
Fenerbahçe basketbolunun henüz bugünkü devasa bütçelere ve modern arenalara sahip olmadığı, ancak sahadaki mücadelenin ve aidiyet duygusunun en saf haliyle yaşandığı o unutulmaz yıllara gidiyoruz. 1980’li yıllar; Dereağzı’nın rüzgarını, Spor Sergi Sarayı’nın o kendine has ortamını ve sarı-lacivertli formanın kutsallığını iliklerine kadar hisseden bir jenerasyonun dönemiydi.
Bu röportajda, Fenerbahçe altyapısında yetişip A takıma kadar yükselen İbrahim Aygen ile Kasım 2021’de “Fenerbahçe Erkek Basketbol Tarihi” başlığı altında yaptığımız röportajda bir araya gelmiştik. Aygen, sadece kendi kariyerini değil; bir dönemin basketbol kültürünü, o zamanki kısıtlı imkanlara rağmen bitmek bilmeyen başarı azmini ve “Çubuklu”ya duyulan o sevgiyi ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a anlatmıştı.
Şimdi sizi, Fenerbahçe erkek basketbol tarihinin derinliklerine doğru samimi bir yolculuğa götürüyoruz.
İbrahim abi, öncelikle hoş geldiniz. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için salontribunu.com ekibi olarak size çok teşekkür ederiz. Çocukluk ve gençlik yıllarınızı, basketbola adım atma sürecinizi ve altyapı yıllarınızı bizlere anlatabilir misiniz?
Benim basketbola başlamam enteresan bir hikâyedir. Okul çıkışında boyu uzun olanları bir yerde topluyorlardı. Sakallı, genç bir abi beni görünce “Delikanlı, basketbol oynamak ister misin?” dedi. O zamanlar tabii internet yok, cep telefonu falan yok. “Tabii isterim” dedim. “Yarın ailen seni şu adrese getirsin, antrenman yapacağız, tanışacağız” dedi. Ertesi gün babamla gittim; bu adres DSİ’ydi. Orada bir basketbol okuluna başladım. Başında da benden o zamanlar büyük olan, Boğaziçi’nde okuyordu zannedersem, Timur Abi diye bir insan vardı. Orada yaklaşık 1,5-2 ay antrenmanlara çıktım ama hiç basketbol bilmiyordum. Basketbola başlamak için de yaşım biraz geçmişti çünkü dizlerim rahatsızdı.
Sonra Mehmet Baturalp (Batur Abi) sayesinde… Onunla nasıl tanıştığımızı, bana nasıl ulaştıklarını tam hatırlayamıyorum ama beni Fenerbahçe’ye aldılar. Yıldız takım antrenmanlarına çıkmaya başladım. Sezon başında Halil Üner geldi bize antrenör olarak. İlk ciddi çalıştığım, severek basketbol oynadığım insandır. Kendisinin bende, eğer biraz basketbolcu olduysam hakikaten çok büyük payı vardır. Yıl 81-82 sezonuydu, antrenmanlar o zaman Dereağzı’ndaydı. Batur Abi A Takım antrenörüydü. Ama ben çok “sıfır” durumda olduğum için… İşte o dönemde Ali Sile vardı, Ahmet Dostal vardı (bilmiyorum onlara ulaşabildiniz mi). O sene bize Eczacıbaşı’ndan Kemal Dinçer geldi; o dönem için çok çok iyi bir transferdi.
İlk önce Yıldız Takım’da oynamaya başladım ama aynı zamanda beni Genç Takım antrenmanlarına da çıkarıyorlardı. Yıldız Takım’dan kimlerle görüştük derseniz; Murat Özgül vardı, o bizim kaptanımızdı ve benden biraz büyüktür. Bana çok pas atardı. Antrenörümüz de Haşim Timurlenk’ti. Haşim Abi ile aynı liseden mezunuz; o benden büyüktü, liseden beri “abi” diyordum ona. Halil Abinin gelmesiyle olay daha farklı bir boyuta taşındı. Benimle çok ciddi özel antrenmanlar yapmaya başladı. Beni akşamları evine çağırıyordu; “şöyle yapman lazım, böyle yapman lazım” diye anlatıyordu. Eşi Şerife Abla sağ olsun, bütün takıma yemekler verirdi. Oyuncular arasında çok güzel bir birlik beraberlik sağladı. Fenerbahçe’ye gelişim bu şekildedir.
Fenerbahçe’ye geliş sürecinizden bahsettiniz; peki kulübümüzün basketbol takımında bu kadar uzun süre forma giymek nasıl bir duyguydu?
