Salon Tribünü olarak, geçmişte yaptığımız ancak çeşitli nedenlerle yayına hazırlayamadığımız röportajları arşivden çıkarmaya devam ediyoruz. 1970/1971 ve 1971/1972 sezonlarında Fenerbahçe forması giyen Hakkı Tankut kulübümüzde geçirdiği yılları Ocak 2022’de ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlatmıştı.

(Alt sırada sağda)
• Hoş geldiniz Hakkı abi. Salon Tribünü ekibi olarak Fenerbahçe basketbol tarihi adı altında yürüttüğümüz çalışmalarımızda size yer verdiğimiz için çok mutluyuz. Çocukluk ve gençlik yıllarınızı ve basketbola adım atma sürecinizi bizlerle paylaşabilir misiniz?
Şöyle ki, benim babam eski milli basketbolcu Tevfik Tankut, amcam Haşim Tankut da eski milli basketbolcu… Modaspor’da oynadılar. Dolayısıyla basketbol benim için doğal bir seçenekti. Tabii ilk başlangıcımız Saint Joseph okulunda oldu. Orada her yerde basketbol sahası vardı, ister istemez başlıyorsunuz. 1967 yılında ben de ilk defa okul takımına seçildim; ilk maçımızda hakem gelmediği için oynayamamıştık. Sonraki yıllarda Erdim Öztokat, Hasan Ekici, Süleyman ve Mitko ile beraber beş kişi olarak Fenerbahçe takımında okulumuzu temsil ettik. Modaspor’dan Fenerbahçe’ye gelişim de biraz eğlenceli olmuştu; Batur abinin kayınpederi Talha Bey Ankara’ya gitti, Modaspor lisansımın üzerine bir çarpı koydurdu, benim lisansımı verdi ve böylece ben Fenerbahçeli oldum. Beş sene Fenerbahçe’de oynadım. İlk şampiyonluğumuz 1968 yılında kazandığımız Yıldızlar Şampiyonluğu idi. Ondan sonra gençlerde, iki sene sonra da iki sene A takımında oynadım. Sonrasında okumak için yurt dışına gittim ve orada devam ettim.
• Altyapımızda da forma giydiniz, o süreç nasıldı?
Yıldız takımında bir sene, iki sene de genç takımda forma giydim. Kulübümüzde yıldız takımındayken şampiyon olduk; Batur abi antrenörümüzdü. Oynayanlar içinde yine aynı okuldan Erdim, Hasan ve ben vardım. İkinci senede İstanbul şampiyonu olduk ancak Türkiye şampiyonasında ikinci olduk. Şöyle ki; Teknik Üniversite ile çekişmiştik. Türkiye Şampiyonası’na gittiğimizde Teknik Üniversite ile 34-34 berabere kaldık, ondan sonra onlar averajla Türkiye şampiyonu oldu, biz ikinci olduk. Son senemizde de İstanbul ikincisi ve Türkiye üçüncüsü olduk. Böylece A takımına geçmiş olduk.
• Fenerbahçemizin A takımına geçiş sürecinizi bizlere anlatabilir misiniz?
Tabii biz yaz tatillerinde A takım basketbolcuları ile hep beraber denize girerdik, havuza girerdik, eğlenirdik. Dolayısıyla çok yakın arkadaşlıklarımız, dostluklarımız vardı. Bilhassa Kalamış’taki açık hava tesisinde Batur abi hem bizleri hem A takım oyuncularını antrenman yaptırırdı. Dolayısıyla biz de bu antrenmanlara katılıp kendimizi gösterme imkanı bulurduk. Tabii bizim en önemli gelişmelerimiz yaz aylarında olurdu. Bütün yaz boyunca Kalamış’ta Batur abiyle birlikte antrenman yapardık. Her sene bir kademe bir kademe ileri giderdik. Yaz antrenmanları sayesinde kış geldiği zaman herkes son derece formda olurdu ve A takımına hazır olurduk. Batur abimizin desteği ile birlikte Erdim ve Hasan ile birlikte A takımına geçtik.

(Alt sırada sağda)
• A takım kadrosunda 1970-1971 sezonunda yer buldunuz. Bu sezonda kulübümüz yeterli bütçe ayıramadığı için transfer yapılamamıştı ve sezon öncesinde üç yıldız oyuncunun ayrılması takımı daha da zor durumda bırakmıştı. Hiç beklenmedik bir şekilde lig yarışına dahil olsak da sezonu ikinci sırada bitirdik. Bu sezonu anlatabilir misiniz?
Doğru, gençlerle takviye edilmiş bir sezondu. Varımızı yoğumuzu o zaman biz ortaya koyardık ve güzel galibiyetler aldık. Batur abi bizim antrenörümüzdü; bizim başarılı olmamızdaki en önemli sebep Batur abidir. Onun sayesinde epey geliştik ve beş kişi olarak Fenerbahçe takımından okul takımını Türkiye şampiyonu yapabildik.
