Fenerbahçe basketbolunun tarihini sadece kupalarla ve istatistiklerle anlatmak yetersiz kalır. Bu tarihin asıl ruhu; Dereağzı’nın toprak kokusunda, Spor ve Sergi Sarayı’nın kırık camlarından içeri süzülen güvercinlerde ve maç bitimi Karaköy vapuruna yetişmek için koşan binlerce taraftarın heyecanında saklıdır.
Bu hafta Salon Tribünü olarak, bu köklü tarihin en canlı tanıklarından biri olan, sarı-lacivertli formayı hem oyuncu hem de antrenör olarak terletmiş değerli büyüğümüz Sedat Çamdelen ile bir araya geldik. 1960’lı yılların imkansızlıkları içinde başlayan basketbol yolculuğundan, efsanevi antrenör Mehmet Baturalp ile geçen antrenmanlara; vapurda herkesin susup Hüseyin Kozluca ve Battal Durusel’i dinlediği o özel anlardan, bugünün Avrupa devine dönüşen Fenerbahçe’sine kadar her şeyi ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlattı
Tamer Uyguç’un keşfediliş hikayesinden, Spor Sergi’nin meşhur pide-ayran kuyruklarına kadar uzanan bu samimi sohbette; bazen hüzünlenecek, bazen de o “saf ve amatör” ruhun gücünü iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Sizi, Sedat Çamdelen’in anlatımıyla Fenerbahçe basketbolunun mabedine, hatıralarla dolu bir yolculuğa davet ediyoruz.

Sedat Abi, öncelikle roportaj teklifimizi kabul ettiğin için Salon Tribünü ekibi olarak çok teşekkür ederiz. 1952 yılında başlayan yaşam yolculuğunuzda çocukluk ve gençlik yıllarınıza dönmek istiyoruz. Basketbol topuyla ilk kez nasıl tanıştınız, sizi bu branşa yönlendiren temel motivasyon neydi?
1966 yılında dayımın Yapı Kredi Bankası’ndan arkadaşı rahmetli Saffet Aktarı basketbol takımı idaresi idi. O kişinin katkısı ile Fenerbahçe Kulübü Kızıltoprak tesislerine gittim, basketbol topu ile tanıştım. O dönem açık hava basketbol sahasında yaz döneminde yine rahmetli Mehmet Baturalp ile antrenmanlara başladım. Batur Abi senelerce Milli Takım’da oynamış ve yıllarca Milli Takım antrenörlüğü yapmış çok saygın bir kişi idi. Adeta fundamental duayeni idi. Sporu sevdiren; iyi ahlaklı olmamızdan, disiplin ve kazanma duygusunu aşılayan çok hırslı bir kişi idi. Bana ve arkadaşlarıma çok büyük katkılar verdi.

1967 yılı Fenerbahçe ile yolunuzun kesiştiği ve yıldız takımımızla Türkiye Şampiyonluğu yaşadığınız unutulmaz bir yıl. O günkü genç takımın başarısını, o şampiyonluğa giden süreci ve hissettiklerinizi bizlere anlatabilir misiniz?
Ben basketbol altyapısında oyuncu iken şanslı kişilerden biri oldum. Kısıtlı imkanlarla yaz sezonu Dereağzı tesislerinde rahmetli Batur Abi’nin aşırı ilgisi ve desteği ile sanki profesyonel oyuncular gibi 1966-67 yıllarında günde 2 antrenman yaparak yetiştik. Rahmetli Batur Abi bizleri yıldız takımında çalıştırırken Gülhane Parkı’na yakın Amerikan Dershanesi’nde antrenman yapardık. Basketbol A Takımı da bizden önce yapardı. O dönemin kadrosu Güner Yalçıner, Tuncer Koboner, Hüseyin Kozluca, Erdal Poyrazoğlu, Küçük Tuncer, Ferhan Baras süper oyunculardı. O kişiler bize göz kırptığı zaman veya “nasılsın” dediği zaman dünyalar bizim olurdu. Ertesi gün okulda “Erdal Abi veya Hüseyin Abi bana göz kırptı, nasılsın dedi” diye anlatırdık zevk alarak.
Yıldız takımı kaptanı olduğum Fenerbahçe Yıldız Basketbol Takımı önce İstanbul, daha sonra da Bolu’da Türkiye Şampiyonu oldu. O dönem Fenerbahçe Kulübü başkanı rahmetli Faruk Ilgaz idi. Kulüp o zaman her şeyiyle bugünkü misafirhane gibi kullanılan binada idi. Ben oraya gidip kazandığımız kupayı Faruk Ilgaz başkanıma takdim ettim. Odada rahmetli Fikret Kırcan da vardı. Fenerbahçe Kulübü başkanının huzuruna çıkmak benim için büyük onur ve gururdu.

