
Adana’da başlayan hayat hikayesi, onu Avrupa basketbolunun en ikonik ve atletik uzunlarından biri haline getirdi. Fenerbahçe formasıyla potaları sarsan, Panathinaikos ile Atina’da uzun yıllar forma giyen James Gist ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a Zeljko Obradovic ile olan rekabetine, modern basketbolun değişiminden gelecek planlarına kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Fenerbahçe taraftarına duyduğu derin sevgiyi her fırsatta dile getiren Gist, sarı-lacivertli camianın kendisi için ne ifade ettiğini tüm içtenliğiyle anlatıyor.
26 Ekim 1986’da Adana’da dünyaya geldin. Çocukluk yıllarından ve basketbol yolculuğunun nasıl başladığından bahsedebilir misin? O ilk günlerde seni basketbola iten kıvılcım neydi?
Evet, Türkiye’de Adana’da doğdum. Babam Amerikan Hava Kuvvetleri’ndeydi (US Air Force). İlk yılıma dair pek bir şey hatırlamıyorum çünkü henüz bir bebektim. Ancak basketbola olan aşkım 5-6 yaşlarındayken başladı. Babamla birlikte NBA Play-off’larında Chicago Bulls ve Orlando Magic serisini izliyorduk; Jordan ve Scottie Pippen, Shaq ve Penny Hardaway’e karşı oynuyordu. Çocukken o seriyi izledikten sonra basketbol oynamak istedim.
Profesyonel kariyerin 2008’de Angelico Biella ile başladı; ardından Lokomotiv Kuban ve Partizan formaları giydin. Geriye dönüp baktığında, kariyerinin bu gelişim yıllarını nasıl tanımlarsın?
Geriye dönüp baktığımda, o yıllar hem bir insan olarak kendimi çözmeye çalıştığım hem de profesyonel düzeyde bir oyuncu olarak yerimi bulmaya uğraştığım yıllardı. Bir yandan da hâlâ NBA’e dönmeye çalışıyordum. 2008 NBA Draftı’ndan itibaren oyuncu haklarım San Antonio Spurs’ün elindeydi. Üçüncü sezonumda Spurs haklarımı serbest bırakınca, Partizan formasıyla EuroLeague yolculuğuma başladım.
2011-2012 sezonunda Fenerbahçe ile sözleşme imzaladın. Fenerbahçe’ye transfer sürecin nasıl gelişti ve seni bu tercihi yapmaya iten ana motivasyon neydi?

(Kaynak: Basket Dergisi)
Fenerbahçe dönemi zorlu bir süreçti. Bir önceki yıl Partizan’da 3 kupa kazanmış, harika bir sezonu geride bırakmıştım. NBA takımlarının büyük ilgisini çekmiştim ve sezonun son aylarına girerken bir NBA “lockout” (lokavt) söylentisi vardı. Bir karar vermem gerekiyordu: 2011-2012 sezonu için bir NBA sezonu olup olmayacağını mı bekleyecektim, yoksa EuroLeague şampiyonluğu umuduyla kariyerime devam etmek için bir EuroLeague kontratı mı imzalayacaktım? Ben ikincisini seçtim.
Maalesef 2011-2012 sezonu kulübün beklediği kadar başarılı geçmemişti. Ancak sahadaki sonuçlardan bağımsız olarak, taraftarlarla çok kısa sürede inanılmaz güçlü bir bağ kurdun. O dönemki takım kimyasını nasıl tarif edersin ve taraftarla arandaki o özel bağın sırrı neydi?
Fenerbahçe’deki vaktim en iyi dönemim değildi çünkü kurulan kadroya rağmen sezonluk hedeflerimize ulaşamadık. Fenerbahçe gibi büyük bir kulüpte oynamaya alışmakta; yeni bir koç, yeni bir sistem ve yeni takım arkadaşlarıyla bütünleşmekte zorlandığım bir yıl oldu. Kolay bir geçiş süreci değildi. Ancak nerede oynarsam oynayayım, taraftarlarla aramda her zaman özel bir bağ olmuştur; bunun temel sebebi oyuna duyduğum tutku ve aşkın onlarla benzer olmasıdır. Bu, birbirimizle çok iyi bağ kurabildiğimiz bir nokta. Tabii ki Türkiye’de doğmuş olmamı taraftarlar çok sevmişti, ben de bunu çok sevmiştim.

