Gasper Vidmar: “Fenerbahçe Tarihinin Bir Parçası Olmak Benim İçin En Büyük Gurur”

Fenerbahçe basketbolunun kabuk değiştirdiği, parkede mücadelenin ve sertliğin kimlik haline geldiği yılların en unutulmaz figürlerinden biriydi o… Slovenya’nın yetiştirdiği en önemli uzunlardan biri olan, pota altındaki savaşçı kimliği ve beyefendi kişiliğiyle taraftarın sevgilisi haline gelen Gašper Vidmar, yıllar sonra Salon Tribünü’ne konuk oldu.

2007 yılında gencecik bir yetenek olarak adım attığı sarı-lacivertli formayla sayısız başarıya imza atan, efsane koç Bogdan Tanjevic’in tedrisatından geçip Željko Obradović’in sisteminde kilit roller üstlenen Vidmar ile geçmişe doğru bir yolculuğa çıktık. Abdi İpekçi’nin o hınca hınç dolu, kaotik atmosferinden Ülker Arena’nın modern parkelerine; Efes ile yaşanan unutulmaz final serilerinden EuroLeague’in devleşen Fenerbahçe’sine kadar her şeyi konuştuk.

Bugün bile sokakta karşılaştığı Fenerbahçe taraftarlarının kendisine “ailenin bir parçası” gibi hissettirdiğini söyleyen Sloven dev; sakatlıklarla boğuştuğu zor günleri, Obradović ile olan özel bağını ve sarı-lacivertli kulübün Avrupa’nın zirvesine giden yolculuğunu tüm samimiyetiyle ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlattı.

Şimdi sizleri, Fenerbahçe tarihine adını altın harflerle yazdırmış bir profesyonelin, bir “aile ferdinin” içten yanıtlarıyla baş başa bırakıyoruz.

Ekibimize her zamanki gibi, bu röportaj sürecinde de destek olan hiçbir zaman bizlere desteğini esirgemeyen değerli ağabeyimiz Ümit Avcı’ya teşekkürlerimizi sunarız.

14 Eylül 1987’de Slovenya’da doğdunuz. Çocukluğunuzdan ve basketbol yolculuğunuzun ilk nasıl başladığından bahsedebilir misiniz?

Basketbolcu bir aileden geliyorum. Abim ve babam basketbol oynuyordu. Babam Yugoslavya’da birçok takımda forma giydi, ayrıca genç milli takımda da oynadı. Basketbolla bu şekilde tanıştım ve onu anında sevdim.

Büyürken örnek aldığınız oyuncular kimlerdi? İdolleriniz kimdi?

Ben çok rekabetçi bir insanım. Bu yüzden kesinlikle başlangıçtaki ilk hedefim abimi ve babamı yenmekti. Hiçbir zaman bir idolüm olmadı ama Avrupa basketbolunu izlemeyi her zaman sevdim.

Profesyonel kariyerinize 2003 yılında Janče STZ ile başladınız ve 2005’te Geoplin Slovan’a geçtiniz. İlk sezonunuzda 5.6 sayı ve 2.7 ribaund ortalamaları yakaladıktan sonra, 2006-07 sezonunda 38 maçta 13.7 sayı, 6.5 ribaund, 1.0 blok ve 1.3 top çalma ile büyük bir sıçrama yaparak büyük kulüplerin dikkatini çektiniz. Bu çıkış döneminizden bahsedebilir misiniz?

Slovenya’daki ilk iki yılımda A takımda çok fazla süre alamadım. Ancak daha sonra antrenmanlardaki sıkı çalışma ve koçun da değişmesiyle birlikte daha fazla süre almaya başladım. Faktörlerden biri de kesinlikle Ümit (U20) Milli Takımı’ydı. İzmir’deki turnuvada üçüncü olmuştuk, ertesi yıl Gorizia’da ise biraz şanssızlıkla beşinci sırada bitirmiştik.

2007-08 sezonunda Fenerbahçe’ye transfer oldunuz. Bu süreç nasıl gelişti? O dönemde İstanbul’a gelmeniz ve Fenerbahçe projesine katılmanızdaki ana etken neydi?