Evet, ben çok uzun süre kaldım. Vallahi her şeyden önce büyük bir onur ve ayrıcalıktı Fenerbahçe’de olmak. Bak, şu anda bile 21 yaşında bir oğlum var; geriye dönüp baktığımda hayatımda çok güzel anıların, arkadaşlıkların ve dostlukların olduğu bir dönemdi. Herkese nasip olsun. Yıldız Takım’dan itibaren 8-9 senelik bir süreçten bahsediyoruz. Çok antrenör değişikliği oldu, çok iyi arkadaşlıklar elde ettim. Şimdi 56-57 yaşına geldim; geriye dönüp baktığımda çok özel ve güzel bir dönemdi diyorum. Sporla ilgilenen tüm gençlere, Fenerbahçe’nin herhangi bir kategorisinde (yıldız, minik, isimler değişmiş olsa da) oynamayı Allah nasip etsin diyorum.
Altyapımızda yetiştiniz. 1981 yılında Yıldız Milli Takıma, 1982 yılında ise Genç Milli Takıma seçildiniz. Bu süreci bizlerle paylaşabilir misiniz?
İlk Yıldız Milli Takımı’na seçildiğimde babam beni İngiltere’ye lisan okuluna göndermişti. Ben gittikten sonra -tabii internet falan yok- babam İngiltere’ye telefon etti: “İbrahim üzülme, sana bir şey söyleyeceğim” dedi. “Hayırdır baba?” dedim. “Yıldız Milli Takımı’na seçilmişsin ama federasyona şu an gelmen mümkün değil dedim” dedi. O Yıldız Milli Takımı serüvenini kaçırdım yani. Sonra döndüğümüzde, 1982 sezonunda Fenerbahçe’de Halil Abi ile birlikte bir çıkış yakaladığımızda beni seçtiler.
Sonrasında Genç Milli Takım’dan evvel Yıldız Milli Takımı ile Almanya’da Albert Schweitzer Turnuvası’nda oynamıştım. O da benim için çok güzel geçti. Milli Takım çok başka bir duygu; o dönemin önemli oyuncularıyla beraber aynı takımda bulunmak, o havayı teneffüs etmek çok özeldi. O dönemden Cihat Levent vardı Galatasaray’da oynayanlar vardı; aklımda kalan Burç vardı… Tabii üzerinden çok zaman geçti, hepsini hatırlayamıyorum. Aydın Örs kondisyona, atletizme inanılmaz inanan biridir. Sarıyer’de bir tesiste 20-25 gün hiç çıkmadan kamp yaptığımızı hatırlıyorum. Genç Milli Takım’da Behçet Üner vardı, Tamer Oyguç vardı. Bir de Efes Pilsen’de oynayan Taner vardı, sonra o bir rahatsızlık geçirmişti. Aynı odada kaldığım arkadaşım ise Levent Topsakal’dı. Bir de İhsan Bayülken. O da bizim jenerasyondandı, o da Milli Takım’daydı. Milli Takım havası o dönem acayip keyifliydi. İnşallah her gence nasip olur.
1982 yılında Fenerbahçe A Takımı’na alındınız. A Takım’a çıktığınızda neler yaşadınız?
Ben 1982’de Fenerbahçe Genç Takımı ile Türkiye Şampiyonu oldum. O senenin “En İyi Pivotu” seçilmiştim. O zamanki boy ortalamaları şimdiki gibi değildi; şu an 2 metre artık garip kaçmıyor ama o zaman bizden sonra gelen Tamer Oyguç ve Ömer Büyükaycan vardı benden uzun olan. Benim boyum 2.02 idi, ayakkabıyla falan 2.04 oluyordu; o dönem için yeterliydi. En iyi pivot ödülünü alınca, 1982 sezonu sonunda A Takım’da yeniden bir yapılanma vardı. Yanılmıyorsam Kemal Dinçer’in babası Altan Dinçer organizasyonun başına getirilmişti. Antrenör olarak da İTÜ’den (Önder Seden) geldi. İşte o dönem benim yaşım henüz A Takım seviyesine gelmemişti, daha iki sene genç takım yaşım vardı. Ona rağmen sağ olsunlar layık gördüler, A Takım’a katıldım. Benimle birlikte Kemal Dinçer ve yanılmıyorsam Aris de katıldı. Kemal o dönem benim en yakın arkadaşımdı. Ali Sile de gördüğüm en yetenekli oyunculardan biriydi ama onun şansı biraz yaver gitmedi, kopmalar oldu. Kemal ise sonra A Takım kaptanlığı ve menajerlik de yaptı. Yıldızdan çıkıp direkt A Takım’a alınmak insanı çok mutlu ediyor. Allah rahmet eylesin Altan Abinin emeği çoktur üzerimde, Önder Abi de oldukça ilgilendi. O zamanlar sahaya çıkan 10 kişiden 3’ünün altyapıdan yetişmiş olması mecburiyeti vardı. Ben, Kemal, bazen Ali Sile… Bu kural sayesinde A Takım kadrosunda hemen yer bulmaya başladık.
