
Fenerbahçe erkek basketbol tarihinin altın sayfalarına baktığımızda, bazı isimlerin sadece istatistiklerle değil, taraftarla kurdukları sarsılmaz bağla hep sürdügünü görürüz. 2015-2017 yılları arasında sarı-lacivertli formayı terleten, pota altını bir kale gibi savunan ve “Savunma Bakanı” unvanını her bloğuyla ilmik ilmik işleyen Ekpe Udoh, hiç kuşkusuz bu isimlerin en başında geliyor.
Sadece sahadaki dominant oyunuyla değil, kurduğu kitap kulübüyle İstanbul sokaklarında kültürel bir iz bırakan, Zeljko Obradovic’in tedrisatında mental ve fiziksel sınırlarını zorlayarak Avrupa’nın en değerli oyuncusuna (MVP) dönüşen Udoh, Fenerbahçe’nin 2017’deki unutulmaz Euroleague zaferinin en büyük mimarlarından biriydi.
Bugün Atlanta Hawks’ta asistan koç olarak kariyerine devam eden efsane isim, Salon Tribünü’ne konuk oldu. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz bu samimi sohbette Udoh; Panathinaikos serisindeki o meşhur bloklarını, Obradovic ile olan şampiyonluk yolculuğunu, İstanbul’un kalbindeki o tarihi geceyi ve sarı-lacivertli camiaya olan derin sevgisini ekibimizden Erdi Tiran ve Baran Arslan’a tüm içtenliğiyle anlattı.
Şimdi sizi, Ekpe Udoh’un dilinden, Fenerbahçe tarihinin en görkemli dönemlerine uzanan o eşsiz yolculuğa davet ediyoruz.
Değerli Ekpe Udoh, röportajımıza hoş geldin. Fenerbahçe basketbol tarihine böylesine efsanevi bir damga vurmuş biriyle konuşuyor olmaktan büyük onur duyuyoruz. 20 Mayıs 1987’de doğdun. Çocukluğundan Fenerbahçe’ye katıldığın yıla kadar uzanan devasa bir yolculuk görüyoruz: Basketbol tutkunun ilk kıvılcımı, Edmond Santa Fe’den Michigan ve Baylor’a uzanan kolej ve üniversite yılların ve 2010 NBA Draftı’nda 6. sıradan seçilmen. Ayrıca lockout (lokavt) dönemindeki kısa İsrail maceranın, ardından Golden State, Milwaukee ve Clippers formalarıyla NBA yıllarını hatırlıyoruz.
Tüm bu tecrübeyle 2015/16 sezonunda Fenerbahçe’ye katıldın. Lig ve kupa şampiyonluklarıyla dolu harika bir yerel sezondu ancak CSKA Moskova’ya karşı kaybedilen yürek burkan bir EuroLeague finaliyle de hafızalara kazındı. İstanbul’daki ilk yılına baktığında, o “yarım kalan iş” hakkında neler hissediyorsun? Özellikle Baskonia’ya karşı oynanan yarı final ve CSKA’ya kaybedilen final hakkında neler söyleyebilirsin?
Şampiyonluğu kazanamamış olsak da bizim için harika bir sezondu. O yıl, sezonun büyük bölümünde sağlıklıydık ve ritmimizi erkenden bulmayı başarmıştık. Özellikle grup aşamasında Strasbourg’a kaybettikten sonra bu ivmeyi yakaladık. Baskonia ile oynadığımız Final Four yarı finalini pek hatırlamıyorum ama uzatmalarda galip gelmiştik. Çok yoğundu ama o şampiyonluk maçı (final) her türlü duyguyu barındırıyordu. Kişisel olarak, o maçta kenardan gelmek farklıydı; devre arasından önce büyük farkla geriye düşmek zordu ama basketbol oyununda her zaman seriler olur. İkinci yarıda olan tam olarak buydu. Bobby’nin (Ali Muhammed) performansı sayesinde savaşıp geri döndük ve o tipleme basketi girene kadar neredeyse maçı koparma şansımız vardı. Uzatmalarda birkaç top kaybı yaptık ve maç elimizden kaçtı. Unutulmaz bir maç ve unutulmaz bir yıldı.

