#Arşivden “Seni Bizim Takıma Alalım”: Ali Şen ile Yaşanan O Meşhur Anı ve Sinan Öztürk’le 1980’li Yıllar

Fenerbahçe basketbolunun “amatör ruhla” parkede devleştiği, Spor Sergi Sarayı’nın tribünlerden gelen o meşhur uğultuyla sarsıldığı ve yatırımların kısıtlı ama aidiyet duygusunun sonsuz olduğu yıllara geri dönüyoruz. 1980’lerin başında sarı-lacivertli formayı terleten, pota altındaki mücadelesiyle hatırlanan Sinan Öztürk ile bir araya geldik.
Rize’den başlayan spor yolculuğundan Ali Şen ile yaşadığı tebessüm ettiren karşılaşmaya; Spor Sergi’nin “mabet” sayıldığı günlerden EuroLeague şampiyonluğuna uzanan bu geniş perspektifte, Sinan Öztürk bizleri kulüp tarihinin tozlu ama bir o kadar da gurur dolu sayfalarına götürüyor.
“Fenerbahçe hayattır” diyen eski basketbolcumuzun ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlattığı dün ile bugünü birleştiren o samimi söyleşi…

Sinan Öztürk 13 Numaralı formasıyla.

Değerli Sinan ağabey, öncelikle hoş geldiniz. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi olarak size çok teşekkür ederiz. Çocukluk ve gençlik yıllarınızı, basketbola adım atma sürecinizi ve altyapı yıllarınızı bizlere anlatabilir misiniz?

Merhaba Erdi kardeşim. Benim gençlik yıllarım Rize’de geçti. Aslında basketbola 15 yaşımda, beden eğitimi hocamın zoruyla başladım diyebilirim; yani oldukça geç bir başlangıçtı. İlk lisansım Çaykur’da çıktı ve orada hem basketbol hem de voleybol oynayarak spora başladım. Askerlik görevimi tamamladıktan sonra İstanbul’a geldim. İstanbul’da yolum Efes Pilsen’den Faruk Akagün ağabey ile kesişti. Basketbolu iki yıl boyunca orada öğrendim. İki yılın ardından Fenerbahçe’ye transfer oldum ki bu benim için inanılmaz bir şeydi. Fenerbahçe’de rahmetli Batur ağabey (Batur Alp) ile çok güzel iki yıl geçirdim.

Kaynak: Sinan Öztürk Arşivi

Fenerbahçe’ye geliş süreciniz nasıl gelişti ve kulübümüzün basketbol takımında forma giymek sizin için nasıl bir duyguydu?

Efes’teki eğitimimden sonra Fenerbahçe’ye geçmek benim için bir gurur kaynağıydı. Ancak bu güzel süreç bir sakatlıkla kesintiye uğradı; bileğimden kolum kırıldı ve iyileşmem iki ay sürdü. Üçüncü yıla girdiğimizde Efe Aydan ve birçok yeni transfer yapılınca takımdan ayrılmak zorunda kaldım.

• Takımdaki ilk sezonunuz olan 1980/1981 sezonunda, ekonomik sorunlar nedeniyle Fenerbahçe zor günler geçiriyordu ve lig 11. sırada tamamlanmıştı. O sezona dair neler söylemek istersiniz, sizce neler yanlış gitti?

Fenerbahçe’deki ilk sezonumda takıma birçok yeni transfer yapılmıştı ancak alışma süreci pek iyi gitmedi. Buna rağmen sahada olağanüstü bir mücadele vermiştik. Ligi orta sıralarda bitirdik ama o dönem Efes, Eczacıbaşı, Tofaş ve Ankara takımları gibi çok kuvvetli rakipler vardı. Kulüp yapısı olarak da o yıllarda basketbol maalesef ikinci plandaydı, yani ilgi oldukça azdı.

Kaynak: Sinan Öztürk Arşivi

• 1981/1982 sezonu da oldukça zorlu geçti. Takımımız Beyaz Grup’ta sonuncu olsa da Klasman Grubu’ndaki performansıyla ligi 10. sırada tamamladı. Bu sezonu ve sonrasında takımdan ayrılış sürecinizi anlatabilir misiniz?

İkinci yılımda da benzer sorunlar devam etti. Çok kötü bir sezon geçirmiştik ve ligi sonlarda bitirdik. Play-off maçlarından sonra ligde kalmayı başardık, gerçekten çok zor bir yıldı. Benim için Fenerbahçe süreci artık sona eriyordu. Sakatlıktan sonra toparlanmak zaten zor olmuştu. Üstüne iki Amerikalı uzun, Efe Aydan ve birçok yeni oyuncu gelince bana yol göründü. Çünkü ben oynamak istiyordum, yapacak en iyi şey yeni bir takım bulmaktı; zaten o dönem beni isteyen kulüpler de vardı.

