
Fenerbahçe basketbol tarihinin en çalkantılı, imkansızlıkların ve fedakarlıkların iç içe geçtiği 1976-1978 yıllarında, ateşten bir gömlek giyerek antrenörlük görevini üstlenen Tulu Siyavuş’u kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
27 Aralık 2025 tarihinde aramızdan ayrılan Türk basketbolunun ve Fenerbahçe’nin bu değerli ismiyle, Ocak 2022 tarihinde ekibimiz adına Erdi Tiran ve Baran Arslan ile bir araya gelmiş ve o dönem henüz gün ışığına çıkmamış anılarını “Fenerbahçe Erkek Basketbol tarihi” projemiz doğrultusunda arşiv röportaj olarak kayıt altına almıştık. Kısmet, bu kıymetli söyleşiyi onun vefatından sonra bir ‘vefa borcu’ ve ‘tarihi bir belge’ olarak yayınlamakmış.
Bu röportajda; kardeş payı yapılan formalardan, Spor Sergi Sarayı’nın o kendine has atmosferine; ekonomik darboğazda gemisini yürüten kaptanların mücadelesinden, kardeşi rahmetli Aydan Siyavuş ile olan basketbol bağlarına kadar pek çok detayı bulacaksınız.
Tuluğ Hocamızın, vefatından önce gerçekleştirdiği bu söyleşiyi, onun anısına ve mirasına olan saygımızla, sizlerle paylaşıyoruz.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Değerli Tulu Hocam, öncelikle hoş geldiniz. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz; ben ve ekip arkadaşlarım olarak. Çocukluk, gençlik yıllarınız ve basketbola adım atma sürecinizi bizlere anlatabilir misiniz?
Şimdi ben yıldız takımda, Kadıköyspor yıldız takımda başladım ilk maçta basketbola. Nedim abi vardı, Nedim Hoşgör. Nedim abi vasıtasıyla başladım. Yıldız takımda bir sene oynadım. Genç takımda iki sene oynadım. Sonra da A takıma çıktım. A takıma çıktığım zaman “babalar” vardı; Tanju, Özcan, Demiray, Aytun gibi babalar vardı. Bir sene onlarla beraber oynadıktan sonra genç takım arkadaşlarımla beraber; işte Pano, Metin Ertürk, ondan sonra Eyüp Şerif, Coşkun gibi Muzaffer… Ondan sonra Aybulak gibi arkadaşlarla beraber A takımda devam ettik. 1971 senesine kadar A takımda oynadım. Bir sene ayrıldım kulüpten, o da işte Altynyurt “gel” diyordu, Altınyurt’a gittim; sonra tekrar geri döndüm. 72 senesinde, 71-72 senesinde de bıraktım basketbolu.
Ayrıca ben Muhafızgücü’nde askerliğimi yaptım. Muhafızgücü o zamanlar Gökmen Barış, Engin Muratoğlu, Minik Önder rahmetli, Yurdun… Bayağı iyi bir takımdı. Sonradan İlker Esel katıldı. İlker abimle de görüştüm. Onunla beraber Erdal Poyrazoğlu da katıldı. Bayağı iyi bir takımdık ve Türkiye Şampiyonası’nda, yani Türkiye Kupası’nda final oynadık. Fenerbahçe’ye kaybettik finalde. 66-68 yıllarında işte biz de elimizden geldiği kadar 8. adam, 7. adam falan oynuyorduk. Böyle bir maceram da var.
Antrenörlük hayatım ise şöyle başladı: Genç takımda oynarken yıldız takım antrenörü oldum Kadıköyspor’un. Ondan sonra işte zaten kardeşimi de, Aydan Siyavuş’u da oraya götürdüm annemlerin ısrarıyla. İki sene yıldız takım, iki sene genç takım çalıştırdıktan sonra Altınyurt’ta antrenörlük yaptım. Ondan sonra döndüm Kadıköyspor’a. Basketbolu bıraktıktan sonra Kadıköyspor’da… Aydan o zaman Beşiktaş’a gitmişti, Beşiktaş antrenörü olmuştu. Kadıköyspor’u çalıştırdım. En son da Fenerbahçe maceramdan sonra da basketbol hayatımı sonlandırdım. Çünkü ben 1962 senesinde Garanti Bankası’nda işe başlamıştım. Benim patronum Erol Aksoy “ya basketbol ya bankacılık” dedi. Ben de bankacılığı seçtim. Hayatım böyle geçti.