Fenerbahçe’ye gelmemdeki ana faktörlerden biri kesinlikle Tanjevic’ti. Kariyerimde bana çok yardımcı oldu. Bana karşı çok sertti ama hepsi sadece beni daha iyi yapmak ve takıma yardım etmek içindi. Fenerbahçe gibi büyük bir EuroLeague takımı sizi istediğinde kendinizi harika hissediyorsunuz 😊 Bir yıl önce onları televizyonda izliyorken, sonra onlar için oynamaya başlıyorsunuz.

2007-08 EuroLeague sezonunda takım Top 8’e yükseldi ve play-off’ta Montepaschi Siena ile karşılaştı, maalesef seriyi 2-0 kaybettiniz. Geriye dönüp baktığınızda, o seride takımın neyi farklı yapması gerektiğini düşünüyorsunuz?

EuroLeague’de çok iyi bir seri yakalamıştık ama Montepaschi Siena o zamanlar harika bir takıma sahipti. Takımları zaten birkaç yıldır bir aradaydı. Neyi değiştirirdim söylemesi zor ama belki de rakibe çok fazla saygı duyduk; turnuvada öncesinde ve sonrasında oynadığımız gibi oynamalıydık.

2007-08 sezonunu Türkiye Basketbol Ligi şampiyonu olarak tamamladık. O sezonu hem kendiniz hem de takım için nasıl tanımlarsınız?

Benim için bu kadar çok taraftarın sizi alkışladığını ve desteklediğini görmek kesinlikle harika bir deneyimdi, muazzam hissettiriyordu. Fenerbahçe’nin büyük bir aile gibi olduğunu görebiliyordunuz. Takım için ise geleceğin onlar adına çok parlak olduğunun büyük bir işaretiydi.

2008-09 EuroLeague sezonu zorlu geçse de, yerel ligde Efes Pilsen’e karşı 2-0 öne geçmemize rağmen tartışmalı bir final serisi kaybettik. O özel sezon hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

İlk iki maç Efes’in sahasındaydı ve kesinlikle şampiyonluğun favorisi onlardı. Bazı NBA oyuncularına sahip harika bir takımlardı. Belki de ilk iki maçtan sonra, sonraki iki maçı muhteşem taraftarımızla evimizde oynayacağımızı bilerek biraz fazla rahatladık. Ama maalesef planladığımız gibi gitmedi.

2007-2009 yılları arasında Fenerbahçe’de oynadıktan sonra 2009’da Olimpija’ya kiralandınız. 2010 Slovenya Basketbol Kupası finalinde, Zlatorog’a karşı 84-68’lik galibiyette 35 dakikada 28 sayı ve 12 ribaundluk devasa bir performansla takımınızı sürüklediniz ve MVP ödülünü kazandınız. Bu baskın performansınız hakkında neler hatırlıyorsunuz?

O sezon daha fazla oynama süresi alabilmek için memleketime kiralanmıştım. O sezon Olimpija hem EuroLeague hem de Adriyatik Ligi’nde oynuyordu, bu yüzden harika rakiplere ve büyük takımlara karşı tekrar çok fazla süre aldım. Her maçla birlikte özgüveniniz daha da artıyor. Kendi ülkemde kupayı kazanmak harikaydı.

Nisan 2010’da Fenerbahçe’ye döndünüz ve Efes’i 4-2 yenerek lig şampiyonluğunu kazandık. O şampiyonlukla biten sezon hakkında neler söylersiniz?

Kupayı kazanarak yeni gelmiştim ve takıma bir başka şampiyonluk için yardım etmek üzere Fenerbahçe’ye döndüğüm için mutluydum. Bir önceki yılın intikamını almak için 😊

2009-10 final serisinde Efes Pilsen’e karşı inanılmaz bir geri dönüş galibiyeti (85-79) vardı. O maçı, tribünlerdeki atmosferi ve o sezonun genel hissini tarif edebilir misiniz?

Abdi İpekçi’deki o atmosferi, her blokta ve atılan her sayıda salonun nasıl çılgına döndüğünü hala hatırlıyorum.

2010-11 sezonunda sınırlı süreler aldınız. O yıla dair anılarınız ve deneyimleriniz nelerdir?

