Nisan 2021’de gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda konuğumuz, Fenerbahçe basketbol şubesinde 1970’li yıllarda yöneticilik yapmış, kulübün en sancılı dönemlerinde elini taşın altına koymuş olan Eyüp Çelik. Kadıköyspor ekolünden gelen ve Fenerbahçe camiasının her kademesinde bulunmuş olan Çelik; Emin Cankurtaran’dan Faruk Ilgaz’a, Ferhan Baras’tan Can Bartu’ya kadar pek çok efsane isimle olan anılarını, o günlerin amatör ruhunu ve sarsılmaz dostluklarını ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a tüm içtenliğiyle paylaştı.
Eyüp abi, öncelikle hoş geldiniz. Röportaj talebimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi adına sizlere teşekkür ederiz.
• Ne zaman, hangi şehirde doğdunuz? Fenerbahçe ve spor ile tanışmanız, daha sonra yöneticisi olacağınız kulübümüze üyeliğiniz nasıl gerçekleşti?
1940 yılında İstanbul, Moda’da doğdum ve orada büyüdüm. Kadıköy Ortaokulu’nda okurken Fenerbahçe’nin antrenmanlarını seyreder; Lefter, Erol ve Cihat abileri izlerdim. O dönem futbol oynuyordum. Molnar zamanında Fenerbahçe’nin 150-200 kişilik geniş bir oyuncu kadrosu vardı, ben de o takıma seçildim. Solağım diye Molnar beni önce sol bek, sonra sol haf, en son da sol açık oynattı. Fakat o dönem evde tek oğul olduğum ve verem hastalığı riski olduğu için annem beni oklava ile Fenerbahçe tesislerinden çıkardı. Neyse, ondan sonra 1951 senesinde Kadıköyspor’da basketbola başladım. Kadıköyspor aslında St. Joseph’e bağlı bir basketbol okuluydu, sporcu yetiştirirdi. 1955-56 yıllarında Ömer Abi (Urkon) Fenerbahçe’ye geçince, ben de 13-14 yaşlarımda A takıma yükseldim. A takımda oynarken Yavuz ve rahmetli Ercan Demirkuşoğlu ile birlikte Galatasaray’a transfer olduk. Ancak vapurla dönerken Önder Dai beni gördü. Biraz da kızarak, “Sen ne biçim Fenerbahçelisin? Yarın sabah Fenerbahçe antrenmanına çıkacaksın!” dedi. O zamanlar Kadıköyspor’da çantamız, torbamız hiçbir şeyimiz yoktu. Galatasaray’ın bize verdiği malzemeleri ertesi sabah götürüp teslim ettik. Tabii ondan sonra Galatasaray bizi aforoz etti; ne Genç ne de Yıldız Milli Takım’a bir daha çağırdılar. Kulübe geldiğimizde arkadaşlarımız “Ulan ne biçim adamlarsınız” diye şaka yollu takıldılar. Kadıköyspor’da yaklaşık 19 sene oynadım. Türkiye’de ilk jübilesi yapılan basketbolcu benim. Aynı takımda bu kadar uzun süre oynayan tek sporcu da benimdir.
1974 senesinde; Ferhan Baras, Hüseyin Kozluca ve Halil Dağlı vasıtasıyla Fenerbahçe basketbol takımına menajer oldum. O dönem Fenerbahçe’nin sıkıntılı bir dönemiydi. Hiç unutmadığım iki anım var: Yugoslavya’dan Popovic diye bir oyuncu transfer etmiştik. Galatasaray maçı öncesi adam, “5000 dolarımı almadan maça çıkmam” dedi. O zaman dolar karaborsaydı, Aksaray taraflarından falan zor bulunuyordu. Ferhan da o gün İzmit’e boru almaya gitmişti. Emin (Cankurtaran) Bey’e gittim, sekreteri Zuhal Abla’ydı sanırım; kasadan 3000 dolar nakit verdi. 1000 dolar ben ekledim. Kalan 1000 dolar için Ferhan’ı dükkanından aradım, o da sağ olsun “Gönder elemanı alsın” dedi. Parayı tamamlayıp Popovic’e verdik ve maça çıktı. O maç çok enteresandı. İlk devrenin bitimine 3 dakika kala Galatasaraylılar Ferhan Baras’ın kaşını yardılar. Benim arabayla hemen Amerikan Hastanesi’ne gittik ama nasıl gidiyoruz; ters yollardan, hızla… 5 dikiş attılar. Doktorlar “Gece burada kalması lazım” dedi, “Hayır, maça yetişmeliyiz” dedik. Dönerken arabanın şanzımanı dağıldı, parça parça oldu. Ferhan’ı koşa koşa salona yetiştirdik. Fakat forması kanlı olduğu için hakemler oynatmadı. Hakem odasında formayı güzelce yıkadık; çocuk o yaş formayla sahaya çıktı ve yanlış hatırlamıyorsam 26 sayı attı. O gün Galatasaray’ı yendik, unutamadığım maç odur. Bir de Ankara’ya gideceğiz ama paramız yok. Yüksel Günay’a gittim, “Yüksel Abi paramız yok, nasıl gideceğiz?” dedim. Nur içinde yatsın, akşamüstü yanına çağırdı ve 5000 lira verdi. Meğer o parayı tefeciden alıp bize vermiş. O parayla otobüslere binip Ankara’ya gitmişti. İşte böyle küçüklükten beri Fenerbahçeliyiz.

