Salon Tribünü olarak, geçmişte yaptığımız ancak çeşitli nedenlerle yayına hazırlayamadığımız röportajları arşivden çıkarmaya devam ediyoruz. 1980’li yıllarda Fenerbahçe forması giyen Murat Şamil Şen kulübümüzde geçirdiği yılları Ocak 2022’de ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlatmıştı.

• Hoş geldiniz Murat abi Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi olarak size çok teşekkür ederiz. Çocukluk ve gençlik yıllarınızı, basketbola adım atma sürecinizi bizlerle paylaşabilir misiniz?
Aslında ben basketbolu sevmezdim, futbol oynardım ve çok iyi bir santrafordum. Nereye koşacağımı çok iyi bilirdim ve çok kolay gol atardım. Hâlâ iyi futbol oynarım, şu anda da yatırım yaptığımız futbolcuların bazılarını kendim çalıştırıyorum. Sonuçta 14 yaşında, geç de olsa tesadüfen en yakın arkadaşım Tuncer sayesinde Ankara’da Yenişehir Spor Kulübü’nde başladım. Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi ve Yenişehir Spor Kulübü… Bu iki basketbol ekolü benim kariyerimde çok önemli yer tutar. Bu iki kurum sayesinde üst düzey basketbolcu oldum diyebilirim.
• Ankara’da Yenişehir Spor Kulübü’nde profesyonel basketbola adım attınız. Bu süreci bizlere anlatabilir misiniz?
1980 senesinde lisans yönetmeliği, “Bir kulüpte lisansı olan sporcu kulübün her takımında oynayabilir” şeklinde değişince, 16 yaşındayken kariyerimde bir dönüm noktası oldu. Rahmetli A Takım koçumuz Rüştü Yüce, yazın yıldız milli takım kampı dönüşü beni direkt A takım idmanlarına aldı ve 16 yaşında cesurca oynattı. O sene yıldız, genç, A takım, Deneme Lisesi takımı ve milli takımlarda bir sezonda 75’ten fazla maç oynadım. Hepsinde de sorumluluk alıp cesaretle mücadele ettim. Bu nedenle benim gelecek vaat eden sporcu kriterim şudur: Üst düzey bir oyuncu adayı önce karakterli ve sosyal olmalı; kendi yaşının üstündeki takımlarda da maç kazandırma yeteneğine sahip olmalı ki büyük sporcu olabilsin.
• Fenerbahçe’ye katılmaktan son anda vazgeçtiğiniz 1984-1985 sezonunda; Ali Şen yönetiminin ardından sorunlar yaşayan basketbol şubesi, tüm ekonomik sıkıntılara ve iç çekişmelere rağmen ligde final oynamayı ve Koraç Kupası’nda çeyrek finale kalmayı başardı. O sezon Fenerbahçe’ye gelmediğinize pişman oldunuz mu?
Güney Sanayi’de çok iyi bir sezon geçirdik. Özellikle ben çok iyi performans sergiledim. Fenerbahçe maçlarında çok sayı atardım; o sezon üç sayı kuralı yoktu, olsa skor çok daha farklı olurdu. Bu performansım sayesinde Fenerbahçe beni Güney Sanayi Başkanı Ergin Eser’den istedi. Kendisi bana “Fenerbahçe bonservisin için 1.000.000 TL ödemeye razı, git lütfen” dedi.
Aslında benim yetiştiğim kulüp olan Yenişehir mali nedenlerle ligden çekildiği için ve Murat Didin açıkçası beni ve Fatih Özal’ı kandırdığı için biz Güney Sanayi’ye transfer olmuştuk. Adana erkek basketbol tarihinde ilk ve tek play-off oynanan senedir bu; filmlere konu olacak bir kandırılma hikayesidir ama neyse… Ben tam Fenerbahçe ile anlaşmışken, son dakikada Yenişehir “Hortaş” olarak sponsor buldu ve ikinci ligden katılma kararı aldı. Beni basketbolcu yapan Yenişehir kulübündeki yönetici abilerimin ve özellikle eski basketbolcu, başarılı diş hekimi Emre Diker abimin “Sana ihtiyacımız var” demeleriyle vefa borcum için oraya döndüm. Fenerbahçe’den alacağımdan çok daha az bir rakama Yenişehir’i birinci lige çıkarmaya geldim ve buna çok katkı sağladım. Hatta lige çıkış maçı olan Oyak Renault deplasmanında dizimdeki ağrılara rağmen oynadım; hem defansta hem hücumda kritik katkı verip maçı kazandık ve sezonu kapattım.