Kaynak: Sedat Camdelen Arşivi
Oyunculuğun ardından Fenerbahçe’nin yıldız ve genç takımlarında antrenörlük yaparak bayrağı devraldınız. O yıllarda bir antrenör gözüyle Fenerbahçe altyapısında nasıl bir çalışma ortamı vardı?
Antrenörlük hayatım Fenerbahçe kulübünde altyapıda büyük hizmetler veren Faruk Akagün’ün beni bu işe teşvikiyle başladı. Başarılı antrenör, eski adıyla Kadıköyspor olan yeni adıyla Efes Pilsen olan basketbol takımına antrenör olunca takımı bana teslim etti, gitti. O dönem A Takımı antrenörü Tulu Siyavuş vardı. Daha sonra A Takımı’nın başına rahmetli Batur Abi geldi. Batur Abi 1 yıl önce Erman Tuncer’li Beşiktaş takımının antrenörü idi. Benim Turgay Renklikurt’un öğrencisi olduğunu bildiği için, kendisi hep daha bilinçli ve yeniliklere açık olduğu için istasyon çalışması programlarını ilk Beşiktaş takımında uygulamış oldum. Bunun üzerine Fenerbahçe’ye gelir gelmez beni A Takımı’na yardımcı antrenör de yaptı. Hem genç, yıldız takımı hem de A Takımında yardımcı antrenörlük yapma şerefine nail oldum.
Kondisyoner olarak görev yapacakken yardımcı antrenör oldum. Saint Joseph Fransız Lisesi’nde beden eğitimi öğretmeni olduğum için aynı zamanda altyapı yıldız genç takım antrenörü olduğum için bazı antrenmanlara ve bazı deplasmanlara da gidemedim. Ama çalıştırdığım yıldız basketbol takımı Türkiye 3.’sü oldu. O takımdan Ömer Baturalp, Ali Sile, Ahmet; A Takımı kadrosunda bile yer aldı. Fenerbahçe altyapısında çalışırken en büyük problem tabii ki kapalı salon problemi idi. Yazın sabah akşam Dereağzı tesisinde günde 2 antrenman bile yapabiliyorduk. Ama kışın sıkıntı oluyordu. Tamer Uyguç’u ilk keşfeden, bulan benim. Kendisi de söyler zaten. Kadıköy tarafında oturuyordu. Dereağzı’nda antrenmanlara başladı. Ama bazı imkansızlıklar sebebi ile (maddi katkı) Efes Pilsen altyapısına gitti.
O dönemler uzun oyuncu bulmak zordu. Bilinçli beslenme yok, uzun adam yok. 1.90 gördük mü gözlerimiz maden bulmuş gibi açılırdı. Yolda bulduğumuz genç çocuk ürker konuşmak istemez. Telefon ev telefonu var, telefonu vermek istemezler. Verenlerin ailesi spor yapmasın sakatlanır okulunu okusun derdi. Şimdi kulüplerin basketbolcu seçmeleri için nerede ise aileler çocuğu ile geceden oraya gidiyorlar. Çünkü milyon dolarlar var artık.
1977-1981 yılları arasında A Takımımızda hem head coach hem de yardımcı antrenör olarak görev aldınız. Bu yıllar, Fenerbahçe basketbolu için maalesef sancılı ve zorlu bir süreçti. Bu başarısız geçen yılların temel sebepleri nelerdi?
Maalesef o yıllar özellikle maddi sorunların olduğu senelerdir. Fenerbahçe Futbol takımının maç kazanmasını beklerdik; oyunculara ve antrenörlere para ödemek için. Hiçbir oyuncunun ve çalışanın parası kalmadı ama hep 2, 3 ay gecikmeli olarak ödemeler yapılırdı. Galatasaray ile düşme potasına girecek gibi olundu. Müessese takımları iyi oyuncuları bol bol transfer ediyordu. Yedek olarak tutsa bile rakiplerin güçlerini zayıflatıyordu.

(En sagda)
Kaynak: Sedat Camdelen Arşivi
Türk basketbolunun simge isimleriyle omuz omuza çalıştınız. Bize o dönemki “takımdaşlık” ruhunu ve dostluğundan en çok keyif aldığınız isimleri anlatır mısınız?
Rahmetli Halil Dağlı yaşça benden büyüktü ama çok terbiyeli ve iyi kalpli, çocuk gibi tertemiz bir insandı. Birgün bile bana Sedat dememiştir, hep Sedat hocam derdi. O kadar Milli takım ve şampiyonluklar görmesine rağmen son derece mütevazi bir insandı. Bir de rahmetli Engin Domaniç… Haydarpaşa lisesinden takım arkadaşımdı, bakışımızla anlaştığım biriydi. Takım ruhu arkadaşlık, küçük büyük herkes birbirine sarılırdı.

