Dereağzı’nın tozlu parkelerinden Ataşehir’in modern atmosferine uzanan bir serüven… 98-99 sezonundaki yıldızlar topluluğu kadrosundan, zorlu mali dönemlere ve Galatasaray derbilerinin o unutulmaz heyecanına kadar Fenerbahçe basketbol tarihinin önemli tanıklarından Barış Süer ile 9 Temmuz 2022 tarihinde bir araya gelmiştik. Sarı-lacivertli formayı terleten, ‘forma aşkı’ kavramını bizzat yaşayan Süer, Salon Tribunu ekibinden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a çok özel açıklamalarda bulunmuştu.

• Barış abi merhaba, öncelikle hoş geldin. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi olarak sana çok teşekkür ederiz abi. Çocukluk ve gençlik yıllarınızı, basketbola adım atma sürecinizi ve altyapı yıllarınızı bizlerle paylaşabilir misin?
Öncelikle teşekkür ederim bana böyle bir röportaj imkanı verdiğiniz için Erdi kardeşim. Çok sağ olasın. Çocukluk ve gençlik yıllarımda, ben Adanalıyım. Ondan sonra basketbolu çok fazla bilmiyordum. O dönemler bayan takım menajerlerinden bir tanesi iki tane a takıma oyuncu getiriyordu. O sıra işte boyum ve fiziğim çok uygun olduğu için beni de götürmek istediler. Ondan sonra, o dönem altyapıya bir yatırım yapıyor Fenerbahçe Spor Kulübü. Beni de goturduler denemeye geldim İstanbul’a, Dereağzı tesislerine. Beğendiler. Daha sonra işte ailemle, babamla görüşmek istediler. Daha sonra ilk basketbola adım atma şeklim aslında birazcık böyle oldu; biraz şans diyeyim. Daha sonra Fenerbahçe Spor Kulübü’ne geldim. İşte gençlik yıllarım, altyapımdaydım; yıldız takım, genç takım, A takım sırasıyla. Yani birazcık aslında belli oranda şans yanımdaydı diyeyim, öyle söyleyeyim.
• 1998-1999 sezonunda Fenerbahçe’miz 7 milyon dolar gibi o dönem için çok büyük bir bütçe ayırıyor ve gerçekten de bir yıldızlar topluluğu oluşturuluyor. Ancak bu sezon rakiplerimiz de çok güçlüydü ve takımımız maalesef beklenen başarıyı yapamadı. Bu sezonu bize anlatabilir misin abi?
Tabii ki, 98-99 sezonunda çok büyük transferler yapıldı Aziz Başkan zamanında. O dönem şube başkanımız Osman Yalçın’dı. Yani NBA’den çok ciddi transferler gerçekleşti. Mahmoud Abdul-Rauf, Žan Tabak, Marko Milič, Conrad McRae gibi büyük yıldızlar transfer edildi. Türk oyunculardan da Levent Topsakal, Serdar Apaydın, Tamer Oyguç, ondan sonra Mustafa abi, Reha Öz vardı. Sadece o dönem, nasıl diyeyim… Başımızda Murat Özgül antrenör vardı. İlk başlarda takımın kimyası çok iyi görünüyordu ama sezon başladıkça kötü, arka arkaya mağlubiyetler almaya başladık. O yüzden biraz sıkıntılı geçti aslında, sonunu da getiremedik iyi bir şekilde. Ama gerçek şu ki Fenerbahçe tarihindeki ciddi anlamda çok kaliteli oyuncular gelmişti. Ama maalesef sonunu getiremedik o zamanlar.
• Bahsi geçen sezonda takımımız Avrupa’da özellikle iç sahada iyi maçlar çıkararak güçlü takımları dize getirdi, gruplardan çıktı. Eleme turunda ise güçlü Real Madrid’e boyun eğerek bu kupaya maalesef veda etmiştik. Bu süreci bizlere anlatabilir misin? Ki bununla beraber o dönem Avrupa şampiyonu olan Zalgiris’i de içeride kazandığımız bir maç vardı. O maçtaki tribün ortamını senden dinlemek isteriz.