Ama sonrasında çok pişman oldum. Çünkü sakatlanıp menisküs ameliyatı olduğum andan itibaren başta Murat Didin olmak üzere kimse arayıp sormadı. Oradan sonra çok çalıştım, tekrar takıma girdim. Bir Beşiktaş maçıydı; kaybettiğimizi düşündüğümüz maçın sonunda oyuna girip galibiyet aldığım bir performansla parkelere döndüm ve takımı play-off’a soktum. Ama maç sonu soyunma odasında bir saat hüngür hüngür ağladım; çünkü bir sene boyunca ne çektiğimi, nasıl savaştığımı ve o “kötüleri” bir ben biliyordum. Sonrası benim için Yenişehir ve Murat Didin bitti. Önce karakter gelir..
• Yenişehir’den ayrıldıktan sonra Kayseri Emniyet kulübüne sürpriz bir transfer yaptınız. Yaşadığınız ağır sakatlık sonrası bu stratejik tercihi anlatabilir misiniz?
O zamanlar tıpta teknoloji bugünkü gibi değildi. Menisküs ağır bir sakatlıktı ve tek tedavi ameliyattı; sonrası 6-7 ay süren bir iyileşme süreci gerektiriyordu. Bu nedenle bir sezonun ikinci yarısının çoğunu ve yeni sezonun ilk yarısını oynayamadım. Ama güçlenmek için çok çalıştım. Söylerken kolay ama yaşarken fiziksel ve mental olarak çok zor bir süreçti. Bir plan yaptım; bizim oynadığımız yıllarda yabancı sayısı kısıtlı olduğu için Türk oyuncular daha fazla süre alıp çok maç oynayarak kalitelerini artırıyorlardı. Bu yüzden 1. ve 2. lig takımları kaliteliydi. Kayseri Emniyet’e transfer olurken sezon sonu play-off şampiyonluk maçlarına kadar kendimi toparlayıp kalitemi tekrar ortaya koymayı hedefledim. Kayseri’den hem iyi bir transfer bedeli aldım hem de çok maç oynayarak kendime geldim; neticede de Fenerbahçe’ye transfer oldum.
• 1987-1988 sezonunda kulübümüze transfer oldunuz. O yıl şampiyonlukta iddialı bir takım kurulmuştu ancak bir son saniye üçlüğü ile yarı finalde play-off dışı kaldık. Cumhurbaşkanlığı Kupası da Eczacıbaşı’na kaptırılmıştı. O sezonda yaşananları anlatır mısınız?
O sezon Tahsin Kaya başkandı. Basketbol şubesinin başında Fazıl Tokatlı vardı ve maddi-manevi çok büyük katkı sağladı. Rahmetli Doğan Hakyemez de çok iyi bir menajerdi. Futbolda rahmetli Yılmaz Yücetürk takımın başındaydı. Maalesef ilk 5 haftada futbol takımı Rıdvan ve Erdi’ye rağmen gerçekten tükenince, camia tamamen basketbola kilitlendi. Erman abi, ben, Şadi abi, Ferhat ve Pete Williams’ın gelmesiyle muhteşem bir sezon yaşadık. Bence Fenerbahçe tarihinin en kaliteli üç takımından birisi o kadroydu.
• Çukurova serisini sorduğumuz tüm oyuncular üzüntülerini dile getirir. Sizin o seriye dair yorumlarınız nelerdir?
Tamamen bir antrenör faciasıydı… Lig bitip play-off başlamadan önce çok kötü bir kamp ve antrenman dönemi geçirdik. Yanlış maç programları ve çok hafif antrenmanlar yapıldı. Ankara’daki kampta Fatih ile biz akşam ekstradan koşuya çıktık; düşünün, antrenmanlar o kadar yetersizdi. Ona rağmen yine de Çukurova’ya Mersin’de bir sayı farkla yenildik. Seri İstanbul’a döndü ancak Çukurova koçu Halil Üner ve kardeşi Behçet maç öncesi “Bıçak atıldı” diye bir oyun yapıp bıçağı yere attılar. Sosyete tribününden atılmış gibi hakeme verip takımı soyunma odasına soktular; böylece tansiyonu düşürüp seyirciyi soğuttular. Buna rağmen iyi başladık, farkı 10 sayıya kadar çıkardık ama korkak ve yetersiz bir antrenör bizi ilk şampiyonluktan etti. Doğrusu budur. Bence Fenerbahçe’ye gelecek antrenör, oyuncu, hatta masör bile “Ben bu formayı, bu büyüklüğü kaldırabilir miyim?” diye çok düşünmeli. Rıza Erverdi çok popülist davrandı ve kaybettik. Keşke o sezon yardımcı antrenör olan Çetin Yılmaz baş antrenör olsaydı; bu kadroyu kendi haline bıraksan zaten her maçı alırdı.