• İkinci sezonunuz olan 1971-1972 sezonunda ligde ve diğer turnuvalarda hiçbir varlık gösteremedik ve ilk yarı sonunda Mehmet Baturalp abinin ayrılması da takımın dengesini bozdu. Bu sezonu anlatabilir misiniz?
Evet, o zaman basketbol hakikaten çok para getiren bir spor değildi. Mesela biz Fenerbahçe’den aldığımızla ancak yol paramızı karşılardık. Ancak tabii okulumuza devam ederdik. Antrenman yaptığımız yerler Sultanahmet’teki YMCA idi. Burada duşlar genellikle soğuk olurdu. Bir parke vardı, o parke habire sallanırdı; dripling yaptığın zaman sallanan, ayağını bastığın zaman oynayan bir parkeydi. Orada antrenman yapardık. Antrenmanlarımız Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri olurdu ama biz en çok iki tane antrenmana gelirdik, üç tane gelen pek yoktu. En çok antrenmana gelen Erdim Öztokat idi. Batur abi ile birlikte o sezon pek başarılı olamadık ve sonrasında ben ayrılarak okumak üzere Belçika’ya gittim. 1972 yılının Eylül ayında ayrıldım; Belçika’da hem okul hayatıma hem de basketbol hayatıma devam ettim.

• Fenerbahçemizden ayrılışınızın sebebi sadece eğitim miydi?
Sadece okumak ve üniversite tahsili için Belçika’ya gittim. Orada 6 sene işletme mühendisliği okudum. O arada 3 ayrı takımda basketbol oynadım ve basketbol oynayarak okul masraflarımı ödedim. Böylece son 4 sene bilhassa basketboldan para kazanarak okulumu bitirmiş oldum.
• İlker Esel, Erdim Öztokat, Ferhan Baras, Tuncer Kobaner, Hüseyin Kozluca, Erdoğan Karabelen, Hür Güneralp gibi isimlerle birlikte forma giydiniz. Bu değerli isimlerle takım arkadaşlığı yapmak nasıl bir duyguydu?
Bizim mesela Erdim ile her şeyimiz beraberdi; okulumuz, basketbolumuz, özel hayatımız… Aynı şekilde Erdim’le birlikte Hasan da vardı. Üçümüz hep beraber gezer, beraber yer içerdik. Tabii diğer abilerimizi de çok severdik; bilhassa Ferhan abiyi daha çok severiz. Benim Ferhan abiyle en sevdiğim tarafımız; biz itişip kakışmayı çok severdik. O her ribauntta önce itişirdik sonra ribaunt alırdık, idmanlarda da öyleydi. Birbirimize omuz atmaya bayılırdık. Sonra İzmir’de de bir keresinde beraber kalmıştık, o da keyifli bir gündü. Ferhan abi her zaman bizim için bir idol olmuştur. Kendisi Perşembe Pazarı’nda otururdu, ben sık sık ona giderdim. Oturur basketbol konuşurduk, bol bol da dedikodu yapardık.

(Ayakta en sağda)
• Forma giydiğiniz dönemde hocalarınız olan Mehmet Baturalp ve Altan Dinçer’i bizlere anlatabilir misiniz?
Bizi, bütün gençleri yetiştiren Batur abidir. Batur abi ve eşi bizlere her zaman destek olmuştur. Her antrenmandan sonra Batur abinin evine giderdik; Ülkü abla yemek yapardı, yerdik içerdik. Maçlarda hep beraber otururduk. Batur abi zamanında, ikinci oğlu hastanede iken bile antrenmanlara gelirdi; yani onu bırakıp bize antrenman yaptırırdı. O kadar birbirimize bağlıydık, Batur abi bizim için her şeyimizdi. Bunun dışında Altan abi ile de çalıştık. Altan abi komik bir insandı, biz habire komiklik tarafından bakardık; eğlenceli, keyifli basketbolu ile iyi bir abimizdi. Diğerleri ile o kadar sık münasebetim olmadı.
• Spor Sergi’yi ve o dönemdeki Fenerbahçe taraftarlarını anlatabilir misiniz?
Spor Sergi Sarayı bir tiyatro sahnesi gibiydi. Herkes, bütün gençler düzgün giyinip orada kendisini göstermeye gelirdi. Herkesin oturduğu yerler vardı; mesela Kadıköyspor’dan Ali en sağ tarafta başta otururdu ailesi ile birlikte. Biz Fenerbahçe tribününde hep aynı yerlerde otururduk. Birçok insan, kız olsun erkek olsun buluşmaya oraya gelirdi. Her takımın seyircisinin yeri vardı ve taraftarlar takımlarını düzgün bir şekilde alkışlarlardı. Ne küfür vardı ne kötü söz vardı; bilhassa centilmenlik vardı. Bu centilmenlik sahaya da yansırdı; sporcular aralarında gülüşürler, hem rakip olurlar hem de dostluk ederlerdi. Benim en iyi arkadaşlarım Galatasaray ve Beşiktaş takımındaydı. Hiçbir zaman birbirimizle kavga etmedik, kötü söz söylemedik; halen o arkadaşlar ile dostluklarımız devam ediyor.
