#Arşivden Dereağzı’nda Beton Sahada Başlayan Bir Sevda: Ertunga Ulus ile Fenerbahçe Basketbolunun 1980’li yılları.

Fenerbahçe basketbolunun bugünkü devasa başarılarının, EuroLeague şampiyonluklarının ve modern salonlardaki görkeminin temelinde; beton sahalarda, imkansızlıklar içinde ama sonsuz bir aidiyet duygusuyla ter döken isimlerin emeği var. 1980’li yılların o kendine has “Spor Sergi” atmosferinde, sarı-lacivertli formayı büyük bir gururla taşıyan Ertunga Ulus, o dönemin en canlı tanıklarından biri.

Dereağzı’ndaki beton sahada yapılan yaz antrenmanlarından, taraftarların futbolu kıskandıran coşkusuna; efsane kaptan Efe Aydan ile olan anılarından, mühendislik eğitimi ile basketbol arasında kurduğu köprüye kadar pek çok bilinmeyeni ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan ile paylaştı.

Ertunga abi, öncelikle hoş geldiniz. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi olarak size çok teşekkür ederiz.

Çocukluk ve gençlik yıllarınızı, basketbola adım atma sürecinizi ve altyapı yıllarınızı bizlere anlatabilir misiniz?

Ben teşekkür ederim Erdi kardeşim, hoş bulduk. 1970’li yıllarda, çocukluğumda futbol çok popülerdi. Her çocuk gibi ben de spora futbol ile başladım. Daha sonra Ankaragücü’nün genç takımına seçildim ve 1977 yazım Ankaragücü altyapısındaki antrenmanlarla geçti. Ancak eğitim camiasından olan ailem, futbol oynarsam okuyamayacağımı söyleyerek beni basketbola yönlendirdi. Böylece Kolejliler (TED Ankara Koleji) takımına seçildim. İlk iki sene Yıldız takımla antrenmanlara çıktım. Yıldız takımda bir sene oynadıktan sonra önce Genç takımda, sezon sonuna doğru ise A takımda oynamaya başladım. Kolejliler Genç takımındaki son senemde Türkiye Şampiyonası finalinde DSİ takımına yenilerek Türkiye ikincisi olduk. Bu benim lisedeki son yılımdı. O sene üniversite sınavında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Mühendisliği bölümünü kazanmıştım. Böylelikle basketbol hayatımın geri kalan kısmına İstanbul’da devam ettim. Bütün ailem Fenerbahçeli olduğundan, ben de bir Fenerbahçe taraftarı olarak yetişmiştim.

• Fenerbahçe’ye geliş süreciniz nasıl gelişti? Kulübümüzün basketbol takımında forma giymek sizin için nasıl bir duyguydu?

İstanbul’a geldiğimde okula kaydımı yaptırdıktan sonra takımları dolaşmaya başladım. Tesadüfen Halil Üner’in Fenerbahçe Genç Takımı’nı çalıştırdığını öğrendim. Halil abiyi daha önceden Ankara’dan biliyordum. Ben Kolejliler’de oynarken o da Şekerspor Yıldız Takımı’nın antrenörüydü. Kolejliler ile Türkiye ikincisi olduğumuz sene Halil abi Galatasaray Genç Takımı’nı çalıştırıyordu ve gruplarda bizimle eşleşmişlerdi; biz onları yenerek finallere çıkmaya hak kazanmıştık. Halil abi beni Fenerbahçe’ye almak istedi, ben de seve seve kabul ettim. Böylelikle Fenerbahçe altyapısında bir sene oynadıktan sonra iki sene de A takımda oynama şansı elde ettim. Bunlar, hayatımda kendimi Fenerbahçe’de ayrıcalıklı hissettiğim yıllardı.

