Tuncer Kobaner Anlatıyor: Milli Takım Heyecanı, Demirperde Gümrüğü ve Basketbolla Geçen Bir Ömür.

Kaynak: dinyakos.com

Milli takım… Yani Eylül’den başlamış, söylüyorum, antrenman. Eylül, Haziran, Temmuz… Diyelim Temmuz gibi basketbola başladık. Bir dönem oynadım İTÜ’de. Ertesi yaz Milli Takım’a çağrıldım. Haziran olabilir veya devam ediyor olabilir. Gittim Milli Takım’a, Spor Sergi Sarayı’na. Antrenmana başladık. Kaptanımız başta koşuyor, biz de peşinden koşuyoruz. Antrenörümüz arkasını dönmüş bir şeyler konuşuyor, bakmıyoruz. Baktım kaptan dedi ki: “Dur, koşmuyor, boş ver, yürüyün” dedi. Yürümeye başladık. Ben tabii milli heyecanla gittim oraya. “Lan” dedim, “bu mu milli heyecan?” Ben dedim ki; “İmtihanlara girmeyeceğim, Eylül’e bırakıyorum imtihanlarımı; bu Milli Takım’ı başaracağım.” Hemen istifa ettim. Ben çok ciddi kabul ederdim. Sonra acı tatlı maçlarımız oldu. Sükûtuhayale uğradık, gâh gurur duyduk. Akdeniz Oyunları’na hazırlanıyoruz, 60’lı yıllar… Ben de mezun olmuştum, stajım eksik. Diploma almamıştım, pasaportu almamıştım. Sakatım da, İTÜ’de oynamamışım. Karayolları’nda stajım vardı galiba, evet. İstek çektim, İstanbul çıktı. Bir arkadaşa da İskenderun çıktı. Dedim: “Şeyi değiştirebilir miyiz? Ben sana İstanbul’u vereyim, sen bana İskenderun’u ver, değiştiririz” dedim. Değiştirdim.
Karayolları’nda staj yapıyorum. Bodrumlarda basketbol sahası var. Bodrum’da kalıyorum, basket sahası var. Lisedeki çocuklar geliyor. Ondan sonra ben orada antrenmana başladım sakatlıktan sonra. İşte saat yedide işbaşı, öğle yarım paydos, yaz mesaisi… Geliyorum, yemek yiyorum; bir uyuyorum, saat 6 gibi kalkıyorum. Müstait çocuklar geliyor, hemen takım yapıyoruz, başlıyoruz maça. Şeye hazırlandım yani; Akdeniz Oyunları’na. İstanbul’da formda girdi takım. Ondan sonra İstanbul’a geldim, bayağı iyiydim.

Beyrut Seferi ve “Baba Muhtar”

Gittik Beyrut’a. Bir kötü maçtan çıkardık, potadan düştük. Maçların sonuna doğru biraz oynar gibi olduk. Sonuncuyla birinciyi yeneceğiz, düşünebiliyor musun? Şampiyon kim oldu? Yugoslavya mı oldu? Tunus’a mı geldik, ne oldu? Beyrut’a mı geldik? Beyrut’a mı geldik? Beyrut’a mı geldik? Beyrut’a mı geldik? Beyrut’a mı geldik? Beyrut’a mı geldik?

Ulan bu adam benim karşıma çok çıkınca “Dikkat et” dedim. Nasıl atılacak belli değildir böyle, basketçi gibi atmıyor. Vallahi galiba herif en son sayıyı o attı. Kesemedim, tırnak attı bana. Yani bir yürüyerek oynayan… İşte ondan sonra toparlandık, şeyi yendik, Yugoslavları yendik. Yenerken çok rahat atıyorum böyle. “Ben bunu sokarım” diyorum, “bunu atarım” diyorum. Doktor Öner falan vardı galiba. Durdurduk ya o son takımı. Ömer attı, Altan abi attı, ben attım; herkes atıyor. Öyle profesyonel şey gibi oynuyorlar. Hiç unutmam o maçı. Bir de o Lübnan’ın takımının maçı… Bir sonuncuya yenildik, bir birinciyi yendik.