Kaynak: Paşalı Birol Arşivi
• Gençlik yıllarınızda hangi okullarda okudunuz? Asıl mesleğiniz nedir?
Kadıköy Ortaokulu’nda okudum, Moda’da büyüdüm. Apartman sakinlerimizin hepsi Fenerbahçeliydi. Can (Bartu) ve Birol (Pekel) hepsi arkadaşımdı. Bana “Türkiye’deki en büyük basketbolcu kim?” dersen, Can Bartu’nun üzerine tanımam. Can ile de Turan Tezaloğlu ile de oynadım. Zamanında onlardan dayak da yedik (saha içinde). Esas mesleğim ise; Engin Kan Holding bünyesindeki ECA’da 45 sene satış müdürlüğü yaptım. Halen emekli olmama rağmen arada danışman gibi gidip geliyorum.
• 1974-75 sezonunda, başkan Emin Cankurtaran döneminde Fenerbahçe Basketbol Şubesi’nde idarecilik yapmaya başladınız. Göreviniz ne idi, kulüp içerisinde yükselerek bu göreve geliş hikayenizi anlatmanız mümkün müdür?
Beni oraya basketbol menajeri olarak tayin ettiler. Ferhan Baras, Hüseyin Kozluca, Halil Dağlı ve Semih Bayülken “Abi sen yaparsın, büyüğümüzsün” diyerek beni zorla göreve getirdiler. Onların sayesinde menajer oldum ama o zamanki menajerlik şimdikiler gibi değildi. Şimdikiler para alıyor, biz cebimizden para veriyorduk. Büyük paralar verdik ama kimse bilmez bunları.
(Yorum: Hüseyin abi bize röportajında “yol parasına oynuyoruz” demişti.)
Tabi canım, ekleme yapayım: Fırından sıcak ekmek alıp arasını keser, helva koyup yerdik. Forma yoktu; bir tek formamız vardı, onu yıkar ütüler tekrar giyerdik. Çorap, ayakkabı yoktu. Sergi Sarayı’nda ısıtma kazanı vardı, bakıcısı Eyüp adında biriydi. Aramızda 10 lira toplar ona verirdik ki kazanı yaksın. İlk dört kişi sıcak suyla yıkanırdı, beşinciye buz gibi su kalırdı. Öyle günler yaşadık.
• Görevinizin ilk iki sezonu, 150 bin TL gibi çok düşük bir bütçe dahilinde ligde kalma mücadelesi ile geçti. Bu yıllarda kulüp ve takımda nasıl bir atmosfer vardı?
Kulübü finanse eden aslında Ferhan Baras’tı; parayı o organize ediyordu. Şunu söyleyeyim; bugünkü salonun deniz aksamının ve malzemesinin çoğunu Ferhan Baras cebinden vermiştir. Seyahate gideceğimizde uçak biletlerini o alırdı. Hatta şunu da söyleyeyim, kulübe kendi cebimizden borç para verdik, o paralar da gitti. Ferhan Baras’ın kulüpten çok alacağı vardır.
• Fenerbahçe’de daha sonra başkanlık koltuğuna oturacak olan Ali Şen, 1975-76 sezonunda şube kaptanlığı yapmaya başlamıştı. Bu durum, küçük çaplı bir atılımı beraberinde getirse de başarılı olunamamıştı. Bu atılımın başarısız olmasının sebebi neydi?