Tulu abi kulübümüzdeki ilk sezonunuz olan 1976-1977 sezonunda, eski başkanımız sayın Emin Cankurtaran’ın görevi bıraktığı bir sezonda ve basketbol şubemiz içerisinde Yüksel Günay ve Şenez Erzik’in de bulunduğu bir komite tarafından yönetilmeye başlanmıştı ilk sezonunuzda. Bu sezonu bizlere anlatabilir misiniz?
Şimdi Ferhan (Baras) vasıtasıyla ben Fenerbahçe’ye antrenör oldum. Ferhan hem arkadaşım hem de müşterimdi. Ondan sonra benim de basketbolla ilgimi ve antrenör kariyerimi biliyordu. Onu teklif etti. Cazip geldi o zaman da. Ve Ferhan ve Halil (Dağlı) haricinde neredeyse hiçbir iz kalmamıştı takımda. Ferhan, Halil bir de şey vardı… Neydi ismi çocuğun? Sonra Efes’e gitti… Neyse, hatırlayınca söylerim. O üçü kalmıştı. Yeni transferler yaptık. Ne yaptık? İşte Kurtuluş’tan Majak’la Nergis’i aldık. Ankaraspor’dan Abdullah’ı aldık. Ondan sonra Beşiktaş’tan İsmet Badem’i aldık. Fenerbahçe altyapısından Behçet diye bir arkadaş vardı, onu aldık. Ömer vardı Kadıköyspor’dan, onu aldık. Öyle bir takım kurduk. Yani yolumuza devam ettik. Dediğiniz gibi işte 8.likle filan bitirdik. Aslında “küme düşecek” diye bakıyorlardı takıma ama 8.likle bitirdik. Ondan sonra da bir daha sene tekrar antrenörlüğe devam ettim. İşte böyle bir şey.
Bu sezon içerisinde tatsız da bir olay yaşanmış, bunu size sormak isterim. Şekerspor maçında, son hafta Ankara’da oynanan maçta; Şekerspor 37-29 öndeyken normalde çok sakin bir mizaca sahip olan Engin Domaniç akılalmaz hakem hataları yüzünden sinirlenerek hakeme yumruk atmıştı ve hakem de bayağı bir kötü olmuş kendisinin anlattıkları ve dinlediklerimiz kadarıyla. Engin abinin hapis cezası aldığı ve sahamızın 3 maç kapatıldığı bir süreç olmuştu. O dönem hakemler de ortak tavır takınarak maçlarda takdir haklarını sürekli aleyhimize kullandığı bir süreç olduğu anlatılıyor. Bu süreci sizden dinlemek isteriz hatırladığınız kadarıyla.
Şimdi normalde kafa kafaya giden bir Ankara deplasmanıydı. Birkaç kere Engin’e faul yaptılar. Engin Domaniç’e faul yaptılar; o hakemler atladı zaten. Zaten Ankara hakemleriyle İzmir hakemlerinin şeyleri vardı, deplasman takımlarına karşı bir tavırları vardı. O da gitti, hakeme bir yumruk attı, yere serdi. Hakem de bayıldı yani. Onunla maç tabii tatil oldu. Neyse, şey vardı, bizim idareci vardı; o gitti yalvardı yakardı ama vazgeçiremedi. Çocuğu karakola aldılar. Biz de mecburen onu bırakıp İstanbul’a döndük. Yani hükmen mağlup olduk zaten. Olay böyle geçti.
İkinci sezonumuz olan 1977-1978 sezonunda; transfer yapamayan, ligin diri takımları karşısında tutunamayan takımımız 7 galibiyete karşılık 15 mağlubiyet aldığı ligi 9. sırada tamamlamıştık. Bu sezonu bizlere anlatabilir misiniz?
Valla bu sezonda da elimizdeki kadroyla idare etmeye çalıştık. Sonuçta yani maddi zorluklar vardı. Basketbola bir bütçe ayıramıyorlardı. Onun için de transfer yapamadık. İşte sessiz sedasız, Allah versin 9. bitirdik. Ondan sonra elimizdeki kadroyla idare ettik. Başka bir şey yapamadık yani. Yani büyük bir, önemli bir galibiyet alamadık.