2015/16 sezonundan bahsetmişken, Real Madrid’e karşı oynanan ve senin gerçekten çok iyi oynadığın play-off serisi unutulmazdı. O seriyi ve İstanbul’daki ilk iki maçta tribünlerdeki o inanılmaz atmosferi tarif edebilir misin?
Nasıl rakip olduk bilmiyorum ama heyecan verici bir play-off serisi için her şey hazırdı. Llull liderliğinde bizi saf dışı bırakmaya odaklanmışlardı. O seride benden Bogi’ye (Bogdanovic), Gigi’ye (Datome) ve diğerlerine kadar her çarkımız tıkır tıkır işliyordu. Savunma anlamında tam odaklıydık ve bu da hücumda avantaj elde etmemizi sağladı.

2016-2017 sezonunda önce EuroLeague kupasını, ardından Türkiye Ligi şampiyonluğunu kazandık. EuroLeague şampiyonluğuna giden yolda asla unutamayacağın özel anlar var mı?
Euroleague’i İstanbul’da kazanmak, basketbola dair sahip olduğum en iyi anıydı. O hafta sonu aynı zamanda benim 30. yaş günü hafta sonumdu. Pek çok aile üyem o hafta sonu için şehirdeydi ve harika zaman geçirdik.

2016/17 sezonuyla alakalı en kritik aşamalardan biri, performansının hâlâ herkesin hafızasında taze olduğu Panathinaikos Play-Off serisiydi. O seriden öncesine dair özel bir anın var mı ve Yunanistan’daki ilk iki maçta atmosfer nasıldı?
İşte bu seri büyük bir eğlenceydi. En iyi normal sezonumuzu geçirmemiştik ama doğru zamanda sağlıklı kalmayı başardık. Takım içinde hepimiz biliyorduk ki, bir kez tam kadro olursak her şey yolunda gidecekti. Yunanistan’a 5. sıradan giren bir takım olarak kendimize güveniyorduk. Atmosfer elektrikliydi ve bir sürpriz için ortam çok müsaitti. Bogi yolu açtı, biz de onu takip ettik! Benim en sevdiğim an, tek bir pozisyonda iki şut blokladığım ve kolumu havada salladığım andı! Benim ve takım için çok tatmin ediciydi.

Zeljko Obradovic’i senin bakış açından dinlemek isteriz. Onun hakkında bize neler söyleyebilirsin? Bir insan ve bir oyuncu olarak sana neler kattı?
Koç Obradovic, spor veya bölge fark etmeksizin bu işi yapmış en iyi koçlardan biridir. Küçük detaylara dair inanılmaz bir yeteneği vardı ve eğer onun beklentilerini karşılamıyorsak… Pekâlâ, biliyorsun işte (gülüyor). Büyük resimde küçük detayların ne kadar önemli olduğunu öğrendim. İdmanlarımız dönem dönem çok sertleşse de, zihinsel ve fiziksel olarak kendimi ne kadar zorlayabileceğimi bana o öğretti. Her zaman “Kazanmak için acı çekmelisiniz” derdi ve biz de bunu yaptık.