Genel olarak özetlemek gerekirse aslında o dönem Zalgiris falan olsun, biz burada Türkiye’de 20 sayı ile falan yenmiştik, çok net hatırlıyorum. Ve o sene Zalgiris Avrupa şampiyonu olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Yani hatta herkes hayal kırıklığına uğramıştı 1998/99 sezonunda. O dönem bizim hiçbir şey yapamamamız, hem Türkiye Ligi’nde hem Avrupa’da; yaşayabileceğiniz gibi bazen iyi transferler seçiliyor ama kimya bazen tutmuyor maalesef. Yani belki de bir şekilde orada tam bütünlük sağlayamadık. Bilemiyorum, yani ben daha çok o zamanlar altyapıdan yeni çıkmıştım. Tabii büyük abilerimiz vardı. Ama tabii büyük bir hayal kırıklığı oldu bizim için ve kulübümüz için aslında. Yani bunları söyleyebilirim şu anda.
• Ligde ise yarı finalde dramatik bir şekilde Tofaş’a elendik Barış abi. Bu süreci anlatabilir misin? Ayrıca o hepimizin çok üzüldüğü malum Tofaş maçında George Gilmore 3’te 0 serbest atış attığında takım olarak neler hissetmiştiniz? Çünkü Fenerbahçe basketbol tarihi içinde çok üzücü bir anlardan biridir.
Ya aslında o sene işte hep şey vardı: Tofaş’ın Avrupa basketbolcuları daha iyi ama Fenerbahçe’dekiler NBA patentli yıldızlar. Tabii işte hep kıyaslamak mümkün değildi; Avrupa basketbolcuları mı daha iyi, NBA patentli oyuncular mı? Tofaş sanki o sene birazcık daha “takım” gibi oynuyordu. Normal koşullarda aslında uzak ara bizim şampiyon olmamız gerekiyordu, maalesef ki yapamadık. Ama Gilmore’un 3’te 0 atışına geldiğimizde; ya bu aslında belki 100 tane faul atsa bir daha Gilmore 3’te 0 atar mı deseniz atmazdı. Çok ciddi bir skorerdi o da ama bazen işte yapamıyordu. Şanssızlık mı diyeyim, oradaki odak ve konsantrasyon eksikliği mi diyeyim, maalesef elendik o sene.
• 1999-2000 sezonunda oyuncularımızın çoğunu kaybettik. Fenerbahçemiz ligde kötü bir performans gösterdi ve normal sezonu 9. sırada bitirdik.. Maalesef play-off’a da kalamadık ve Türkiye Kupası’nda da Troy Pilsener’e elendik. Bu sezonu nasıl değerlendirirsin?
Ya belli ki aslında 1998 ve 1999 yılındaki o çok büyük bütçeden sonra birazcık daha mali olarak küçülmeye gitti kulübümüz. Ondan sonra tabii ki yıldızları da kaybedince ister istemez bütçe küçülmüş oldu. O sene de Troy ciddi yatırım yapmıştı. Maalesef play-off’lara kalamadık o sene, Troy’a elendik. Troy o sene iyi bir ivme yakalamıştı, böylece elendik.
• 2000-2001 sezonunda Koraç Kupası’nda çeyrek final oynandı, Ligde play-off’ta Türk Telekom takımına elendik. Türkiye Kupası’nda yine Türk Telekom takımına elendik. Bu sezonu nasıl özetlersiniz?
Aslında Telekom o sene büyük yatırımlara girişti. Bizim takımımız da çok iyiydi ama maalesef bazen o seneki eşleşmek istemediğimiz tek takımdı Telekom. Çünkü ligdeki herhangi başka bir takım gelmiş olsaydı muhtemelen elerdik diye sanırım ama o sene de üzücü bir şekilde Türk Telekom’a elendik iki kulvarda da.
• 2001-2002 sezonu yine kötü bir sezondu ve oyuncularımızın takıma karşı bireysel çabalarına rağmen başarılı maçlar çıkartamadık. Yani 1999-2004 arasını bizim basketbol takımı için biraz karanlık dönem olarak nitelendirebiliriz. Barış abi. Ligi 9. bitirip klasman turunda Galatasaray’ı elemeyi başarmamıza rağmen çeyrek finalde Efes Pilsen’e karşı elendik. Koraç Kupası’nda ise Rusya’nın Ekaterinburg takımına elendikten sonra yolumuza Kuzey Avrupa Ligi’nde devam ettik. Ancak burada da bir başarı gösteremedik. Bu sezon nasıl geçti?