O sezon koç değiştirmiştik ve sezon başında çok fazla süre alamamıştım. Ama sonra zamanla daha fazla süre aldım, fakat maalesef sezonun ortasında sakatlandım. Bu yüzden o sezonun geri kalanında ve bir sonraki sezonun başında basketbol oynamaktan uzak kaldım.

2011-12 sezonu kulübün beklentilerini tam olarak karşılamadı. O dönemdeki takım kimyasını nasıl tarif edersiniz?

Muhtemelen hem bir oyuncu olarak hem de takım olarak Fenerbahçe’deki en kötü sezonlarımdan biriydi; soyunma odasındaki kimya iyiydi sadece bunu sahaya yansıtamadık.

Ülker Arena kapılarını ilk açtığında takımın bir parçasıydınız. Yepyeni bir arenada oynamanın heyecanını nasıl tarif edersiniz? Sizce bu atmosfer Avrupa basketbolunda nerede yer alıyor?

Ülker Arena’nın açılış maçında oynamak kesinlikle bir ayrıcalıktı. Açılış töreninde her oyuncuyu tek tek çağırdıklarını, yanlarda ateşlerin yandığını ve o şarkının (Enter Sandman) çaldığını hatırlıyorum.

2012-13 sezonunda Beşiktaş forması giydiniz. Oradaki döneminizden bahsedebilir misiniz?

İstanbul’da kalmak benim için harikaydı, Türkiye benim ikinci evim gibi. Beşiktaş’ta takımı sıfırdan yeni kurmuşlardı. Bu yüzden birbirimizi tanımak için biraz zamana ihtiyacımız vardı. Ama sert bir başlangıçtan sonra daha iyi oynamaya başladık.

2013-14 sezonunda, Željko Obradović’in gelişiyle birlikte Fenerbahçe’ye döndünüz. Lig şampiyonluğunu kazandık ama maalesef EuroLeague Top 16’da istenilen sonuçlar gelmedi. Obradović’in ilk sezonu nasıldı ve Zeljko’yu bizlere anlatabilir misin, kendisiyle çalışmak nasıl bir duyguydu ve oyununa neler kattı?

Kendi adıma, dünyanın en iyi koçlarından biriyle çalışmak harikaydı. Koçla aramızın iyi olduğunu düşünüyorum. Savunmada mücadele etmemi ve takım arkadaşlarımı kolay atışlar için boşa çıkarmaya çalışmamı seviyordu. Ama maalesef Milano’daki EuroLeague maçında ikinci sakatlığımı yaşadım ve sezonu kapattım.

Kaynak: Fenerbahce.org

Top 8’i kaçırdığımız o 2013-14 EuroLeague kampanyasıyla ilgili olarak; sizce Avrupa arenasında yanlış giden neydi?

Top 8’e ulaşamamamızda neyin yanlış gittiğini söylemek benim için zor. Sezonun ikinci yarısında sakatlığım nedeniyle dışarıdaydım. Ama bence her yeni takımın zirveye ulaşmak için daha fazla zamana ihtiyacı vardır.

Kaynak: Getty Images

2013-14 sezonunu, Galatasaray’a karşı çok yoğun geçen bir final serisinin ardından şampiyon olarak tamamladık. Bu özel seri ve şampiyonluk hakkında neler paylaşmak istersiniz?

Her iki takımın da harika taraftarları olduğunu biliyorduk ve ilk 6 maç 3-3 berabere bitmişti ama sonra 7. maç gerçekleşmedi.

Fenerbahçe yolculuğunuzdan sonra Darüşşafaka, Bandırma ve Reyer Venezia formaları giydiniz. Bu kulüplerdeki yıllarınızdan bahsedebilir misiniz?

Bu takımların her biriyle iyi deneyimlerim oldu. Bandırma’da kulüp tarihinin ilk Türkiye Kupası’nı kazandık ve Şampiyonlar Ligi’nde ikinci olduk; ayrıca bu benim takım kaptanı olarak ilk deneyimimdi. Reyer’de ise İtalya Kupası’nı ve İtalya şampiyonluğunu kazandık.