• Aynı sezonda Galatasaray’ı yenerek Başbakanlık Kupası’nı aldık ama Cumhurbaşkanlığı Kupası’ı Eczacıbaşı’na kaptırdık. Bu maçlara dair aklınızda kalanlar nelerdir?
Galatasaray maçı bizim için düğün gibiydi… Maçı play-off finali gibi oynadık ve aldık çünkü rakipten ziyade o bir derbiydi. Aklımda kalan şu: Maç Ankara Atatürk Spor Salonu’ndaydı, kamp yaptığımız yer de Stad Otel’di. İkisi arası mesafe yürüyerek 5 dakika bile sürmez. Ama biz kupayı alıp otel önüne gelene kadar 40 dakika geçti; taraftar otel önünden ayrılmadı.
• Erman Kunter’in bir maçta 153 sayı attığı Hilalspor maçında kadrodaydınız. O tarihi günü anlatır mısınız?
Bir hafta önce İTÜ’lü Levent Topsakal Hilalspor’a 87 sayı atınca basında çok yer bulmuştu. Bunun üzerine Doğan abiye ve Çetin abiye “Abi Erman abiyi motive edelim, sayı rekoru kırsın. Her pası ona verelim” dedim. Bunu inanarak söyledim çünkü Erman abi benim için bir idoldü; üst düzey yetenekleri ve karakteriyle çok değerli bir abimdi. Severim kendisini. Aynı pozisyonda olduğumuz için idmanlarda onunla kavga eder gibi mücadele eder, ondan çok şey öğrenirdim. Sonuçta herkes bu fikri benimsedi ve destek oldu, bir kişi hariç: Hakan Artış o maçta 21 sayı attı; bu yaptığını takımda kimse önemsemedi. Maç başladı, tam saha pres yaptık, defans yapmadık; aldığımız her topu Erman abiye verdik, o da hakkını verdi. Başarmasını çok istedim çünkü o uluslararası bir yetenektir.
• Sezon sonunda kulübümüzden ayrıldınız. Sizi bu ayrılığa iten sebep neydi?
En büyük pişmanlığımdır. Ben Galatasaraylı bir aileden geliyorum; dayınız Galatasaray’ın efsane futbol şube sorumlusu rahmetli Turgan Ece olunca Galatasaraylı olmamanız mucize… Ama kutsal Fenerbahçe forması giyince dünya değişiyor. Fenerbahçe bir yaşam biçimi; bu aidiyetin 24 saat yaşanmasında bir fark yatıyor. Ayrılmak istemedim ama araya Kafkas kökenli büyüklerimiz girdi. Beşiktaş basketbolda sıkıntı yaşayınca rahmetli Süleyman Seba beni çok istedi. Her şeye rağmen Fenerbahçe’de kalacakken, son dakikada Fazıl Tokatlı şubeyle eskisi gibi ilgilenmeyince süreç koptu. Süleyman Seba “Son kez gel konuşalım” dedi. Ayıp olmasın diye gittim. “Lafı uzatma, imza at, paranı ben takdir edeceğim” deyince utandım, “Evet” dedim. Sonrasında şok oldum; bir sene için 40 milyon ödedi, bu o zaman bir servetti. “Başkanım bu çok yüksek” dediğimde rahmetli, “Büyük Beşiktaş’a büyük Fenerbahçe’den geliyorsun, bunların bedeli ölçülmez, helal olsun” dedi. Yani aslında bana o parayı büyük Fenerbahçe kazandırdı. Önemli bir detay; ayrılırken yönetim teşekkür plaketi verdi. Değeri paha biçilemez, evimde başköşede asılıdır.
• Güney Sanayi, Beşiktaş, Eczacıbaşı, Dubai ve Almanya’daki kulüp deneyimlerinizi nasıl özetlersiniz?
1977 Kasım ayında başlayan basketbol yaşantımda hep hedefi olan büyük kulüplerde oynadım. Hep sorumluluk aldım, cesur oldum, forma için savaştım. Tek odağım her maçı kazanmaktı. Yurt dışında oynamak çok özeldi ve kendimi ayrıcalıklı hissettirdi. Özellikle Almanya’da ön yargılı bir toplumdan saygı görmek gurur vericiydi. Türkler her maça milli maç gibi geliyorlardı.
• 87 defa milli formayı giydiniz. Milli takımdaki unutulmaz anlarınız nelerdir?