Ondan sonra otobüse bindik gidiyoruz. Rahmetli Turgut (Atakol) abi… “Ağabey” dedim, “mecburduk yenmeye. Tunus maçının şey olduğunu ispat etmemiz lazımdı, hakkıyla kazandığımızı anlatmamız lazımdı.” Bir gülüştük, gülüştük. Bizim Muhtar Sencer vardı. Şubenin kurucusu? Baba, “Baba Muhtar”… Piposuyla beraber? Evet, evet, şişman böyle. Çok şaka yapardık ona, çok da şakayı kaldırırdı. Bir gün şeye bağladım onu, otobüse bağladım. Pardösüsüyle arkadan düğümledim, önümde oturuyordu. Dolayısıyla ben bir… İşte ne güzel, yöneticiyle oyuncu arasında böyle bir samimiyet. Biz indik, o inemiyor, kalkamıyor. “Buyurun Tuncer abi” diyordu. Çok şaka yapardık. Mesela yemeğe giderdik beraber; yemek gelir 25 lira, hesap 80 lira geldi mi hemen şey derdim, “Bende 10 lira var” derdi, bırakırdı parayı. Yemeği de çok severdi.
Sonra gitti dışarıda vazife verdiler. Turgut abi ayarladı galiba, Almanya’daki konsoloslukta; bahsederdi ona. Turgut abi şey düşündü, MİT dendi zaten, çok kuvvetli bir adamdı. Ondan sonra bir gün geldiğini haber aldık; Milli Takım kampındayız, Aksaray’da Yuva Otel. Dediler: “Muhtar Baba gelmiş.” Yeğeni ayarladı, yeğeni bize arka kapıyı açtı, bahçe kapısını açtı. Biz önden girmedik, arkadan girdik. Muhtar Baba’yı bastıracağız içeride. Baktık şey; don gömlek, gıda peşinde, mutfakta lokma peşinde… Etrafını biz sardık. Selam..

Demirperde Gümrüğünde Bir Operasyon

Şey çok enteresan, bakın Turgut abinin yaptığı bir iş o zamanda yapılması mümkün değil neredeyse. Berlin’deyiz. Avrupa Şampiyonası. Sabah 9’da Doğu Almanya’ya geçeceğiz. Doğu Almanya’daki bir istasyondan… Lafın gelişi, Sirkeci’den gideceğiz. Batı’ya geçeceğiz. Ama biz trenden indiğimiz anda, o Friedrichstrasse gibi yerde 10 dakika sonra tren kalkıyor. Ama biz aşağı inip öbür perona geçeceğiz. Ama o sırada gümrükten geçeceğiz. Nereden geçiyoruz? Demirperde gümrüğünden! Demirperde sıkı, sıkı otobüs…

Turgut abi dedi ki: “Biz normal gidersek geçemeyiz, ertesi günkü trene kalırız” dedi. “Oturacak yer yok, istasyonda bekleyeceğiz” dedi. Hele kalacağız dedi. “Ben” dedi, “gideyim bir gün evvel de ayarlayayım” dedi. Hangi istasyon olduğunu bilmiyorum dedi. “Ben istasyonda bekleyeceğim sizi” dedi. Yoruluyor da durmuyor… “Ben de o istasyondan çıkacağım” dedi, “bekleyeceğim, beni göreceksiniz. Gördüğünüz anda hemen koşmaya başlayacağım, peşimden koşun” dedi. “Bavulları hazırlayın” dedi.

Hazırladık biz böyle, bakıyoruz, kapıya bakıyoruz. Turgut abi oldu… Bir baktı Turgut abi… Hemen yüklendik, peşinden koşmaya başladık. Önce biz peşinde aşağı indik, aşağı inip gittik. Ondan sonra baktık gümrüğe. Gümrük askerinin yanında, “Geç” diyor bize. Bak, gümrükten koşarak geçtik. Koşarak geçtik, öbür perona çıktık. Doğu Almanya şehrine çıktık. Trene attık bavulları en son anı; attık, hemen hareket başladı. Düşünebiliyor musun? Komünist ülkede pasaport kontrolsüz geçtik. Baktık askerler bekliyordu, baktık hepsinin yakasında Türk rozeti var. Gitmiş, konuşmuş, anlatmış. Pasaportları da herhalde şey etti orada. Bizi hiç kontrol etmediler, koşarak geçtik.