Ülker Arena’nın açılışında takımın bir parçasıydın. Yepyeni bir salonda oynamanın heyecanını nasıl anlatırsın? Sence o atmosfer Avrupa basketbolu içinde nerede duruyor?
Bu doğru. Ülker Arena’daki ilk maçı Armani Milano’ya karşı oynadık ve kazandık. Maçın sonunda birkaç sayıyla galip gelmiştik. Oradaki açılış etkinliğini kazanmak, bizden sonra gelecek takımlara iyi bir enerji bırakmak açısından güzeldi. Fenerbahçe taraftarı ve genel olarak Türk taraftarlar dünyanın en iyi destekçilerinden bazılarıdır. Rekabet düzeyi yükseldiğinde çıkardıkları gürültü ve enerji eşsizdir.
Fenerbahçe formasıyla çıktığın maçları düşündüğünde; gözlerini kapattığında aklına gelen ilk an hangisi?
Fenerbahçe taraftarı dünyanın en iyi destekçilerinden biri. Küresel ölçekte hem futbol hem basketbolda en iyiler arasındalar. Takım onları iyi temsil ettiğinde taraftarlar çok tutkulu oluyorlar ve kulübün başarılı tarihinde büyük bir rol oynuyorlar. Gözlerimi kapattığımda o atmosferi ve o anlardaki enerjiyi her zaman hatırlıyorum.

Fenerbahçe taraftarını ve tribündeki atmosferi kendi perspektifinden nasıl anlatırsın? O kalabalığı arkana almak nasıl bir histi?
Dünya çapında bir kıyaslama yaparsak, Fenerbahçe taraftarı en iyiler arasında yer alır. Takımı gerçekten sahipleniyorlar. Onların desteğini arkanıza aldığınızda hissettiğiniz o tutku, sahada işinizi çok daha farklı bir motivasyonla yapmanızı sağlıyor. Başarının en büyük ortağı onlar.