Ali Şen herkesi tanıyordu ama her şeyin başı paradır. İyi takım kurarsan, iyi oyuncu alırsan şampiyon olursun. Ben Ali Şen zamanında menajerliği bıraktım, sanırım 1975-76 yıllarıydı. O dönem işim çok yoğundu, tüm Türkiye’deki satış operasyonu bana bağlıydı. Haftanın sadece bir günü İstanbul’da, diğer günler Erzurum’da, Adana’da veya başka bir yerdeydim. İş hayatından dolayı bırakmak zorunda kaldım ve uzun müddet kulüple ilgilenemedim. Sonrasında Ferhan ve Hüseyin Abi ile dostluğumuz hep sürdü, buluşup dertleşirdik.
• Bu sezondan görevi bıraktığınız 1979 yılına kadar geçen üç sezon ise Fenerbahçe adına yine başarısız geçmişti. Öyle ki, takım 1978-79 sezonunda ligi Galatasaray ile birlikte küme düşme potasında bitirmişti ancak TBF’nin kararı ile o sezon küme düşme iptal edilmişti. Bu olaya dair neler söylersiniz?
Oyunculara para veremiyorduk ki… Gelen oyuncu gidiyordu, gençler oynuyordu. Ferhan Baras para verirse bir şeyler oluyordu. Basketbolcular ya Ferhan’ın yazıhanesine ya da benim yanıma gelirdi. Ben aldığım maaşın bir kısmını zaten onlara verirdim. Malzemeci gelirdi, “Yol param yok, formaları nasıl götürüp yıkayacağım?” diye ağlardı. Apayrı, zor bir devirdi.
• Dönemin unutulmaz olaylarından biri ise, 1976-77 sezonunun son haftasında oynanan Şekerspor maçında oyuncumuz Engin Domaniç’in, hatalı bir karar sonucu hakemi yumruklayarak hastanelik etmesi ve kısa süre hapis yatmasıydı. Bu talihsiz olayı sizin ağzınızdan dinlemek isteriz.
Vallahi orada Engin haklıydı. Engin’i iki defa yere devirdiler; birinde turnikeye giderken resmen biçtiler. Hakeme “Ne yapıyorlar?” dedik ama o sinirlendi, basketbolun verdiği hırsla vurunca adam yere düştü. Ondan sonra seyirci üstümüze geldi. Takım hemen soyunma odasına girdi, Ferhan Baras ile biz ikimiz dışarıda kaldık. Engin’i zorla içeri aldık. Ankara’da bir idarecimiz vardı (ismini şimdi hatırlayamadım), o geldi; Engin’i polisle bir yere götürdüler. Sonra bizi yataklı trenle İstanbul’a gönderdiler. Zaten sonra çocuk hapis süreci falan yaşadı galiba.
• Fenerbahçe’de beş sezon boyunca iki farklı başkanla, Emin Cankurtaran ve Faruk Ilgaz ile çalıştınız. Döneminizdeki yönetimlerin basketbol şubesine olan bakışı nasıldı?
Ben başkanlarla çok muhatap olmazdım. Emin Abi ile sık sık görüşürdüm ama Faruk Abi ile daha çok Ferhan konuşurdu. Emin Abi’nin yazıhanesine gider, “Ne yapacağız?” diye dertleşirdik. O zaman basketbol şimdiki kadar popüler değildi. Ne zaman ki Altınordu piyasaya çıktı, Candan Sadıkoğlu büyük paralar dökmeye başladı; Halil Dağlı, Hüseyin Alp ve Samim Göreç gibi isimler oraya gitti. Onlar üst üste şampiyon oldular. Ferhan’ı ve Hüseyin Abi’yi de istediler ama ailevi nedenlerle gidemediler. Hüseyin Abi’nin peşinde çantada 120-130 bin lira ile dolaştıklarını bilirim Kalamış’ta. Beraberdik çünkü hep. O dönemden sonra basketbol parlamaya başladı.
• Fenerbahçe’deki idarecilik döneminizde şahit olduğunuz en unutulmaz maç ve saha dışında yaşadığınız en ilginç olay neydi?