2001-2002 sezonunda maçlarda, sıralamada başarısız olarak ligi 9. bitirdik ama Galatasaray’ı elemeyi başarmıştık. Bizim için her zaman için Galatasaray maçları farklı olmuştur. Oralarda Galatasaray’la oynadığınız maçlarda takımın bütçesi çok önemli değil. Orada daha iyi olan, daha iyi hazırlanmış olan maçları bir şekilde elde ediyordu. Bunun birçok örneği var aslında eskiden beri. Galatasaray’ı çok rahat bir şekilde eledik ama Efes Pilsen o sene çok ciddi bir yatırım yapmıştı, iyi bir kadro vardı zaten. Maalesef onlara karşı bir şey yapamadık. Koraç Kupası’nda da Ekaterinburg takımına elendik. Sonra Avrupa yolunda o sene Kuzey Avrupa Ligi yeni kurulmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Burada da aslında çok deplasmanlara gidiyorduk ama bazı maçları kazandık ama devamını getiremedik. Birazcık daha belki o seneki kadro yeterli başarıyı yakalamak için uygun değildi. Birazcık bu işlerde bütçe de çok önemli yani, bütçeyle ilgili aslında o dönemler. Çünkü bütçeler biraz kısılmıştı, tam hatırlamasam da bu yüzden belki de sonunu getiremedik iyi bir şekilde.
• Takımımızdan ayrıldıktan sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Beykozspor’da forma giydin abi. Bu yıllarına dair neler anlatırsın?
Beykoz’daki forma giydiğim yıllar… Eskiden aslında oradaki oyunculardan bir iki tanesi arkadaşımdı; Güray Kanan ve Mustafa Kemal Bitim. Beykoz’da aslında güzel bir sezon geçirdik. Herkes o sene küme düşer gözüyle bakıyordu bize ama güzel bir sezon oldu. Mersin Büyükşehir’de ikinci ligde Zaza ve Boris ile beraber şampiyon olduk. Ertesi sene, bir sene sonrasında tekrardan geldim Mersin Büyükşehir’e. Oradaki kadroda da yine eski takım arkadaşım Erdal Bibo vardı, ondan sonra Reha Öz vardı. Mersin’de de güzel bir sezon oldu aslında, ivme yakaladık. Ama son playoff’larda gene Anadolu kulüplerine karşı istediğimizi alamamıştık. Genel olarak bence iyi bir sezon yaptığımızı düşünüyorum Mersin’de.
• Fenerbahçe’de uzun süre altyapı ve A takım kadrolarında yer aldın. Saha içinde ve dışında unutamadığın bir an veya anlar var mı abi?
Ya aslında daha çok unutamadığım maçlar benim için her zaman Galatasaray maçları olmuştur. Sonuçta üç büyüklerin içinde her zaman farklı bir motivasyonla oynuyorsunuz. Benim için önemli maçlar onlardı diye düşünüyorum şu anda hatırladığım kadarıyla.
• Fenerbahçe’de forma giydiğin yıllarda birçok değerli isimle sahada birlikte ter döktün. Beraber oynamaktan en keyif aldığın isimler kimlerdi?
Aslında çok değerli oyuncularla birlikte oynamak fırsatını yakaladım şimdi açıkçası. Ama tabii ki ilk A takıma çıktığımda benim için İbrahim abinin (İbrahim Kutluay) yeri her zaman için ayrıdır. Henry Turner, Dallas Comegys… Gerçekten o dönemler Türkiye basketbolunun lokomotifi gibi yaşadığımız için hani ilk üçünü sayabilirim. Ama daha sonraki dönemde Mahmoud Abdul-Rauf, Žan Tabak, Conrad McRae, Marko Milič, Zaza Enden, Levent Topsakal, Serdar Apaydın… Bunlar Türkiye basketboluna çok büyük hizmet etmiş insanlar. Tamer abi (Tamer Oyguç) olsun keza, ondan sonra… Bunlarla oynamaktan büyük zevk aldım çünkü birçok şeyi öğrettiler bize. Bunları sayabilirim. Daha sonraki yıllar Tolga Tekinalp de var bunların içerisinde. Zaza Enden zaten… O farklı bir klasman Zaza abi. Zaza ile oynamaktan en çok antrenmanlarda zevk alırdım çünkü kavgalarımız ve birbirimizle didismelerimiz (gülerek) sürekli olurdu. Beraber oynamaktan çok keyif aldığım oyunculardan birisidir kendisi.