1978-1979 sezonunda o dönemlerin müessese takımları bütçeleri üç büyüklere göre daha fazla ayırıyordu. Kötü gidiş maalesef devam ediyordu. Ezeli rakibimiz Galatasaray da bizim gibiydi. Sezon boyunca ligin dibinden ayrılamayan, Türk basketbolunun iki lokomotifi Fenerbahçe ile Galatasaray küme düşmenin bu sezon kaldırılması sayesinde ikinci lige düşmekten son anda kurtulmuştu. Bize bu sezonu ve ayrılığınıza kadar olan süreçte yaşanan anları anlatabilir misiniz?
Ayrılığıma kadar aslında küme düşme hattında değildik. Hüseyin (Kozluca) geldikten sonra küme düşme hattına geldi ve normalde küme düştük. Federasyon kaldırdı bu küme düşmeyi. Hem Fenerbahçe’yi hem Galatasaray’ı kurtardı. Ondan sonraki sezonda büyük transferler yaparak Batur abi (Mehmet Baturalp) başa geçti. Ondan sonra iyi transferler yaparak iyi neticeler aldılar tabii. Ama orada bir terslik oldu, beni görevden aldılar. Tabii yani en çok üzüldüğüm hadise de odur. Yani bir komployla aldılar. Yapılacak bir şey yoktu. Yani basketbol hayatımız da zaten orada genç takımdan sonra bitti.
Fenerbahçe’mizden ayrılığınızın sebebi neydi? Bunu anlatmanız bizlere mümkün müdür?
Fenerbahçe’den ayrılmamın sebebi; Batur abi, yani daha doğrusu rahmetli Batur abi, bütün operasyonu idare ediyordu. Hüseyin Kozluca’yı getirdi. Beni de genç takıma, Faruk’un (Akagün) yerine antrenör kıldı. Fakat Faruk’un yerine antrenör olmam… Gittim Ankara’ya Türkiye Şampiyonası’na; başarılı olamadık Türkiye Şampiyonası’nda. Geri döndükten sonra da Sedat diye bir arkadaşımız vardı, benim yardımcımdı; onu genç takıma antrenör yaptılar. Ben de mecburen ayrıldım. Yapılacak bir şey yok.
Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra kariyerinizi nasıl sürdürdünüz?
Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra zaten banka tarafından baskı vardı. Banka “ya basketbol ya bankacılık” diyordu. Bankacılığı tercih ettim, kariyerimi öyle sürdürdüm.
Ferhan abinin takımımız için yaptığı fedakarlıkları hepimiz biliyoruz, duyduk. Popovic ve Kinezewic transferlerindeki katkıları ve ayrıca deplasmana gidecek taraftarlar için otobüs kaldırdığını da tarih sayfaları yazıyor. Kendisini bizlere anlatabilir misiniz?
Ferhan çok altın kalpli bir arkadaşımdır. Daha doğrusu çok da severim. Dediklerinin hepsi doğrudur. Otobüs de kaldırmıştır. Hem Popovic için hem de Kinezewic transferlerinde büyük pay sahibi olmuştur. Aynı zamanda da ben maaşımı Ferhan’dan aldım. Açıkçası ben kulübe hiç gitmezdim maaş almaya; Ferhan bana “gel” derdi, ayın biri olduğu zaman paramı verirdi. İyi bir arkadaştı.

Türk basketbolunun çok değerli bir kıymeti olan Aydan Siyavuş abimizin mekanı cennet, ruhu şad, toprağı bol olsun. Bizlere anlatabilir misiniz?
Şöyle, çok enteresan tabii Aydan meselesi… Rahmetli kardeşim. Benim sayemde basketbola başladı. Benim antrenör olduğum zaman basketbola başladı. Ve 2 sene yıldız takımda oynadı, 2 sene genç takımda oynadı. Son terfi-tenzil maçlarına gittiğim zaman A takıma geçti. Fakat oynayamadı. Oynayamadığından döndü antrenörlüğe başladı. 2 sene yıldız takım antrenörlüğü yaptı, 2 sene genç takım antrenörlüğü yaptı, A takım antrenörü oldu. A takım antrenörü olduğu zaman da ben basketbol oynuyordum A takımda, Kadıköyspor’da. Yani öyle bir esprisi var. Sonra da işte zaten Beşiktaş’a gitti. Oradan Karşıyaka’ya gitti. Sonra tekrar Eczacıbaşı’na gitti ama çok genç yaşta kaybettik.