En önemlisi Genç Milli Takım ile Bulgaristan’da aldığımız Balkan ikinciliği madalyasıdır. O dönem imkanlar kısıtlıydı; malzememiz bile yoktu, bez Converse’lerle oynardık. Milli maçlar sayesinde Iowa State Üniversitesi menajerleri beni keşfedip burs vermişti; gitmedim. Pişmanlık değil ama “Gitseydim ne olurdu?” merakı hâlâ içimdedir.
• Fenerbahçe’de saha içinde ve dışında unutamadığınız anlar hangileri?
Yüzlerce an var. Başbakanlık Kupası, Çukurova maçı, sahaya çıkıştaki o büyük taraftar coşkusu… Sanki hep rüyada gibiydim. Bir de derbi anısı var; Galatasaray’a karşı ilk devreyi 14 sayı önde kapatmışken maçı 4 sayı ile kaybetmiştik. O maçın primi 250.000 TL idi, devrede “40 sayı fark atarız” derken, maçı verip 290.000 TL ceza yedik. O maç içimde yaradır. Bir de Karşıyaka maçı var; Erman abi kadroda yoktu. Sorumluluk aldım, maç 80-80 berabereyken ribaundu alıp hızlı hücuma çıktık. Boş turnike yerine üç sayı çizgisinin üzerinden şutu kaldırdım ve girdi. O an yumruğumu sallayıp bağırdım. Salon yıkılıyordu. Sonrasında 7 sayı daha atıp maça damga vurdum. Fanatik Fenerbahçeli arkadaşım Hakan tribünde hüngür hüngür ağlamış; “Ulan Murat, sen Galatasaraylı olarak Fenerbahçe için her şeyini verip o üçlükten sonra yumruğunu kaldırdın ya helal olsun” diyerek duygulanmış. Bütün tribün “Helal olsun Murat” diye inlemişti, şimdi bile tüylerim diken diken olur.
• Beraber oynamaktan en keyif aldığınız isimler kimlerdi?
Pete Williams, Erman Kunter ve “Baba” Necdet… Necdet abi oda arkadaşımdı, çok gülerdik.
• Sizin döneminizle şimdiki basketbol arasındaki farklar nelerdir ?
Profesyonellikte fark yoktu ama imkanlar şimdi çok daha fazla. Ancak bu lüks aidiyet duygusunu biraz yok etti. Federasyonu yetersiz buluyorum; bu kadar çok yabancının oynamasını kabullenemiyorum. Menajer takımları her yeri sarmış durumda.
• Basketbol’u bıraktıktan sonra basketbolla bağınız nasıl devam etti?
Özellikle uzak kaldım çünkü o samimi ortam kalmadı. Sadece Darüşşafaka’da iki sene yönetimde yer aldım; orada altyapıda pedagojik eğitimlerden dramaya kadar ciddi bir sistem kurduk. Neticede Altar Tunçkol, Yakup Sekizkök, Özhan Çıvgın gibi isimler başarılı koçlar oldular. Ama genel olarak altyapı artık yok. Türk basketbolunun gelişmesi için genç yeteneklere A takımlarda cesaretle süre verilmesi gerekir.
• Fenerbahçe basketbolu sizin için ne ifade ediyor?
Fenerbahçe basketbolu sanki şu an başka bir kulüp gibi geliyor. EuroLeague şampiyonluğu bize yaramadı çünkü o başarı Obradovic’in kendi yönetim sistemine dayalıydı. O doydu ve gitti ama biz geleceği dizayn etmedik. “Öz Fenerbahçeli” basketbolcu sayısı yok gibi. Takımın bu sezonki performansını da vasat görüyorum.
• Spor Sergi Sarayı ve o atmosferi bize nasıl anlatırsınız?
“Neler oluyor hayatta / Bir de şu rüya gerçek olsa / Sabah olup uyanınca / Fenerbahçe şampiyon olsa”
Spor Sergi mabedimizdi; birdik, beraber oynar, beraber ağlar, beraber gülerdik. Her maç rüya gibiydi. Rakip olarak Fenerbahçe’ye karşı oynadığımda bile onların yarattığı o muazzam atmosfer beni korkutmak yerine daha çok cesaretlendirirdi. İnanılmazdı.

• Son olarak Fenerbahçe taraftarına mesajınız nedir?
Fenerbahçe en çok, karşılıksız sevgiden kaynaklı mantığın yok olmasından çekiyor. Ruhumuz çok güçlü; bu kulübün ve camianın ruhudur ancak bunu yavaş yavaş kaybediyoruz. Taraftar önce Fenerbahçe ruhuna sahip çıksın ve onu korusun; başarı zaten gelir.