• Fenerbahçe’de saha içinde veya dışında unutamadığınız bir anınız var mı?

Unutamadığım çok anı var tabii. O dönemlerde çalışma hayatım da başlamıştı, bir reklam ajansında çalışıyordum. Fenerbahçe kataloğu hazırlıyorduk ve kataloğun son hali için onay almak üzere başkanımız Ali Şen’in ofisine gittim. Odasına girdiğimde başkan beni görünce “Basketbol oynuyor musun?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. Bana “Seni bizim takıma alalım” dediğinde, ben de “Başkanım, zaten sizin takımdayım” deyince gülmeye başladı. Benim için çok hoş bir anıydı.

• Fenerbahçe forması altında en unutamadığınız maç hangisiydi? Özellikle Galatasaray, Beşiktaş ve Efes Pilsen maçlarının sizin için önemi neydi?

Fenerbahçe’de oynarken unutamadığım çok maç oldu ama Galatasaray maçlarının heyecanı her zaman başkaydı. Çok çekişmeli maçlar oynadık, o derbilerin yeri her zaman ayrıydı. Galatasaray ve Beşiktaş maçları bizim için ne kadar önemliyse, onlar için de Efes Pilsen maçları bir o kadar zordu; çünkü o dönem Efes ve Eczacıbaşı çok kuvvetli takımlardı. Bu önemli maçlar öncesinde Suadiye Otel’de bir hafta boyunca kampa girerdik.

Kaynak: Sinan Öztürk arşivi.

• Sahada birlikte ter döktüğünüz isimler arasında, beraber oynamaktan en keyif aldığınız isim kimdi?

Fenerbahçe’de oynadığım dönemde oynamaktan en çok zevk aldığım oyuncu Halil Dağlı olmuştu. Bize tam bir ağabeylik yapardı. 41 yaşında olmasına rağmen süper oynuyordu. Bana pota altında beklememi söyler, harika paslar atardı.

• Spor Sergi Sarayı sizin için ne anlam ifade ediyordu?

Spor Sergi Sarayı bizim için bir mabetti, evimiz gibiydi. Yıkıldığında gerçekten çok üzülmüştük.

• Sizin döneminizle şimdiki basketbol arasındaki “amatör ruh” ve “profesyonellik” farklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim dönemimizde birkaç kulüp haricinde tamamen amatör ruh hakimdi. Biz kulübümüz için oynardık. İlgi de bugünkü kadar çok değildi; varsa yoksa futbol vardı, tüm yatırımlar futbol içindi. Sadece Galatasaray ve Beşiktaş maçlarında seyirci büyük ilgi gösterirdi. Biz o yıllarda tam bir amatör ruhla mücadele ederdik.

• Basketbolu bıraktıktan sonra bu sporla bağınız devam etti mi? Altyapıların bugünkü durumu ve Türk basketbolunun gelişimi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Basketbolu bıraktıktan sonra sadece seyirci olarak kaldım. Altyapılardan aslında her zaman iyi oyuncular çıkıyor ama onların şanssızlığı yabancı oyuncu sayısının fazlalığı. Bu yüzden oynama süreleri çok kısıtlı kalıyor; oysa daha çok süre almaları gerekiyor. Bence Türk basketbolu yeterince gelişemiyor, bunun temel nedeni de yabancı oyuncu çokluğu. Bu sayının azaltılması gerektiğine inanıyorum.

• Fenerbahçe son 20 yılda yapmış olduğu büyük bir atılımla EuroLeague kupasını müzesine götürdü. Kulübün bu sürecini ve bugünkü performansını nasıl görüyorsunuz?

Fenerbahçe, Obradovic ile çok önemli bir çıkış yakaladı. Müessese kulüplerinden sonra basketbola bu denli yatırım yapan tek kulüp Fenerbahçe oldu. Aslında bu yatırım süreci daha da öncesine dayanıyor. Zaten bu istikrarlı yatırımların sonunda EuroLeague şampiyonluğu ve ondan önceki ikincilikler geldi. Bu sezonda da takımın başarılı olacağına gönülden inanıyorum.

• Son olarak taraftarlarımıza mesajınız nedir

Fenerbahçe taraftarı, ne olursa olsun her zaman takımını destekler. Benim mesajım da bu yönde; desteklerini her zaman sürdürsünler. Çünkü Fenerbahçe hayattır. İnşallah güzel bir söyleşi olmuştur Erdi kardeşim, sağlıcakla kalın.

Yorum bırakın