
Salon Tribünü ekibi olarak Fenerbahçe basketbol tarihine ışık tutan çalışmalarımızda bugün çok değerli bir ismi konuk ediyoruz. 1970’li yılların başında sarı-lacivertli formayı terleten, o dönemin efsane isimleriyle aynı parkeyi paylaşan Hasan Ekici o yılları ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlattı.
• Değerli ağabeyimiz, hoş geldiniz. Fenerbahçe basketbol tarihini yaşatma çabamızda size yer verdiğimiz için çok mutluyuz. Öncelikle çocukluk ve gençlik yıllarınızdan, basketbola adım atma sürecinizden bahsedebilir misiniz?
Sevgili Erdi, soruların için teşekkür ederim. Basketbola Saint Joseph Lisesi’nde ortaokul öğrencisiyken başladım. O zamanlar Fenerbahçe yıldız takımında oynayan okul arkadaşım Erdim Öztokat vasıtasıyla kulübe adım attım. Erdim beni, dönemin yöneticisi Talha Altınbaşak’ın damadı olan Mehmet Baturalp ile tanıştırdı. Böylece Fenerbahçe yıldız takımında oynamaya başladım.
• Altyapıdan A takıma geçiş süreciniz nasıl gerçekleşti?
Yıldız takımda iki sene, genç takımda da iki sene oynadıktan sonra 1971 senesinde A takıma yükseldim. Batur ağabey ile genç takımdaki son iki yılımızda birlikte çalışmıştık, onunla beraber A takıma geçtim. O zamanlar Cağaloğlu’nda “Amerikan Dershanesi” denilen, eski bir konaktan bozma kapalı spor salonunda A takımıyla antrenmanlara çıkardım.
• 1971-1972 sezonu kadrosunda yer aldınız. O dönem kadroda çok önemli isimler vardı, neler hissetmiştiniz?
Her ne kadar kadroda olsam da, takımın efsane oyuncularının yanında; Güner, İlker, Ferhan, Büyük ve Küçük Tuncer, Hüseyin Kozluca, Engin gibi üstatlarla oynama ayrıcalığım oldu. Altan ağabey (Dinçer) o zamanlar basketbol şubesiyle ilgilenirdi. O zamanki basketbol ortamı ve camiası bugünden çok değişikti. Şimdiki gibi yabancı oyuncular yoktu; sadece Beşiktaş’ta Tom Davis isminde bir ABD’li vardı. Onun da Türkiye’de bulunma nedeni, yanılmıyorsam Robert Kolej’de öğretmen olmasıydı.

• O efsanevi Spor Sergi Sarayı atmosferini ve Fenerbahçe taraftarlarını bizlere anlatabilir misiniz?
Spor Sergi Sarayı’ndaki maçlar bir şölen gibi geçerdi. Seyirciler maçları büyük bir olgunlukla seyrederdi. Maçlar bittikten sonra gençlerden oluşan çoğunluk yemeğe ve sosyalleşmeye çıkardı. Spor Sergi’de Fenerbahçe, Galatasaray, İTÜ, Beşiktaş ve Eczacıbaşı takımları aynı gün arka arkaya maç yapardı. Her takımın taraftarı kendine ayrılan yerde tezahüratını yapar, maçını izlerdi. Buna rağmen kavga dövüş çok ender olurdu.
• Takımdaki birliktelikten ve unutamadığınız bir anıdan bahseder misiniz?
Rahmetli Batur ağabey ve eşi Ülkü abla bizlerle bir aile sıcaklığında ilgilenir, her zaman yanımızda olurlardı. Maç dönüşleri Kadıköy vapurunda Hüseyin Kozluca ağabeyle geçirdiğimiz zamanları unutamam.
Altan Dinçer ağabey ile ilgili çok ilginç bir hikâye vardır: Bir gün Altan ağabeye “Hadi ısın, oyuna gireceksin” demişler. İlerleyen dakikalarda oyuncu değişikliği yapılacakken Altan ağabey ortalıkta görünmez. Herkes onu arar ama bulamaz. En sonunda Altan ağabeyi bulurlar; meğer gidip kalorifer dairesinde ısınıyormuş!

• Fenerbahçe’den ayrılış süreciniz nasıl oldu?
Maalesef yurt dışında üniversite okumak için bu eşi bulunmaz ortamı ve Fenerbahçe’yi bırakmak zorunda kaldım.
• Sizin döneminizle bugünkü basketbol arasındaki farkları nasıl değerlendiriyorsunuz?
O zamanki basketbolu bugünkü profesyonel basketbolla mukayese etmek mümkün değil. O dönem oyuncuların çoğunun kendi işleri ve meslekleri vardı. Yarı profesyonel demek bile zordu; oyuncular tamamen spor ve kulüp aşkıyla mücadele ederdi.
Şimdiki Fenerbahçe basketbolu ise tam anlamıyla profesyonelce yönetilen bir şube. Son seyrettiğim EuroLeague maçından sonra kendi kendime şunu dedim: Bizim oynadığımız dönemle karşılaştırırsam, şimdiki basketbol bizim dönemimizden en az 1-1,5 metre daha “yüksekte” oynanıyor.
• Son olarak, bu röportajı okuyan Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?
Bizim zamanımızda şartlar kısıtlı, imkanlar azdı ama Fenerbahçe formasına duyduğumuz o karşılıksız sevgi her şeyin üzerindeydi. Bugün kulübümüzün ulaştığı noktayı, Avrupa’nın zirvesindeki yerini gördükçe bir eski sporcu olarak göğsüm kabarıyor. Genç taraftarlarımıza tavsiyem; bu büyük kulübün değerini, o eşsiz “kulüpçülük” ruhunu her zaman korumalarıdır. Bizler o parkelerde sadece top koşturmadık, bir ailenin ferdi olduk. Tribündeki kardeşlerim de bu ailenin en büyük gücü. Hepsine sevgilerimi gönderiyorum, Fenerbahçe sevgisi kalplerinden hiç eksilmesin.