1982-1983 sezonunda başkan Sayın Ali Şen’in iyi bir takım kurduğunu söyleyebiliriz. Fenerbahçe yıllar sonra şampiyonluk mücadelesi verirken taraftarlar salonlara sığmıyordu. Kırmızı Grubun yenilgisiz lideri olsak da Final Grubu’nda kaybedilen maçlarla ligi ikinci bitirdik. Bize o sezonu, Spor Sergi atmosferini ve Fenerbahçe tribünlerini anlatabilir misiniz?
O sene Efe Abi (Efe Aydan) da transfer olmuştu. Eczacıbaşı’ndan gelmişti ama askerlik durumu olduğu için sezonun ilk yarısında katılamamıştı. Hatta soyunma odasına ilk geldiğinde saçları kesik olduğu için şaşırmıştım. Efe Abi bizim için bir idoldü, korkunç bir oyuncuydu. Çok iyi bir sezon gidiyordu. Spor Sergi’de hep yendik. Kadroya Efe Aydan, Hakan Artış, Ali Rıza Limoncuoğlu gibi isimler dahil olmuştu. O zamanlar internet, sosyal medya yoktu ama basında acayip yer alıyorduk. Müthiş bir taraftar desteği başladı. Antrenmanları Kadıköy tarafında, Hasanpaşa’daki İETT salonunda yapıyorduk. Antrenmanlarda bile kalabalık oluyordu; hatta bazen hava bozulmasın diye gelenleri içeri almamaya çalışıyorlardı. Çok iyi bir seri yakaladık ama sonra bir yenilgi serisi başladı. Maalesef o 9-10 maçlık gidişatı bir daha yakalayamadık ve lig ikincisi olduk. Calvin Roberts ise Türkiye’ye gelmiş en atletik, şutu en iyi ve insan olarak en düzgün yabancılardan biriydi. Çok güzel bir seneydi ama sonu şampiyonlukla bitmedi.
1983-1984 sezonunda da işler yolunda gidiyor gibiydi. Takviyelerle şampiyonluğa inanılıyordu ancak Ali Şen yönetiminin istifası dengeyi bozdu. Bu sürece dair neler anlatmak istersiniz.
O kadar zaman geçti ki çok net hatırlayamıyorum ama Ali Şen Başkan’ın kulüp başkanlığı yapması basketbol branşında çok pozitif bir etki yaratmıştı. İstifası şubede büyük üzüntüyle karşılandı.
15 Ocak 1984’teki Efes Pilsen maçında bitime 5 saniye kala hakem Necip Kapanlı, tartışmalı bir 3 saniye düdüğü çalınca taraftarlar sahaya girmişti. O maça dair neler anlatmak istersiniz?
O anı tam hatırlayamıyorum ama Aydan Abi ve Halil Dağlı’nın istifa ettiklerini hatırlıyorum. Birkaç maç kaybetmiştik ve işler iyi gitmiyor gibiydi. Aydan Abiye ve Halil Hoca’ya çok hürmetim vardı. O maça dair ise pek bir yorum getirmek istemiyorum açıkçası.
1986-1987 sezonu sonunda Fenerbahçe’den ayrıldınız. Sizi bu ayrılığa iten sebep neydi ve Çukurova döneminiz nasıl geçti?
Şöyle; kendimde bir kan değişikliği yapmak, yeni bir şans denemek istiyordum. Yeni bir yapılanmaya gidiyorlardı öyle bir tercih yaptım. Orada yarım sezonun sonunda ayak bileğimdeki sakatlık nüksetti. Devam edebilmem için ciddi bir ameliyat gerekiyordu, ancak sahalara dönüp dönemeyeceğimden emin olamadım, gözüm kesmedi. Üniversitede kaydımı dondurmuştum, okulumu bitirmek istiyordum. Bu yüzden basketbol kariyerimi nihayetlendirmek istedim. Çukurova’da da sağ olsun Halil Abi, Can Sonat, Behçet Üner, Serdar Apaydın vardı. Yıldızlar topluluğu gibi bir gruptu. Serdar Apaydın ile aynı evde kalıyorduk, o dönemin en iyi şutörlerinden biriydi. Çok güzel ve bana tecrübe katan bir sezondur ama kafamda basketboldan uzaklaşmaya başlamıştım. Sezon ortasında izin alarak basketbolu bıraktım.