Eskiden tribünler ikiye bölünürdü; bir taraf Fener, bir taraf Galatasaray. Ama o eski dostluk, abilik-kardeşlik başkaydı. Popovic maça çıkacak ama ayağından iğne olması lazım. Eski iğneler gaz ocağında kaynatılırdı biliyorsun. Getirdik iğneyi ama yapacak doktor yok Sergi Sarayı’nda. Rakibimiz Galatasaray’ın antrenörü Ali Uras’tı (aynı zamanda doktordur). Gittim odasına, kapıyı vurdum. “Ali Abi” dedim. “Hayırdır Eyüp, Galatasaray’a mı transfer oldun?” dedi. “Yok abi, Popovic’in iğne olması lazım, yapar mısın?” dedim. Geldi bizim odaya, iğneyi yaptı ve çıktı. Şimdi olsa millet birbirini yer. Maç biterdi, hep beraber sarmaş dolaş bir kulübe veya yemeğe giderdik. Vapurda beraber dönerdik. Şimdi herkes birbirine düşman oldu.
(Yorum: Bu dediklerinizin aynısını Güner Yalçıner abi de söylemişti.)
Güner Kaptan ile İstanbul karmasında beraber oynadık. Çok efendi, dünya tatlısı, akıllı bir abimizdir. Nerede görsem hürmet ederim. Ömer Urkon da Kadıköy kökenlidir, bizim abimizdir. Eğer o zaman milli takıma gelen antrenör McGregor’un Amerika’ya götüreceği tek oyuncu varsa o da Ömer Abi’ydi. Elleri çok büyüktü, topu tek elle tutardı. Jump shot’a kalktığı zaman havada asılı kalırdı; sen yere inerken o topu atardı. Bir Galatasaray maçında 16 sayı atmıştı, yer yerinden oynamıştı. O Kadıköyspor’dan bize geçince, ben onun yerini doldurmaya çalıştım ama tabii onun gibi olmadı.
• Takımımız, o yıllarda maçlarını Spor ve Sergi Sarayı’nda oynuyordu. Spor Sergi’ye, tribün atmosferine dair neler söylersiniz?
Aram Markaroğlu o zaman Fenerbahçe’nin amigosuydu ama hakiki Fenerbahçeliydi. 300 kişiyle maça gelirdi. Sergi Sarayı’nın tribünleri sahaya çok yakındı ama kimse kimseye bir şey yapmazdı. Bağırılır, çağırılır, maç orada biterdi. Şimdi bıçak, tabanca her şey var; o zaman öyle değildi. Maç biter, “Nerede buluşuyoruz?” diye birbirimize sorardık. Saha içi farklıydı, saha dışı dostluktu.
• O yıllardaki imkanlar nasıldı? Günümüz ile bir karşılaştırma yapacak olsanız neler söylersiniz?
Erdi kardeşim bizim zamanımızda ayakkabı, forma, eşofman yoktu. Altıyol’da Rekor diye bir mağaza vardı, oraya gider taksitle forma alırdık. Formaları evde yıkatırdık. Ben Beyrut’tan bir Converse getirmiştim, halen içeride saklarım. Kenarlarını gazla siler, sadece maçtan maça giyerdim; eskimesin diye antrenmanda bile giymezdim. Şimdikilerin her şeyi beş beşlik ama bir eksik var: Basketbolu bilmelerine rağmen temel eğitim eksik. Mesela bir çocuk getirdiler İzmit’ten, süper yetenek. Hüseyin Kozluca idmana çıktı, çocuk bizimkileri darmadağın etti. “Alalım mı?” dediler, “Kadroda yer yok” dendi. Çocuk Efes’e gitti, şimdi milli takımda. Altyapıdaki eski sporcuların tecrübesinden faydalanmak lazım. Hüseyin Abi’de, Halil Dağlı’da, Güner Abi’de büyük bir donanım var. Bir de şu var; basketbolcu faul kaçırmaz kardeşim. Biz antrenmandan bir saat önce sahaya çıkar, yüzlerce şut ve faul atardık. Şimdi idman bitiyor, oyuncu hemen çıkıp gidiyor.
• İdarecilik görevinizin ardından Fenerbahçe camiasında başka bir görevde bulundunuz mu?
Başka bir vazife almadım, iş hayatımdan dolayı istemedim de.
• Son olarak, bu röportajı okuyan Fenerbahçelilere mesajınız nedir?
Vallahi Fenerbahçe’nin her zaman iyi olmasını isteriz. Hepimiz Fenerliyiz. Beni hatırladığınız için teşekkür ederim Erdi kardeşim.