Sporun Bilmi ve Üniversiteleşme

Şimdi bizde sporla ilgili çok ciddi program yapmak lazım ve yatırım yapmak lazım. Nedir diyeceksin? Sporu ilkokuldan planlayacağız. Spor üniversitelerimiz olacak. Spor ne gerekiyorsa onunla ilgili okullarımız olacak. Mesela bir spor hocası beslenmeyi bilecek, bunun yanında psikolojiyi bilecek. Mesela yaşadığım bir misal var, duyduğum bir misal; Turgay Renklikurt olabilir. Turgay Renklikurt gibi birisi Almanya’da tahsil yapmış, spor üzerine üniversite bitirmiş. Bir şampiyona olacak, güreş Milli Takımı gidecek şampiyonaya. Diyorlar ki: “Nasıl bir şey bulalım da bu takımı planlayalım, disipline sokalım?” Akıllı biri demek ki, biliyor; diyor ki: “Böyle böyle bir insan var, Almanya’da üniversite bitirdi spor üzerine, hocalık üzerine. Bunu takımın başına getirirsek, tabii antrenör olarak değil diğer konularda, bu takımı düzeltir” diyor. Ve o sırada o Ankara’da dolaşıyor arkadaş, asker kaçağı. Askerlik yapmamış. Şikâyet ediyorlar güreşten, askere alıyorlar. Sonra takımın başına alıyorlar müdahaleci olarak.

Şimdi o anlatıyor: “Ören’de kamptayız” diyor. “Beslenme programı yaptım” diyor. Göreyim… Yemek yemesini bilmiyorlar, liste yapmasını bilmiyorlar. Antrenman yapıyorsun, en zararlı yemeği yiyorsun. “Atıyorum kapıdan” diyor. Antrenman yapıyorsun, geliyorsun kuru fasulye falan yiyorsun. “Vücudu zarara sokan şey” diyor. “Ben kuralları yaptım” diyor, “aç kaldılar, isyan etmeye başladılar” diyor. “Dedim biraz sabredin, düzelir” diyor. 15-20 gün sonra düzelmişler. Hepsi sıraya girdi diyor. Kimseyi sokmadım diyor saunaya. 72 kilo, 73 kilo; 83, 83; 57, 57… Herkes kilosunda. Yemek farkında, mücadele farkında. Hiç saunaya girmeden maçlara çıktılar, dünya şampiyonu oldular.

Bir güreşçi anlatıyor, Necati Mörgül… Sonradan bir şampiyon, Necati Mörgül anlatıyor. Finlandiya mıydı neydi? Maçlara çıkacaklar. 73 kiloda güreşiyor galiba Necati. Diyorlar ki “72 kilo olacaksın.” Veya 73 için bir kilo müsaade ediliyorsa “Bir kilo yemek yiyeceksin.” Akşam güreşin varsa öğleyin yemek yiyeceksin. İsyan ediyor… “Ben bir gün evvelden, öğleyin içim yandı” diyor. “Aşağıdan şey istedim, Oranjal; gazoz gibi bir şey, portakal suyu gibi bir şey galiba Oranjal dedikleri. Getirdiler bir şey” diyor. “İçtim, yandım” diyor. “Aşağıda Amerikan bardağıyla süt vardı, bir sürü süt içtim” diyor. “Yanıyorum” diyor. Bir tartılmış, diyelim 77 olmuş. “Akşam şeye girdim, 125 derece saunaya” diyor. “Ondan sonra çift eşofman giydim, neleri öptüm” diyor. “Sabaha kadar beni terlettiler” diyor. Sabah kalkmış, diyelim 73 kilo; 72 olması lazım yemek için. Bir tarttı beni diyor, demiş: “Nerede senin yemeğin?” “Hocam” dedim diyor, “sen beni akşam görecektin.” Bu evlatları oraya anlattılar diyor. Ne oluyor bu duruma gelen çocuk? Ölüyor. Sahada mücadele edebilir mi? Edemez. İşte o üniversite tahsili görmüş kişi bunları biliyor, planlıyor. Çünkü biliyor neyin neye yaradığını. Bir dünya şampiyonumuz yakın zamanda, 5-10 sene evvel olan birisi, radyodan dinledim röportajını… Ne oldu? Şampiyonaya çıkacak, final maçına. Kafile başkanı diyor ki: “Efendim çok kötüyüm, ben bu maça çıkmasam” diyor. Bak demiş, hep şeyden, kilo düşmekten… “Maça çıkmazsan bir de bana vatan haini damgası vurursunuz. Ama maça çıkıp kaybedersen bir şey demezler” diyor. “Maça çıktım” diyor, “güreşi düşünmüyorum, Allah’ım ne zaman bitecek bu?” Kaybediyor tabii. Böyle spor olur mu? Vücudu harap ediyor.