Fenerbahçe’de saha içinde ve dışında unutamadığınız anılar var mı?
Elbette, 1982 yılındaki Türkiye Gençler Şampiyonası’ndaki o şampiyonluk en büyüğüdür. Maç biter bitmez Halil Abi ile birbirimize sarılmamız… Takım gibi değil aile gibiydik, onu unutamıyorum. Bir de “En İyi Pivot” ödülünü aldığım an… Kazanacağımı bilmiyordum, anons edildiğinde bana büyük sürpriz olmuştu. Bir sene içinde ciddi bir aşama kaydetmiştim. En unutamadığım maç da o şampiyonadaki Karşıyaka final maçıdır.
Beraber oynamaktan en keyif aldığınız isimler kimlerdi?
Çok değerli isimlerle oynadım. Efe Aydan, Kemal Dinçer, Ali Sile, Ali Rıza Limoncuoğlu, Calvin Roberts, Hakan Artış, Necdet Ronabar, Fatih Özal, Ali Ahmet Sarı… Ahmet Abi ile oda arkadaşıydık, çok güzel anılarımız var. Ömer Baturalp… Karşı takımlardan da Cihat Levent’i çok severdim, yakın arkadaşımdı.
O dönemdeki derbi maçlarının atmosferi nasıldı?
Ezeli rekabetin olduğu maçlar her zaman farklı oluyordu. Seyirci yoğunluğu nedeniyle takımın hırslanması daha farklı gerçekleşiyordu. Ama neticede bu bir basketbol oyunu. Koçlarımız rakibe göre setler ve savunma düzenekleri hazırlıyordu. Rekabetin getirdiği bir performans artışı mutlaka oluyordu.
Sizin döneminizle şimdiki basketbol arasındaki farklar nelerdir?
Şu an oynamak çok daha zor; yabancı sınırlaması yok, oyun çok hızlandı, atletizm üst seviyeye çıktı. Kıyaslama yapmak şimdiki oyunculara haksızlık olur. 40 sene öncesinden bahsediyoruz; her spor dalı gibi basketbol da evrildi. Şu an A Takım’da varlığını sürdürebilmek çok zor, hepsine başarılar diliyorum.
Basketbolu bıraktıktan sonra ilginiz ne düzeyde kaldı?
Sadece seyirci düzeyinde kaldım. İyi bir Fenerbahçe taraftarıyım, EuroLeague maçlarını ekrandan takip ediyorum ama salona gitmiyorum. Buraya gelmeden önce bile Murat Murathanoğlu’nun programlarını izliyordum. Murat Abi, Aydan Siyavuş döneminde bizim takıma gelmişti, Amerika’dan yeni dönmüştü. O zamanlar NBA ve yabancı oyuncular hakkında bilgi bulmak zordu ama Murat Abi bir kütüphane gibiydi, her oyuncuyu tanıyordu. YouTube’daki programlarını takip ediyorum, hatta yorumlar yazıyorum. İyi bir takipçiyim; Efes ve Fener’i destekliyorum
Fenerbahçe erkek basketbol organizasyonu sizin için ne ifade ediyor?
Fenerbahçe’de oynamak bir ayrıcalık, hayatımın en güzel dönemi. İnsana gurur ve onur veren bir duygu. Gönlünde Fenerbahçe olan tüm gençlere Allah bunu nasip etsin.
Fenerbahçe son 20 yılda büyük bir atılım yaparak EuroLeague şampiyonu oldu. Takımın şimdiki durumunu nasıl görüyorsunuz?
Dipnot: Bu röportaj Kasım 2021’de yapıldığı için İbrahim Aygen o günkü döneme göre yorum yapmıştır.)
Obradovic dönemi inanılmazdı. Genç Milli Takım’dayken Yugoslavya ile karşılaşmıştık ama o kadroda mıydı hatırlayamıyorum. Onun gelmesiyle başarının geleceğini tahmin ediyorduk ve somut olarak gördük. İnşallah o başarılar kan kaybetmeden devam eder.
Son olarak Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?
Takım yenilse de yense de birlik olup takımı ve antrenörü desteklemek lazım. Sezon uzun, iniş çıkışlar olur. Oyuncuların aleyhine tezahürat yapmamak gerekir; bunun bir fayda getirdiğini görmedim. Taraftar her zaman ekibin arkasında durmalı. Yapılan işe saygı duymak lazım.
Röportajımıza atıldığınız için çok teşekkür ederiz. Sayfamızda size yer verdiğimiz için çok mutluyuz.
Rica ederim kardeşim, ben teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