Kaynak: Mustafa Abi Arşivi (Instagram.com/mustafa_abi_10)
• Burada efsanemiz İbrahim abiye de bir parantez açalım istiyorum Barış abi. Kendisiyle oynamak nasıl bir duyguydu senin için?
Valla İbrahim abinin benim için yeri çok apayrıdır. Her şeyden önce çok profesyonel bir basketbolcu ve çok yardımseverdir kendisi ayrıca. Benim nezdimde İbrahim abinin yeri çok apayrı. Yani en çok saygı duyduğum basketbolculardan birisidir kendisi.

• Barış Süer, bugün kendisinin koçluğunu yapsaydı oyununa neler eklemeyi düşünürdü?
Kendimi oyunun her anlamında geliştirseydim farklı olabilirdi diye sanırım. Belki daha fazla çalışmalıydım diye düşünüyorum. Yani o seviyede oynadığınızda çünkü çok çalışmanız gerekiyor. Evet, çalışkan bir yapım vardı benim aslında ama belki daha fazla çalışmalıydım.
• Galatasaray, Beşiktaş ve Efes Pilsen maçları Fenerbahçe camiası için her branşta çok önemlidir. Bu maçlara basketbol takımı olarak nasıl hazırlanıyordunuz? Fenerbahçe’de oynadığın o dönemi takım ve taraftar gözüyle senden dinlemek isteriz abi.
Harika bir soru. Kesinlikle… İşin açıkçası Galatasaray, Beşiktaş ve Efes Pilsen’e karşı oynadığımız maçlar her zaman için önemlidir. Çünkü bunlar o zaman için hedeflenen maçlar. Bu maçlara çıkarken doğal olarak farklı bir motivasyon kaynağınız oluyor. Ne kadar karşı tarafta çok yakın arkadaşlarınız da olsa, maça girdiğiniz zaman o rekabetle ve taraftarın ambiyansıyla gözünüz aslında kimseyi görmüyor, öyle söyleyeyim. Tabii o dönemlerdeki taraftar oranı inanılmaz fazlaydı. Çok net hatırlıyorum, Abdi İpekçi’de bir sürü taraftar dışarıda kaldı. O zamanları yakaladığım için her zaman Galatasaray, Beşiktaş ve Efes maçları bizim için özel olmuştur.
• Abdi İpekçi Spor Salonu’ndaki atmosferi ve Fenerbahçe taraftarının o dönemki rolünü nasıl anlatırsınız?
Abdi İpekçi her zaman için özeldi. O salonun gerçekten o dönemde ulaşımın bile o kadar zor olduğu bir zamanda, sağ olsun taraftarlarımız bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Salon tam doluyordu ve bir o kadar da insan dışarıda kalıyordu, çok net hatırlıyorum aslında. Avrupa maçları veya Türkiye’deki maçlar olsun, gerçekten insanlar çok uzaklardan gelip bizi bekleyip son düdük çalana kadar desteklemeye devam ediyorlardı, sonuç ne olursa olsun. O anlamda Abdi İpekçi’nin bende yeri çok apayrıdır.

• Rakip olarak da Fenerbahçe’ye karşı birçok kez forma giydin. Gönül verdiğin takıma karşı oynamak nasıl bir duyguydu?
İşin açıkçası Fenerbahçe’ye karşı oynamak çok zor. Çünkü benim küçüklüğümün takımı. Altyapılardan A takıma çıkana kadar orada birçok kez forma giydim. Tabii benim için çok zor oluyordu rakip olmak. Öyle diyeyim.
• Sizin döneminizdeki basketbol ile şimdiki basketbol arasındaki farklar nelerdi. Özellikle “kulüpçülük” ruhu nasıldı?
Aslında bizim dönemimizde oynadığımız bence birazcık daha kulüpçülük ruhuna yakındı. Biz sanki kulübün bir parçasıydık gibi geliyordu. Biz çok fazla belki de o dönem maddiyatı önemsemezdik. Ama doğal olarak devir ve dönem değiştiği için artık her şey daha profesyonel görünüyor şu anda. O dönemler daha forma aşkı için oynayabiliyorduk açıkçası. Bu dönem birazcık daha profesyonel anlamda, iş birazcık daha maddiyata bakıyor gibi görünüyor maalesef.