Aydan Cavit Altunay’ın talebesidir. Ben de Yalçın Granit’in talebesiyim. Zaten Yalçın Granit’in kursundan mezun oldum. Ondan sonra antrenörlük lisansımı aldım. İki ayrı jenerasyon tabii. Cavit abi daha çok defans seven, ondan sonra Yalçın abi daha çok hücum seven… İki ayrı jenerasyon. Böyle işte.

Türk basketbolu çok büyük değerlerini kaybetti. Yalçın Granit, Mehmet Baturalp, keza Aydan abi. Bu isimleri röportaj yaptığımız isimlerle de konuşuyoruz, çok büyük değerler.
Cavit abi de rahmetli oldu. Nuri (Taner) rahmetli, Üner (Erimer) rahmetli, Doğan Hakyemez rahmetli, Battal (Durusel) rahmetli… Bayağı insan kaybettik.
Spor Sergi Sarayı’nı bizlere anlatabilir misiniz?
Ben, biz daha doğrusu aile olarak şöyle diyeyim: Babam belli bir sene sonra Kadıköyspor’un başkanı oldu. Yani ben de o zaman A takım oyuncusuydum başkan olduğu zaman. Ve pota altında annemle birlikte beraber otururlardı; biz de yanlarında otururduk. Bizim yerimiz orasıydı. Şey tarafı; karşı taraf, yani bizim oturduğumuzun sağ tarafı-sol tarafında Galatasaray ve Beşiktaş tribünü vardı. Karşı tarafında da Fener tribünü vardı. O zamanlar Beşiktaş daha henüz yeni yeni maçlara gelmeye başlamıştı. Zaten Beşiktaş seyircisi geldikten sonra da işin tadı kaçtı biraz, affedersin. Güzel bir, çok güzel bir yerdi saray aslında. Yazık ettiler oraya. Spor Sergi Türk Basketbolunun mabediydi. Soğuktu moğuktu ama mabediydi hakikaten. Çok çok maçlara çıkıp durduk.

Fenerbahçe’de saha içinde ve dışında unutamadığınız an veya anlar olmuş muydu?
Engin Domanic’in hakeme vurduğu zaman. Yani çok hatıralarım var ama hepsini toparlayamıyorum. Yani bir kere Ferhan’la Halil’in bana yardımcı olmalarını hiçbir zaman unutamam. İkisi de neredeyse benim yaşlarımdaydı. Yani ben onlardan biraz daha büyüğüm ama ikisi de yaşıttı neredeyse ama yardımcı oldular. Hep el birliğiyle takımı düşürmeden iki buçuk sene idare ettik.
Fenerbahçenizde hocalık yaptığınız dönemde birçok değerli isimlerle çalıştınız. En beğendiğiniz ve yetenekli gördüğünüz isim veya isimler kimlerdi?
Fenerbahçe’yi zihnimizde tutarsak, benim yetiştirdiğim en önemli değer orada Majak’tı (Majak Ohanyan Çakır). Çünkü Majak skorer guard oynuyordu, ben point guard yaptım onu ve fastbreak başlangıcını filan onunla beraber başlatıyorduk. Majak çok yetişti ve ondan sonra da zaten Galatasaray’a geçti. Galatasaray’da Majak’tan başka… Engin Domaniç hiç şüphesiz büyük yetenekti; tamamen mahvetti hayatını tabii. Başka da… Başka hatırlamıyorum. Çok fazla şey demiyorum.
Galatasaray ve Beşiktaş maçları Fenerbahçe camiası için her zaman çok önemlidir. Bu maçlara takımı nasıl hazırlıyordunuz? Ve Fenerbahçe’de çalıştığınız dönemde takım için bu önemi hoca gözüyle sizden dinlemek çok isteriz.
Şimdi tabii Fenerbahçe ve Beşiktaş maçları çok önemli maçlar. Yarısını kazandıysak yarısını da kaybetmişizdir. Ama bizim için çok önemliydi. Şimdiki basketbol gibi değildi. Yani “haftada beş gün antrenman yaptık, ondan sonra haftada günde iki kere antrenman yaptık” yoktu. Bizim zamanımızda haftada üç kere antrenman yetiyordu bize. Üç kere antrenmanla hazırlanıp çıkıyorduk. İşte taktik maktik bilmem ne, onları yapıp çıkıyorduk. Başka da bir şey yapmıyorduk yani. Çok özel bir şey yapmıyorduk. Şimdi tabii basketbol çok ilerledi. Yani ben seyrediyorum da hakikaten bayağı bizim zamanımıza göre çok farklı.