• Fenerbahçe’mizde saha içinde ve dışında unutamadığınız bir anınız var mı?
Basketbola ilk başladığım zaman Batur abi bana minik çocuklara basketbol öğretme vazifesi vermişti. Kalamış’ta Coca-Cola tarafından desteklenen bu kurslarda gelen çocuklar 3-5 yaş civarındaydı. Onlara bir şey öğretmek için çok düşünmek lazımdı; onlarla çok eğlenceli vakit geçirdim. Güzel anlarım ve resimlerim de var o konuyla ilgili. Bu, benim yöneticilik ve antrenörlük hayatımın ilk deneyimi olmuştur, o yüzden hep aklımda kalır.
• Beraber oynamaktan en keyif aldığınız isimler kimlerdi?
Bunlar ilk başta Saint Joseph’ten arkadaşlarım olan Erdim Öztokat, Hasan Ekici; ondan sonra Haluk Arpat, Arap Remzi… Bütün bu arkadaşlar ile iyi ilişkilerimiz olmuştur. Haluk Arpat ile mesela iş hayatında beraber iş birliği yaptık, benim kardeşime iş bulmuştur. Erdim Öztokat ile her zaman sinemaya giderdik, konuşurduk. Hasan ile yine aynı şekilde aynı yerlerde oturuyoruz. Bu arkadaşlarla hep iyi ilişkilerimiz olmuştur ve devam etmektedir.
• Antrenörlük deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Esasen fazla antrenörlük yapmadım. Bir tek işte bu ilk basketbola başladığımda miniklerin antrenörü olmuştum. Ondan sonra yurt dışına bir süre antrenörlük yaptım; oynadığım 3 takımda da hem antrenördüm hem oyuncuydum ve bu sayede güzel para kazanma imkanı buldum.
• Galatasaray ve Beşiktaş maçları Fenerbahçe camiası için her zaman çok önemlidir. Bu maçlara nasıl hazırlanıyordunuz?
Tabii bilhassa Galatasaray maçları bizim için çok önemlidir. Yıldız takımından A takıma kadar hep böyleydi. Bu tip maçların hazırlıklarına 2-3 hafta öncesinden başlardık. Oradaki iyi oynayan arkadaşları nasıl müdafaa edeceğimizi, kimin nerede oynayacağı heyecanı hep önceden başlardı. Galatasaray’a şöyle, Beşiktaş’a bu şekilde oynayacağız diye müdafaa ve hücum planları yapardık. Bu maçlarda neyimiz var neyimiz yok verirdik. Yediğimize, içtiğimize, uykumuza ve antrenmanlarımıza özellikle dikkat ederdik. Kazansak da kaybetsek de çok üzülmezdik; o zamanki şartlarda iyi bir dostluğumuz ve ahbaplığımız vardı.
• Sizin döneminizle şimdiki basketbol arasındaki farklar nelerdir?
Bizim zamanımızda 1.90 boyu olan uzun boylu sayılırdı ama şimdi 1.90 boyu ancak zar zor kadroya giriyor; boylar çok uzadı. Basketbol profesyonelleşmeye başladı; her gün bazen 3 antrenman yapılıyor. Bizim zamanımızda haftada 3 antrenman yapılırdı, onun da ya ikisine ya birine giderdin. Şimdiki basketbolcular pazulu, güçlü kuvvetli insanlar; bizim zamanımızda ince, zayıf, cılız çok oyuncu vardı. Amcam da öyle söylüyor, “Bu başka bir oyun oldu artık” diyor. Hakikaten basketbolun dışında bambaşka bir oyun gibi gözüküyor şimdi.
• Fenerbahçe son on beş yılda büyük bir atılım yaparak EuroLeague kupasını kazandı. Takımımızın genel performansını nasıl görüyorsunuz?
Burada en önemli şey iyi antrenörün iyi netice getirmesidir. Obradovic ile çok iyi neticeler aldık. O gelene kadar oyuncular ve antrenörler gelir giderdi fakat Obradovic hem kaliteli oyuncular getirdi hem de takımı kademe kademe ilerleterek şampiyon yaptı. Basketbol ile futbol arasındaki fark şu; basketbolda 2-3 tane iyi adam ve iyi bir antrenör aldığınız zaman şampiyon olma şansınız çok oluyor. Aziz Yıldırım bunları sezdi ve Obradovic’i getirdi. Obradovic de kariyerini sokağa atmak istemedi, doğru düzgün oyuncular aldı ve onları geliştirdi. Şu anki yönetim de basketbolu bilen isimlerle çalışıyor. Fenerbahçe artık EuroLeague’in çok büyük bir markasıdır.
• Son olarak biz Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?
Tek söyleyeceğim; İyi antrenör, iyi takım ve şampiyonluk… Tüm Fenerbahçe taraftarlarına sevgilerimi gönderiyorum.