Fenerbahçe’de oynadığın dönemde birçok yetenekli isimle saha paylaştın. Birlikte oynamaktan en çok keyif aldığın takım arkadaşın kimdi?
Emir Preldzic ile oynamaktan çok keyif alırdım; “adamım”, bir oyuncu olarak harikaydı. 2.08 boyunda bir oyun kurucu gibiydi. Sahada pek çok şeyi yapabiliyordu ve oyunu çok kolaylaştırırdı. Ayrıca Thabo Sefolosha ile yan yana oynamak da eğlenceliydi. Saha içinde ve dışında tüm arkadaşlarla harika bir ilişkim vardı. Roko Ukic ile Panathinaikos’ta devam ettik, Curtis Jerrells ile bir yıl önce Partizan’da oynamıştık. Bu yüzden tek bir oyuncu seçmek gerçekten çok zor.
Fenerbahçe Basketbolu şahsen senin için ne ifade ediyor? Sence bu kulübü, kariyerinde formasını giydiğin diğer kulüplerden ayıran temel farklar neler?
Fenerbahçe çok uzun zamandır var olan, zaferleriyle tarih kitaplarına geçmiş bir takım. Kulübün sahibi olan aile tüm Türkiye için çok önemli bir figür. Bu kulüp güçlü bir geleneği ve yüksek kaliteyi (klası) temsil ediyor. Bu takımda oynamak demek, bu camiayı ağırlıkla ve disiplinle temsil etmek gibi büyük bir sorumluluğa sahip olmak demektir. Onlar size çok iyi bakarlar, siz de karşılığında en iyi basketbolunuzu oynarsınız.
Fenerbahçe’den ayrılık sürecin nasıl gelişti, bu kararın arkasındaki sebep neydi?
Bildiğim kadarıyla yeni koçun planlarına uymadım ve kulübün yolları ayırma kararıydı. Dürüst olmak gerekirse görüşmelerin detaylarına tam olarak vakıf değildim; o süreç menajerim ve takım yetkilileri arasında gelişti.
Kariyerinin çok büyük bir kısmını Atina’da geçirdin. Fenerbahçe ve Panathinaikos gibi iki “dev” kulüpte oynamak zihinsel olarak nasıldı ve bu deneyimler seni bir oyuncu olarak nasıl şekillendirdi?
Fenerbahçe’deki bir eksiğim, beklentilerin çok yüksek olduğu bir seviyede oynamaya o zamanlar tam adapte olamamamdı. Bu diğer EuroLeague takımlarını küçümsemek değil ama Fenerbahçe’nin bütçesi onları farklı bir seviyeye koyuyor. Büyük bütçeyle birlikte büyük beklentiler gelir. İstanbul’daki vaktimde bununla biraz mücadele ettiğimi düşünüyorum. Atina’ya geçtiğimde ise bu ortama uyum sağlamayı öğrendim, beklentileri anladım ve orada bir oyuncu olarak büyüdüm. Uzun yıllar boyunca kendi pozisyonumun en iyi oyuncularından biri haline orada dönüştüm.
Panathinaikos yıllarında maalesef Final Four’a ulaşamadınız. Sence o yıllarda EuroLeague’de ve Play-off aşamalarında yaşanan zorlukların sebebi neydi? Ayrıca Fenerbahçe’ye 3-0 kaybettiğiniz 2016-2017 Play-off serisi hakkında neler söylemek istersin?
Bugüne kadarki en iyi serilerden bazılarında eşleşen harika takımlarımız vardı. Barcelona serisi dışında, elediğimiz veya elendiğimiz hemen her takımın gidip şampiyon olduğunu veya final oynadığını hatırlıyorum. Fenerbahçe serisi de farklı değildi. Sezonun en doğru zamanında, en yüksek seviyesinde performans gösteren harika bir takımla karşılaştık. Udoh o Final Four’un MVP’si oldu; o ve Vesely ikilisiyle başa çıkmak çok zordu. Bogdanovic’in formunu söylemeye bile gerek yok. Benim için o serinin gizli kahramanı Kalinic’ti; normal sezonda kaçırdığı şutların neredeyse hiçbirini o seride kaçırmadı. Obradovic liderliğindeki o takım o sezon EuroLeague’i sonuna kadar hak etti.

Panathinaikos sonrası Kızılyıldız, Bayern Münih, ASVEL ve Bahçeşehir Koleji formaları giydin. Bu dönemleri nasıl değerlendirirsin? Senin için o sürecin öne çıkan anları nelerdi?
O sezonların her birinin kendi hikayesi var. Kızılyıldız dönemi ne yazık ki Covid nedeniyle yarım kaldı. Münih’te EuroLeague play-off’larına kalan ilk Alman takımı olduk ve Almanya Kupası’nı kazandık. Genç bir Wade Baldwin ile oynamak ve gelişimini görmek gurur vericiydi. ASVEL’de EuroLeague kötü geçse de çok güçlü bir Monaco’yu yenerek Fransa şampiyonu olduk; orada genç Wemby (Victor Wembanyama) ile oynamak inanılmaz bir deneyimdi. Bahçeşehir ise Uruguay ve Endonezya öncesi Avrupa’daki son durağımdı.
Kariyerine başladığın dönemdeki basketbol ile günümüz modern basketbolu arasında büyük farklar var. Bir uzun olarak oyunun hızlanmasına ve dış şutun önem kazanmasına adapte olmak senin için zor oldu mu?
Basketbolun bu evriminde bir nevi öncü olduğumu söyleyebilirim. Eskiden oyun posttaki uzunlar üzerinden yürürken, ben, Kyle Hines ve Stephane Lasme gibi isimler “undersized” (nispeten kısa ama atletik) uzunların neler yapabileceğini göstererek dinamiği değiştirdik. Şimdiki oyun dış şut üzerine kurulu ama benim profilim her zaman yüksek enerji ve savunma durduruculuğu üzerineydi. Bu özellikler her dönemde değerlidir.
EuroLeague tarihinin en iyi savunmacı uzunlarından biri olarak kabul ediliyorsun. Genç oyunculara savunmada bir “caydırıcı” olmanın sırrını nasıl açıklarsın?
Rakipleriniz üzerine dersinize çok iyi çalışın; her oyuncunun ve her takımın alışkanlıklarını (tendencies) iyi analiz edin. Savunma yerleşimi harika bir savunmacı olmanın anahtarıdır. Her zaman doğru zamanda doğru yerde olmaya odaklanın.
Basketbol sonrası dönemde seni kenarda bir koç olarak mı yoksa oyunun mutfağında başka bir rolde mi göreceğiz? Gelecek planların neler?
Hedefim bir gün başantrenör olmak. Oyunu öğretmek ve oyuncuyken kazandığım gibi koç olarak da kazanmak istiyorum. Bunu mümkün olan en yüksek seviyede yapmayı hedefliyorum. Şu anda lise takımımda yardımcı antrenörlük yaparak bu yolculuğa başladım bile.
Kariyerin boyunca karşılaştığın en zorlu rakip kimdi?
En zorlu rakibim, Baskonia dönemindeki Mirza Teletovic olabilir. Onu durdurmak gerçekten çok güçtü.