1982 yılı Spor Sergi Sarayı
Turkiye Şampiyonu Fenerbahçe genç takımı

(Ertunga Ulus oturanlarda sağda dördüncü sırada)

• Takıma katıldığınız ilk sezon olan 1981-1982’de, Beyaz Grup’ta sonuncu olan ancak Klasman Grubu’ndaki performansıyla ligi 10. sırada bitiren bir Fenerbahçe vardı. O sezonu nasıl anımsıyorsunuz?

Fenerbahçe’deki ilk yılımda, yani 1981-1982 sezonunda, hem Fenerbahçe Genç Takımı hem de A takımı ile maçlara çıkmaya başladım. Genç takım ile o sezon Türkiye Şampiyonluğu’nu kazandık. A takımda ise az da olsa deneyimler elde ettim. O sene Fenerbahçe ligde küme düşme mücadelesi veriyordu ve neticede kümede kalmayı başardık.

• 1982-1983 sezonunda başkan Ali Şen iddialı bir kadro kurmuştu. Spor Sergi’nin dolup taştığı, taraftarın salonlara sığmadığı o muhteşem atmosferi ve şampiyonluğun kıyısından dönülen o sezonu anlatabilir misiniz?

1982-1983 sezonuna Ali Şen başkanlığında güçlü bir kadro kurularak başlandı. A takıma Efe Aydan, Cengiz Kayatürk, Fatih Özal, Hakan Artış, Ali Limoncuoğlu ve Calvin Roberts (Robertson) dahil edildi. Antrenör olarak Önder Seden ve yanlış hatırlamıyorsam adı Nikoliç olan Yugoslav bir yardımcı antrenör getirildi. Bu sezon Fenerbahçe taraftarı tekrar salonlara çekerek çok iyi bir grafik çizdi ve ligi birinci bitirdik. O sene uygulanan Final Grubu maçlarında ise ikinci olarak sezonu tamamladık. O dönem Fenerbahçe taraftarı, deplasmanlar dahil müthiş bir katkı sağlayarak başarımızda büyük pay sahibi oldu.

• 1983-1984 sezonunda hem yönetimsel çalkantılar hem de Avrupa’daki Steaua Bükreş maçları gündemdeydi. Ali Şen’in istifasının takıma yansıması nasıl oldu?

O sezon yaşanan çalkantılar saha içindeki dengemizi bozmuştu. Play-Off aşamasında elimizden geleni yapsak da antrenör değişiklikleri ve kadro dışı kararları bizi zorladı. Özellikle yabancı oyuncumuz Boynes’in kadro dışı kalmasıyla tamamen Türk oyunculardan kurulu bir kadroyla mücadele ettik. Elimizden gelen direnci göstermemize rağmen tecrübeli Efes kadrosuna karşı şanssız yenilgiler alarak sezonu kapattık.

1983-1984 sezonunda takıma Aydan Siyavuş, yardımcı antrenör olarak da Önder Okan getirildi. Yabancı oyuncu olarak Winford Boynes ve Efes Pilsen’den Necdet Ronabar ile kadro takviye edildi. Sezon öncesi Yugoslavya’da 15 günlük bir kampla hazırlandık. Hatırladığım kadarıyla ilk defa o sene Fenerbahçe’de idari ve teknik menajerlik ikiye ayrılmıştı. Fenerbahçe’nin bir başka değeri olan ve yıllarca kulüpte basketbol oynamış Halil Dağlı teknik menajer, Amerika’dan yeni gelmiş olan meslektaşım (İnşaat Mühendisi) Murat Murathanoğlu ise idari menajer olarak görev alıyordu. Bu isimlerle takım daha da güçlenmiş oldu. Ancak o sezon üniversiteden atıldığım ve basketbolda da beklediğimi bulamadığım için sezon ortasında Ankara’ya dönmüştüm. Ocak veya Şubat gibi Aydan Siyavuş beni Ankara’dan arayarak takıma tekrar davet etti. Bu arada Play-Off süreci başlamak üzereydi. Hatırladığım kadarıyla Play-Off başlarken Aydan Siyavuş istifa etti ve Efes Pilsen antrenörü oldu. Eğer Aydan Siyavuş devam etmiş olsaydı, o sezonu şampiyon bitirme şansımız çok yüksekti.

