüşşafaka takımına gittim. O seneyi de Erman Kunter’li Darüşşafaka’da bayağı iyi bir sezon olarak geçirdik. Bayağı sürpriz galibiyetler aldık ve play-off’larda da Beşiktaş’ı eleyip hatta Fenerbahçe ile eşleşmiştik. O maçta da İbrahim’in burnu kırılmıştı maalesef. Kiralık oynadığım o sezonu fena geçirmediğim için tekrar Fenerbahçe kulübü beni geri çağırdı ve Fenerbahçe’de bir sene daha oynadım.
• Son sezonunuz olan 1996-97 sezonunda ise İbrahim Kutluay’ın sakatlığı elimizi zayıflatmıştı ve play-off çeyrek finalinde Tofaş’a elenmiştik. Bu sezona ve Fenerbahçe’den ayrılmanıza dair neler söylersiniz?
Tabii İbrahim bizim için çok önemli bir oyuncuydu, takımın en değerli parçalarından bir tanesiydi. İbrahim’in sakatlığı bütün düzeni, her şeyi bozdu açıkçası. Fenerbahçe’den ayrılma nedenime gelince; kulübümüz böyle bir karar aldı. Açıkçası ben de bunun nedenini bilmiyorum, saygı duydum ve ayrıldık.
• Çubuklu forma altında Larry Richard, Ali Limoncuoğlu, Dallas Comegys ve Conrad McRae gibi isimlerle aynı takımda oynadınız. Fenerbahçe’de beraber oynamaktan ve takım arkadaşlığı yapmaktan en keyif aldığınız isim kimdi?
O kadar değerli insanlar var ki orada; senin söylediklerinden de çok fazla insan var. Harun Erdenay abi, Orhun Ene abi, Levent Topsakal abi… O kadar değerli oyuncular vardı ki herkesin yeri ayrı. Bu politik bir cevap değil bu arada yanlış anlama, bir kişiyle bunu sınırlandırmam çok zor ama hepsi bize abilik yaptılar, bize çok destek verdiler. Yabancı olarak mesela Conrad McRae’nin yeri biraz ayrıdır rahmetlinin; çok candan, çok içten bir karakterdi. Arkadaşımızdı ve çok da iyi bir oyuncuydu ama dediğim gibi bir kişiyle bunu sınırlandıramam. Gerçekten çok sevdiğim insanlar, çok sevdiğim abilerim ve takım arkadaşlarım vardı; yaşıtım olanlar da dahildir. Bunu tüm samimiyetim ile belirtmek isterim.
• Fenerbahçe’deki yedi senelik kariyerinizde sahaya çıktığınız en unutulmaz maç ve saha dışında yaşadığınız en iz bırakan olay neydi?
En önemli maç Efes Pilsen serisiydi. 1-0 geride başladığımız play-off serisinde ilk maçı da yenildik ve 2-0 oldu. O zamanlar üç yapan bitiriyordu. 2-0’dan gelip seriyi 3-2 yaparak Efes Pilsen’i geçip Ülker ile finale çıkmıştık. O seriyi hiçbir zaman unutamam. Antrenörümüz de Murat Didin’di, kendisine buradan selamlar olsun. Türkiye şampiyonu olan o ilk kadroda bulunmak en büyük onurdur. Genç bir oyuncu olarak katkım ne kadar olmuştur tartışılır ama o takımda bulunmak bile bir şerefti.
Saha dışında ise o kadar çok anım var ki… Kendimle ilgili olan, idmanda smaç atarken çemberin kırılıp kafama düşmesidir. Kafama altı dikiş atılmıştı, onu hiçbir zaman unutmuyorum; bende çok büyük etki yapmıştı.
• Takımımız, sizin döneminizde maçlarını Türk basketbolunun mabedi olan Spor ve Sergi Sarayı ve Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynuyordu. Bu iki salondaki tribün atmosferi, taraftarın size olan desteği nasıldı?