Bugünkü basketbol arasındaki farklar nelerdi? Amatörlük ve profesyonellik anlamında iki şey yapabilirsiniz abi, bunları ayırabilirsiniz; çok sevinirim. O dönemki oyunculardaki kulüpçülük ruhu nasıldı?
Valla söylediğim gibi, biz kendi malzememizi kendimiz alırdık. Ayakkabımızı kendimiz alırdık. Formamızı neredeyse eve götürür, yıkar, getirir giyerdik. Yani o zamanki daha çok amatör ruh vardı. Şimdiki bu profesyonel ruh yoktu. Şimdi millet rahat; malzemeler önüne geliyor, giyiyor, çıkıyor, bırakıyor, gidiyor. Bizim zamanımızda daha şeydi, daha yani amatördü işler. Yani ben o kadar uzun sene basketbol oynadım Kadıköyspor’da. Babam rahmetli idareciydi. Ondan sonra bana “ücret” gelince “hadi sana sonra veririz” der, kenara iterdi bizi.
Üç büyük kulübümüzün Türk basketbolu için anlamını bizlere anlatabilir misiniz?
Aslında anlamı çok da anlayan yok diyeyim. Ne Fenerbahçe… Yani Fenerbahçe biraz daha bu hususta şey, daha öncelikli, yani daha kıymet veriyor. Oyuncuyu transfer ediyor, yabancılar falan bitiriyor da… Ne Galatasaray ne Beşiktaş o şeyde değil, o düzeyde değil. Yani maalesef kulüp takımları (müesseseler) aldı başını gitti.
Sizin görevde bulunduğunuz dönemde Fenerbahçe basketbol şubesine yönetimsel olarak verilen değer nasıldı?
Ankaralı bir idarecimiz vardı. Bir de Mehmet Ali diye bir idarecimiz vardı. Yani çok fazla zannetmiyorum değer verildiğini. Biz kendi yağımızda kendimiz dönerdik. Ferhan’ın çabalarıyla o takım kendi yağında kavrulurdu diyebilirim.
O dönem özelinde amatör bir şube olarak tanımlayabilir miyiz sizce?
Amatör şubeydi, aynen amatör şubeydi. Zaten Faruk Ilgaz başkandı herhalde tahmin ediyorum. Çok fazla önem verdiklerini zannetmiyorum.
Sizin de bildiğiniz üzere Fenerbahçe basketbol takımı özellikle son 20 yılda büyük bir atılım yaparak EuroLeague kupasını müzemize taşıdı ve Avrupa’nın devlerinden biri haline geldiğini söyleyebiliriz. Takımımızın bu sezonki sürecini, durumunu, o dönemlerden bugünlere gelişini ve yükselişini, genel performansını kısacası nasıl görüyorsunuz abi?
Valla basketbola önem veren bir kulüp haline geldi Fenerbahçe. Yani bizim zamanımızda çok fazla önem vermiyordu ama sonra sonra çok önem veren bir kulüp haline geldi ve bayağı da büyük işler becerdi. Yani bundan önceki antrenör de (Zeljko Obradovic) çok büyük işler yaptı, şimdiki antrenör de çok büyük işler yapıyor. Yani bilmiyorum, “göz bebeğimiz” diyebilirim Fenerbahçe için. (Dipnot: Bu röportaj Ocak 2022’de yapıldığı için Tulu Siyavuş o günki döneme göre yorum yapmıştı)
Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?
Valla takımı desteklesinler. Bu takım iyi bir takım, güzel bir takım. Bu kadar sakatlığa rağmen hala galibiyet alabilen bir takım. Bence takımı desteklesinler. Başka bir şey söylemeyeceğim.
Fenerbahçemize kattıklarınız için ben ve ekip arkadaşlarım adına size tekrardan teşekkür ederim Tulu abi, var olun.
Sağ olun Erdi kardeşim, çok teşekkür ederim, ben de teşekkür ederim.