(Soldan dördüncü sırada, Halil Daglı soldan ilk sirada)
Kaynak: Sedat Camdelen Arşivi
Siz Spor ve Sergi Sarayı atmosferini en saf haliyle teneffüs etmiş bir isimsiniz. O günkü atmosferi ve taraftarı bizlere nasıl tarif edersiniz?
Spor ve sergi sarayı Türk basketbolunun adeta mabedi gibiydi. Salonun buz olmasına rağmen maçlar ağzına kadar dolar, adeta nefesle salon sımsıcak olurdu. Parkeler kötüydü, bazı yerler de top bile az sıçrardı. Üstteki pencerelerin bazıları kırıktı. Pencereler çok yüksek aynı zamanda büyüktü. Güvercinler bazen içeri girer üstlerde uçarlardı. Büfenin bol hamur olan sıcacık pidesi çok meşhurdu; adamın midesine otururdu ama herkes bayıla bayıla yerdi. Yanında da ekşi ayranı millet kuyruk olurdu maç başlamadan ve devre arasında: Pide – ayran.
1974 de Boğaziçi köprüsü yapılana dek basketbol severler Kadiköy den Karaköy’e vapurla gider gelirlerdi. Karaköy’den Harbiye ye otobüsle gidilirdi, dönüşte de Harbiye’den Karaköy e yine otobüsle gelinir, oradan vapurla Kadiköy’e. Spor sergi sarayında maçlar sabah saat 10.00 yıldız ve genç takım maçları ile başlar; 19.00 ve 20.30 A takım maçları ile saat 22.00 gibi biterdi. Maç biter bitmez hemen Harbiye den otobüse koşulur 22.20 vapuruna yetişilirdi. Trafik yoktu o günlerde. Vapurda 1500 kişi varsa 900 kişisi basketbol maçından dönenler olurdu. Rahmetli Hüseyin Kozluca ve rahmetli Battal Durusel Kadiköy yakasında otururlardı. Herkes onlara yakın oturmak isterdi, onların maç muhabbetlerini duymak için sessizlik olur onlar konuşurdu. Köprü açılınca bu anılarda tarihe karıştı maalesef. Hey gidi günler hey.
Seyircisi ise 10 numaraydı diyebilirim. Son derece saygılı ve küfürsüz. En çirkin küfür “Eşşolueşşek”ti, ona da hemen karşı tribün “hişşşt” denildiğinde susarlardı. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın tribün liderleri amigoları vardı. Hepsi sevilen sayılan ve beyefendi insanlardı; küfür etmezlerdi takımlarını coştururlardı.

Murat Özgül ağabeyimiz Nisan 2021’de bize verdiği röportajda, “Dereağzı Fenerbahçeliliğin okuludur,” demişti. Dereağzı sizin için ne anlam ifade ediyor?
Murat Özgül benim de alt yapıda oyuncumdu, doğru söylemiş. Dereağzı Fenerbahçe sporcularının yuvasıdır evidir okuludur, tüm branşların alt yapısı oradadır çünkü.
Sizin döneminizle bugünün modern basketbolu arasındaki temel farklar nelerdir?
O dönemin basketbolu ile günümüzün basketbolu arasındaki en büyük fark fizik olayı. Eskiden fundamental ağırlıklı iyi oyuncular, etkili şutörler vardı. Maç içinde çok yüzdeli şut sokarlardı. Şimdi ise fizik ön plana çıktı. Yer tutma, aşırı uzun boy, tempo çok yüksek hızlı oyunlar. Fizik kondisyon ön planda.
Fenerbahçe basketbol organizasyonunu diğer kulüplerden ayıran temel özellikler nelerdir? Türk basketbolu için Fenerbahçe neyi temsil eder?
Günümüzde Fenerbahçe basketbol takımı Türkiye basketbolunun temel lokomotifi oldu. Ve ağırlığını Avrupa da hissettirdi. Eskiden müessese kulüpleri idi. Bugün Fenerbahçe. Fenerbahçe bu çıkışı ile ezeli rakiplerine de örnek oldu.
Sedat Abi, değerli anılarını bizlerle paylaştığın için tekrar çok teşekkürler. Son olarak taraftarlarımıza bir mesajınız var mı?
Buradan siz vasıtanızla Fenerbahçe taraftarlarına sevgilerimi gönderiyorum Erdi kardeşim. Erkek basketbol takımımız çok iyi gidiyor, takımlarımıza her branşta destek olmaya devam etsinler. Bana o günleri anlatma fırsatını sunduğun sana da ayrıca teşekkür ederim.