İşte ilmi yaparsan bu işi, üniversiteleriyle yaparsan bu işi; bütün bunların hepsini sporun tıbbında bileceksin, psikolojisinde bileceksin, adale mekaniğinde bileceksin. Bunlar nereden öğrenilir? Sokaktan öğrenilmez. Üniversitede, gerekirse laboratuvarlarda öğrenilir. Öyle değil mi? Tabii. Onun için lazım. Sokaktan öğrenilmez, kimseden ders alamazsın. Bunun yatırım olması lazım. Meslek bu, uydurma olmaz ki. “Ben takımda öğreniyorum bir şey, sonra çıkıp antrenör oluyorum, bir kurs görüyorum.” Ne veriyor antrenör bana? Eski antrenörler kurs veriyor. Ne veriyor ya? Hiçbir şey vermiyor. “Bak” diyor, “hücum yaparken buradan sağdan sağa çık, kaçacak” diyor. “Sen” diyor, “oradan nereye kaçacaksın?” diyor. “Böyle yaparsın adam buraya gelir, şuraya boşaltır, işte oraya kadar atarsın” diyor. Peki oraya kadar nasıl gidecek o adam? Onun için çok şart, çok para kaybediyor bu şeyler.

“Planlı Yetiştirirsek Neler Çıkar”

Bu dış dünyaya bakacaksın. Senden modern mi? Eğitim senden yüksek mi sanırsın? Nijerya’nın eğitimi senden yüksek mi? Bilmem nerenin, bir Afrika ülkesinin, bilmem bir ülkeden eğitimin senden yüksek mi? Değil. Ama onların oyuncuları geliyor seni şampiyon yapıyor. Biz yapamıyoruz. O zaman bizde kabahat var.

Bak mesela misal: Cengiz Ünder mi? Cengiz Ünder. Romalı. Altınordu çıkışlı. Başka bir takıma satıyorlar, kaça sattı? İyi bir paraya gitti, evet. 820 bin liraya sattı (Altınordu’dan Başakşehir’e). Mukaveleye ne yazdılar? “Başka birine satarsan %30’u benim” diye bir şey koydular. Roma’ya mı gittiydi? İtalya Roma. Roma’ya kaça sattı? Çok ciddi paraya gitti, umarım yirmi milyonlar… Ne sattı? Evet. Ne aldı Altınordu? Yüzde otuzunu aldı, yedi milyon aldı. Niye? Planlı yetiştirdi Altınordu. Planlı yetiştirdi. Demek ki biz bunları yetiştirirsek güzel güzel çocuklarımız çıkar.

Başka… Onun için bu yönde eğitimimizi ciddi hale getirmemiz lazım. Neler neler var ya. Eğer biz eğitim yaparız, araştırma yaparsak neler var. Ne olur? Birisini buluyoruz, bakıyoruz; kızcağız bir dünya şampiyonu oluyor. Demek ki yapabiliyoruz hiç eğitmeden. Peki biz araştırırsak neler çıkacak? Neler çıkacak… Mesela ben kendimden bir şey diyorum: Beni yüzücü olarak yakalasanız ne olacaktı? Olimpiyat şampiyonu olurdum. İnanıyorum kendime. Bana diyorsan “En pişman olduğun şey ne, en içinde kalan?” %100 budur. Antrenörün üzerine düşecektim ben, ciddi çalışsaydım.

Yorum bırakın