Birlikte oynamaktan en çok keyif aldığın oyun kurucu kimdi?
Çok fazla kaliteli oyun kurucu ile oynadım: Marcus Williams, Nick Calathes, Oliver Lafayette, Roko Ukic, Wade Baldwin… Birini diğerinden ayırmak çok zor, hepsi oyunuma farklı şeyler kattı.
Avrupa’da en sevdiğin deplasman atmosferi hangisiydi?
Rakip olduğumda Obradovic’in takımlarına karşı oynamayı ve o atmosferi her zaman sevmişimdir. Özellikle onun mola dönüşü hazırladığı oyunlara ve hakemler üzerindeki baskısına tanıklık etmek, bir rakip olarak her zaman tetikte kalmanızı sağlıyordu.
Kariyerini tek bir kelimeyle özetlemen gerekse, bu ne olurdu?
“İstikrar.” (Consistency).
Zeljko Obradovic ile çalışma fırsatın olmadı ama ona defalarca rakip oldun. Bir rakip gözüyle onu nasıl tarif edersin?
Oynadığım ve rakip olduğum tüm koçları dikkatle izledim ama Obradovic bambaşka bir seviye. Takımı için yarattığı avantajlar, oyun içindeki anlık ayarlamaları ve mola dönüşü setleri her zaman olağanüstüydü. Uygulama kusursuz olduğunda ona karşı koymak çok zordur.

Bugünkü James Gist kendi kendisinin koçu olsaydı, oyununa neyi eklemek veya geliştirmek isterdi? “Koç Gist”, “Oyuncu Gist”e ne gibi tavsiyeler verirdi?
Ona oyuna yaklaşımında her zaman istikrarlı olmasını ve sahada yarattığı etkinin takımı için ne kadar hayati olduğunu asla unutmamasını tavsiye ederdim.
Fenerbahçe Basketbolu senin için tam olarak ne anlam ifade ediyor? Sence bu kulübü dünyadaki diğer tüm takımlardan ayıran eşsiz özellikler nelerdir?
Daha önce de belirttiğim gibi, burası Türkiye’nin en büyük kulübü. Yüksek bir klas ve köklü bir geleneği temsil ediyor. Onu eşsiz kılan şey, bu geleneğin her branşta ve her taraftarda hissediliyor olması.
Fenerbahçe Beko’nun bu sezonki yolculuğunu ve performansını nasıl buluyorsun?
Bu sezon gerçek formunu bulmaya başlayan bir takım görüyorum. Başlardaki sakatlıklar potansiyellerini tam göstermelerine engel oldu ama şimdi iyi bir ivme yakaladılar. Play-off döneminde rekabetçi olmak için bu seviyeyi yükseltmeye devam etmeliler.
Son olarak, bu röportajı okuyan Fenerbahçe taraftarlarına özel bir mesajın var mı?
Tüm taraftarların yeni yılını kutlarım. Sevdikleriyle birlikte huzurlu ve bereketli bir yıl geçirmelerini dilerim. Şampiyon Fenerbahçe!