• Yine aynı sezonda Efes Pilsen ve Güney Sanayi maçlarında yaşanan hakem kararları, saha olayları ve kulübün yayınladığı o meşhur bildiri süreci hakkında neler söylersiniz?

O dönemde basketbolun yeni yeni geliştiği ve rekabetin sertleştiği bir süreçti. Özellikle müessese takımları ile kulüp takımları arasındaki çekişme hem sahaya hem de tribüne yansıyordu. Bahsi geçen olaylar, kulübün ve taraftarın uğradığı haksızlıklara karşı gösterdiği bir reaksiyondu. Takım üzerinde bu olayların gerginliği hissediliyordu. Benim Fenerbahçe’deki son sezonumdu; sonrasında okul kaydımı yaptırıp ikinci ligde oynamaya devam ettim ama bir taraftar olarak Fenerbahçe’yi seyretmekten her zaman keyif aldım.

• 1983-1984 sezonundaki Play-Off mücadelesini ve tek yabancıyla çıkılan Efes Pilsen serisini sizden dinleyebilir miyiz?

O sezon yaşanan çalkantılar saha içindeki dengemizi bozmuştu. Play-Off aşamasında elimizden geleni yapsak da antrenör değişiklikleri ve kadro dışı kararları bizi zorladı. Özellikle yabancı oyuncumuz Boynes’in kadro dışı kalmasıyla tamamen Türk oyunculardan kurulu bir kadroyla mücadele ettik. Elimizden gelen direnci göstermemize rağmen tecrübeli Efes kadrosuna karşı şanssız yenilgiler alarak sezonu kapattık.

• 1984-1985 sezonunda kulüpteki ekonomik sıkıntılara rağmen gelen bir Avrupa başarısı ve lig finali var. O zorlu günleri ve Galatasaray’a kaybedilen final serisini nasıl anlatırsınız?

Unutamadığım şeylerden birisi, o dönem takımın maddi sıkıntılar yüzünden bir süre maaşlarını alamayacak durumda olmasıydı. Fakat hiçbir şekilde antrenmanları veya maçları aksatmıyor, birbirimize destek oluyorduk. Basketbol o sıralarda çok amatör bir ruhla oynanıyordu. Bir maç öncesi taraftar grubunun sahaya gelerek, takıma dağıtılmak üzere kaptanımız Efe Aydan’a içinde bir miktar para olan bir zarf vermesi, benim unutamadığım en dokunaklı anlardan biridir. Final serisinde ise küçük detaylar ve yorgunluk etkili oldu, ezeli rakibimize karşı istediğimiz sonucu alamadık.

• Fenerbahçe’den ayrılık süreciniz ve sonrasındaki Çukurova kariyeriniz nasıl gelişti?

1. Lig seviyesinde basketbol ile okulun birlikte yürümesinin çok zor olduğunu gördüm. Okul ve basketbol arasında bir seçim yapmam gerekiyordu ve eğitim hayatıma öncelik verme kararı aldım. Ancak basketboldan da kopmadım. 2. Ligde, daha önce Fenerbahçe’de beraber oynadığımız arkadaşım Ahmet Dostal’ın yaptığı gibi Pertevniyal’e transfer oldum. Dört sene boyunca 2. Ligde, okul önceliğim olduğu için zaman zaman kısıtlı antrenmanla devam ederek İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Mezuniyetten sonra Çukurova Spor Kulübü’nde antrenör Halil Üner beni transfer etti. Genç takımdan arkadaşım Kemal Dinçer ile bir sene Çukurova’da oynadıktan sonra basketbol ile yollarımın ayrıldığı profesyonel iş hayatım başladı. İş hayatım süresince de İstanbul’da 1. Amatör Küme’de oynamaya devam ettim; hala veteran liglerinde 50 yaş üstü kategorisinde basketbol oynuyorum.