• Fenerbahçe basketbol organizasyonu senin için ne ifade ediyor. Diğer takımlara göre farklı yanları nelerdir?
İşin özeti şöyle: Fenerbahçe benim için her zaman özel olmuştur ve özel olmaya devam edecek. Yani Sarı-Lacivert dediğiniz zaman benim için her şey çok farklı. Şu anki takımlardan farklı kılan yanı ne derseniz; ne kadar kötü de gitse kulübümüzde bazı şeyler, ben hiçbir zaman Sarı-Lacivert’i hiçbir şeye değişmem.
• Türk basketbolu için Fenerbahçe ne ifade ediyor?
Bence Türk basketbolunun lokomotifi diyebiliriz. Aslında çok eskiden beri baktığınız zaman birçok kulüpten daha uzun süreli devam ediyor ve son yıllara baktığınız zaman EuroLeague şampiyonluğumuz, finallerimiz, Final Four’larda kalmamız olsun; Avrupa basketbolunda artık bir Fenerbahçe ismi var. Bu tabii ki Türk basketbolu için bence çok güzel şeyler. Yeni gelecek oyuncular için de bence hedef alınması gereken yer burası. Bu yüzden Fenerbahçe’nin Türk basketboluna çok katkısı var diye düşünüyorum.
• Sayın Aziz Yıldırım başkan olduğunda takımın kadrosundaydın. O dönemlerden EuroLeague şampiyonluğuna kadar gelen süreci bir sporcu ve taraftar gözüyle nasıl anlatırsın?
Bu başarılarda Sayın Aziz Yıldırım’ın çok büyük katkıları oldu. Özellikle 98-99 “Dream Team” kadrosunu kurduğunda çok ciddi yatırımlar yaptı başkanımız. Tabii o dönemler belki Avrupa’da bir başarı sağlamış olsaydık, belki de şu anda EuroLeague’de çok daha fazla şampiyonluğumuz olabilirdi diye düşünüyorum. Tabii bunlar ekonomik olaylarla da ilgili açıkçası. Ama en önemli katkısı tesisleşmedir. Ben ilk geldiğimde Dereağzı’nda bir tane antrenman sahamız vardı, futbol takımıyla birlikte kullanıyorduk orayı. Daha sonra başkanımızın katkılarıyla tesisler arttı, en sonunda Ataşehir’deki mabedimize kavuştuk. Bunlar çok güzel şeyler. Tesisleşme anlamında başkanımızın inanılmaz katkıları vardı. Aradaki fark belki de şudur; biz o dönemler, o nesil birazcık daha çalışkandı gibi geliyor ama belki de şu anda imkanlara daha kolay erişilebildiği için çok fazla çalışılmıyor gibi geliyor bana.

Tabi bununla beraber Fenerbahçe erkek basketbol organizasyonunun vizyonu ozellikle son 20 yılda ciddi anlamda değişti. EuroLeague şampiyonluğu ve birçok kupa müzeye taşındı. Avrupa’da artık Fenerbahçe Spor Kulübü basketbol takımının ciddi bir adı var. Bu gurur verici. Bundan sonraki hedef her sene EuroLeague’de kalıcı olmak bence. Bir sene iki sene şampiyon olup unutulmasındansa, her sene Final Four’da kalıp oralarda oynamamız gerekiyor. Türk basketbolu için de bu önemli. Ümit ediyorum bunu yapabilecek güçteyiz. İlerleyen senelerde tekrardan EuroLeague kupasını yine müzemize taşımak istiyoruz tabii.
• Son olarak Fenerbahçe taraftarlarına mesajın nedir Barış abi?
Taraftarlar benim için çok önemli zaten. Bence hiçbir zaman skora bakıp hayal kırıklığına uğramasınlar. Her şekilde zaten sağ olsunlar her zaman tribünleri dolduruyorlar. Desteklemeye devam etsinler. Bence güzel şampiyonluklar birlikte devam edecektir tekrardan.
• Röportajımıza katıldığın için sana çok teşekkür ederim Barış abi. Sağ olasın, var olasın.
Ben çok teşekkür ederim Erdi kardeşim, sen sağ olasın bana bu fırsatı verdiğin için.