Ben Spor Sergi’de iki sene oynayabildim, sonra da yıkıldı zaten maalesef. Ama tabii ilk gittiğimde şok olmuştum; çünkü gerçekten söylenirdi de pek inanmazdım. Hilton’a kadar kuyruk görürdüm. İnanılmaz derecede seyirci desteği vardı. Abdi İpekçi de keza öyle… O zamanlar gerçi Abdi İpekçi’nin yeri biraz tersti, gidip gelmek çok zordu ama her maçı inanılmaz derecede “full” oynuyorduk. Hatırlamıyorum ki boş tribüne oynadığımız bir maç olsun; millet içeri girebilmek için kavga dövüş yapıyordu. Taraftarlarımız sağ olsun, hiçbir zaman olumsuz bir hareketlerini görmedim, her zaman desteklediler. Başka takımlarda oynadığım zamanlarda bile bana hiçbir zaman kötü davranmadılar; bu yüzden taraftarlarımıza teşekkür ediyorum.
• Galatasaray ve Efes Pilsen’e karşı sizin yıllarınızda oynanan, hep kıran kırana, gergin geçen maçlara ve bu maçların önemine dair neler hatırlıyorsunuz?
Galatasaray, Beşiktaş ve özellikle Efes Pilsen maçlarına ayrı bir motivasyon ile hazırlanıyorduk. O zaman yabancı sayısı ikiydi, hemen hemen herkes Türk’tü ve bizim takımda oynayanların yüzde 95’i Fenerbahçeliydi. Hem sporcu hem de taraftardılar. O yüzden özellikle Beşiktaş ve Galatasaray maçlarına değişik bir motivasyon ile çıkıyorduk. Ben 7 sene oynadım kulübümüzde; iki ile çarpsan 14 maç yapar, mağlup olduğumuzu hatırlamıyorum. Bunu bir Fenerbahçeli olduğum için söylemiyorum ama gerçekten Galatasaray mağlubiyetimizi hatırlamıyorum. Ferhan abinin de dediği gibi; “Bir Fenerbahçelinin milli maçıdır” o maçlar. İşler kötü giderken Galatasaray’ı bir yeniyorduk, her şey unutuluyordu; sanki şampiyon olmuşuz gibi bir ortam oluyordu.
Şu an Galatasaray ve Beşiktaş ile aradaki makas açıldığı için sporcularımız bu maçları pek kaale almıyor açıkçası çünkü takım olarak çok üstünüz. Eskisi gibi değil artık, işler daha profesyonelleşti. EuroLeague trafiği olduğu için antrenörler taktik yapıyor, oyuncu dinlendiriyorlar. Taraftarlar da artık daha bilinçli, NBA’deki taraftar profiline dönmeye başladık.
• Kulübümüz, 2000’lerin başından itibaren ortaya bir vizyon koydu, yatırımını arttırdı ve bunun en büyük meyvesini 2017’deki EuroLeague şampiyonluğu ile aldı. Bu sürece ve takımın bu sezonki durumuna dair neler söylemek istersiniz?
Bu atılım Aydın abi ile başladı, sonra Ülker grubunun gelmesiyle ciddi bir sponsorluk geliri oldu. EuroLeague’de ciddi bir mali destek gerekiyor. Obradovic’in gelmesiyle bu artık bir üst seviyeye çıktı. Artık Fenerbahçe bir dünya markasıdır. Altyapı turnuvaları için yurt dışına gittiğimizde bunu bizzat görüyoruz; eşofmanımızdaki amblemi gören herkesin ilgisi müthiş. Birçok insan “Fenerbahçe altyapısında nasıl çalışabiliriz?” diye soruyor. Artık NBA bile şova dönmüş durumda, bütün dünya EuroLeague’i izliyor. Fenerbahçe de bu organizasyonun en büyük markalarından biridir.

Cenk Renda ve Cenk Gürsoy
Kaynak: Instagram/Fbbasketbol
• Son olarak, bu röportajı okuyan Fenerbahçelilere ve basketbolseverlere mesajınız nedir?
Eski sporcularla, abilerimizle konuşup böyle bir çalışma yaptığınız için size teşekkür ederim. Bu yaptığınız tarihi bir belgedir, genç neslin ileride okuyabileceği bir şeydir. Taraftarlarımıza mesajım; takımlarına her branşta güvensinler ve sonuna kadar destek olsunlar. Bunun bir spor olduğunu unutmasınlar. Takım şu an gayet iyi gidiyor, sonuna kadar destekten başka bir şey isteyemeyiz zaten.