• Fenerbahçe’de saha içinde veya dışında unutamadığınız özel bir anınız var mı?

Fenerbahçe’ye ilk geldiğim sene, yaz antrenmanlarını Dereağzı’nda futbol sahasının hemen yanındaki beton basketbol sahasında yapıyorduk; bu unutulmazdı. Ayrıca son iki senemde Efe Aydan abi ile çok yakın oturduğumuzdan, antrenmanlara gidip gelirken beni çok taşımıştır; hatta evini bile açmıştı. Onun yaptıklarını ve abiliğini unutamam. İlk geldiğim sene rahmetli Altan Dinçer abimin de hem takıma hem İstanbul’a alışmam için büyük desteği olmuştur.

• Beraber oynamaktan en keyif aldığınız isimler kimlerdi?

Bütün takım arkadaşlarımı çok severim, hepsinin yeri ayrıdır. Çok iyi bir arkadaşlığımız olduğu için genç takımdaki son senemizde şampiyon olmuştuk. Ancak Ahmet Dostal’ın yeri bambaşkadır; Fenerbahçe, Pertevniyal ve İTÜ okul takımında beraber oynadık. Hatta Ahmet ile 1985’te İTÜ’yü üniversiteler arası Türkiye Şampiyonu yapmıştık. Finalde Kemal Dinçer’in olduğu Boğaziçi Üniversitesi’ni yenerek 27 yıl aradan sonra İTÜ’ye bu kupayı kazandırmıştık. Ayrıca Kemal Dinçer ve Hasan İbrahimoğlu ile de Fenerbahçe sonrasında farklı takımlarda yollarımız kesiştiği için onlar da benim için çok özeldir.

• Derbi maçlarına hazırlık süreciniz nasıldı? O günlerin heyecanını anlatır mısınız?

Bu maçlardan önce eski Maçka Oteli’nde kampa girerdik. Spor Sergi Sarayı’ndaki antrenmanlara yürüyerek gider gelirdik. Özellikle Galatasaray maçları çok daha stresli ve heyecanlı geçerdi.

• Sizin döneminizle şimdiki basketbol arasındaki farklar nelerdir? O dönemdeki “kulüpçülük” ruhunu nasıl tarif edersiniz?

Bizim dönemimiz basketbolun yeni yeni gelişmeye başladığı bir dönemdi. Basketbolun futbolun gölgesinden sıyrılıp Fenerbahçe’de ikinci büyük branş olarak yükselmesi o yıllarda başladı ve günümüze kadar üst seviyeye çıkarak devam etti. Zaman zaman basketbolun ilginin odağı olarak futbolun önüne geçtiğini bile söyleyebiliriz.

• Türk basketbolunun ve altyapıların gelişimi için önerileriniz nelerdir?

Altyapıya daha fazla önem verilmeli ve bu süreç okullara taşınmalı. Özellikle 17-23 yaş aralığı için Genç Takım ile A Takım arasında bir “ara lig” kurulmalı. Okullar arası rekabet artırılmalı ve basketbol Türkiye geneline yaygınlaştırılmalı.

• Euroleague şampiyonu olmuş, Avrupa devi bir Fenerbahçe izliyoruz. Takımın bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Basketbol taraftarımız bence çok iyi. Fırsat buldukça EuroLeague maçlarına gitmeye çalışıyorum; çok düzeyli ve coşkulu bir atmosfer var. Bir taraftar olarak sahada daha fazla Türk oyuncu görmek istiyorum; ayrıca yerli antrenör de denenebilir diye düşünüyorum.

• Son olarak Fenerbahçe taraftarına mesajınız nedir?

Takımı her zaman olduğu gibi coşkuyla desteklemeye devam etsinler. Fenerbahçe taraftarıyla güzel.

Bu değerli röportaj için teşekkür ederiz Ertunga abi.

Rica ederim Erdi kardeşim, ben teşekkür ederim.

Yorum bırakın