2017’de Slovenya Milli Takımı ile EuroBasket şampiyonluğunu kazandınız. Bu tarihi turnuva ve başarı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Kesinlikle Slovenya tarihindeki en büyük takım başarısıydı ve benim için bunu ikinci evim olan Türkiye’de kazanmak özellikle harikaydı.

Kaynak: Eurohoops

Tekrar Fenerbahçe’ye dönelim… 🙂 Saha içinde veya dışında, o günlerden kalan favori bir anınız var mı? Komik bir soyunma odası hikayesi, taraftarlarla özel bir bağ veya İstanbul’daki bir hayat tecrübesi… Aklınıza gelen ilk hikaye nedir?

Fenerbahçe’deki en iyi anılarımdan biri kesinlikle ilk sezonum ve Nisan ayında geri dönüp takıma yardım ettiğim 2009/10 sezonuydu. Taraftarlarla olan bağım kesinlikle hala devam ediyor. Bugün bile bir Fenerbahçe taraftarıyla karşılaştığımda, bana hala “Fener ailesinden” biriymişim gibi davrandıklarını görebiliyorum.

Galatasaray, Beşiktaş ve Efes gibi rakiplere karşı oynanan maçlar Fenerbahçe camiası için her zaman özel bir ağırlığa sahiptir. Bir profesyonel olarak bu yüksek tansiyonlu derbilere farklı hazırlanır mıydınız? O rekabet haftalarında soyunma odasındaki enerji nasıldı?

Bu maçlar için soyunma odasında kesinlikle farklı bir enerji olurdu, herkes daha fazla odaklanırdı. Salonun dolu olacağını bilirdiniz ama oynaması en keyifli maçlar bunlardı.

Fenerbahçe’de birçok büyük yetenek ve efsaneyle aynı sahayı paylaştınız. Geriye dönüp baktığınızda, birlikte oynamaktan en çok keyif aldığınız takım arkadaşınız kimdi? Sahada özel bir bağ hissettiğiniz biri var mıydı?

Türk efsaneleri Mirsad Türkcan, İbrahim Kutluay, Damir Mršić, Ermal Kuqo ve daha birçoklarıyla oynadım; ayrıca dünyanın her yerinden diğer harika oyuncularla da oynadım. Ama özel bağ muhtemelen Emir Preldzic ileydi. Daha önce Slovenya’da da beraber oynamıştık ve Fenerbahçe’ye de beraber geldik.

Abdi İpekçi Arena’daki Fenerbahçe taraftarlarını kendi bakış açınızla nasıl tarif edersiniz?

Tek kelimeyle: Muhteşem.

Bugün bir koç olsaydınız ve takımınızda “genç bir Gašper Vidmar” olsaydı, onun oyununu nasıl yönetirdiniz? Günümüz modern basketbolunda yetenek setinin en çok hangi kısmına odaklanmasını söylerdiniz?

Öncelikle ona olayları çok fazla düşünmemesini (overthinking), sadece sevdiği oyunu oynamasını öğretmek isterdim.

“Fenerbahçe Basketbolu” sizin için tam olarak ne ifade ediyor? Sizce bu kulübü dünyadaki diğerlerinden ayıran benzersiz özellikler nelerdir?

Benzersiz özellik olarak o “aile hissini” söylerdim.

Fenerbahçe son 20 yılda yerel bir güçten Avrupa devine dönüşerek, 2017 ve 2025’te EuroLeague’i kazanarak muazzam bir sıçrama yaptı. Bu yolculuğun erken aşamalarında rol oynamış bir oyuncu olarak bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fenerbahçe tarihinin küçük bir parçası olduğum için çok gururlu hissediyorum. Fener’in bir gün EuroLeague zirvesine ulaşacağını her zaman biliyordum. Başarı için pek çok faktör var ama kesinlikle en büyüklerinden biri sadık taraftarlarıdır.

Kaynak: Fenerbahçe.org

Son olarak, bu röportajı okuyan Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?

Orada geçirdiğim yıllar boyunca bana gösterdikleri tüm destek için tüm taraftarlara teşekkür etmek istiyorum. Fenerbahçe ve taraftarları için geleceğin çok parlak olduğunu biliyorum.

Yorum bırakın