2016/17 sezonunun sonunda Fenerbahçe’den ayrıldın. Taraftarlar seni çok sevdikleri ve kalmanı umdukları için çok üzülmüştü. O ayrılık süreci hakkında neler söyleyebilirsin?
NBA’i tekrar denemenin zamanı gelmiş gibi hissettim. Denizaşırı (Avrupa’ya) gelmiştim ve her şeyi kazanmıştık. Neredeyse üst üste yıllarda kazandık ama sonuçta olay buna (bu karara) bağlandı. Geriye dönüp baktığımda, bir şeyler farklı olur muydu, belki; ama kararımdan gurur duyuyorum.
Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra iki sezon Utah Jazz’da oynadın, ardından 2019-2020 sezonunda Pekin Ducks’a katılmak üzere Çin’e gittin. Sonrasında Virtus Bologna ve ardından Beijing Royal Fighters formalarını giydin. Bize o yıllardan bahseder misin?
NBA’den ayrıldıktan sonra iki yıl Çin’de oynadım, ardından İtalya’da oynadım ve orada sezonu kapatmama neden olan bir sakatlık yaşadım. Çin’deki vaktim iyiydi; çaylak yılımdaki takım arkadaşlarımdan biri olan Jeremy Lin ile birlikte oynamaktan dolayı minnettardım. Bu süre zarfında saha içinde ve dışında ilişkimizi geliştirme fırsatımız oldu. Ayrıca onun bir insan olarak büyümesini izleme şansı buldum çünkü “Linsanity” gerçektir ve Çin’de başka bir boyuta ulaştı. O yıllardan sonra İtalya’ya gittim, başlangıçta her şey güçlü gidiyordu. Milos (Teodosic) ve birkaç tanıdık yüzle oynama fırsatım vardı ama ilk Süper Kupa maçında, daha önce Fenerbahçe’de oynarken şikayet ettiğim o sahadaki stickerların (yer çıkartmaları) üzerinde patellar tendonumu yırttım. Hayat bazen ne kadar tuhaf işliyor. Ondan sonra sakatlık yüzünden emekli olamazdım, bu yüzden rehabilitasyonla geri döndüm ve Japonya’da yarım sezon oynadım. Japonya’yı bir ülke olarak her şeyden çok sevdim. Bu duraklarda, bugün hala güçlü olan harika dostluklar kurabildim. Hepsi için minnettarım.
Profesyonel basketboldan emekli olduktan sonra Atlanta Hawks’ta asistan koç olarak göreve başlamanla aynı döneme denk geldi. Bu geçiş nasıl gerçekleşti?
Clippers’ta oynadığım dönemde koçluğun kendimi yaparken görebileceğim bir şey olduğunu hissetmiştim. Maçın ilk hücumu için Koç Rivers’ın yanında durur, o da pozisyonu benimle birlikte gözden geçirirdi. O andan itibaren, oynadığım tüm koçların ne yaptığına dikkat etmeye başladım; dillerinden tonlamalarına, taktiklerden (X’s and O’s) her şeye kadar… Jazz’da oynarken Koç Snyder’ın yaklaşımı beni gerçekten çok etkilemişti ve bir anlamda Obradovic’e benziyordu. NBA ve EuroLeague kıyaslandığında ikisinin çok farklı oyunlar olduğunu hepimiz biliyoruz ama Q (Quin Snyder) da detaylara aşırı derecede odaklanmıştı. Sanırım oradaki vaktimde koçluk hakkında kısaca konuşmuştuk ve yıllar sonra Hawks işini kabul ettiğinde tekrar konuştuk ve işte buradayım; Atlanta Hawks’ta 3. yılını geçiren bir asistan koçum.

Fenerbahçe’de Bogdan Bogdanovic ile birlikte oynamıştın; Bir dönem Atlanta’da onun koçu olmak nasıl bir duyguydu?
Hayat üzerinize çok hızlı geliyor! Roller değişmiş olsa da Bogi ile tekrar bir takımda olmak harikaydı. Birlikte oynadığımız zamandan bu yana gösterdiği gelişimi görmek eğlenceliydi ve hem oyuncu hem de koç olarak onunla aynı sahayı paylaşabildiğim için mutluyum.
Fenerbahçe yıllarına dönersek; iki sezon boyunca birçok büyük isimle birlikte oynadın. En çok kimlerle oynamaktan ve vakit geçirmekten keyif aldın?
Gigi Datome ve Bobby Dixon favorilerimdi. Gigi bana çok sahip çıkardı; ailesi akşam yemeği veya tatiller için geldiğinde beni de davet ederdi. O insanları seviyorum. Bobby benim gerçek yol arkadaşımdı (road dawg) ve onun için her gün savaşa giderdim! Bu bağlar kendisini sahada da gösteriyordu. Sanırım asistlerimin çoğunluğu Gigi’ye gitmiştir. Benim adamlarım!

Fenerbahçe’deki vaktinde oynadığın en unutulmaz maç hangisiydi ve saha dışında yaşadığın en ilginç veya akılda kalıcı olay neydi?
Tabii ki İstanbul’daki şampiyonluk maçı ve maça Vesely’e attığım bir lob (alley-oop pası) ile başlamak! Bir şampiyonluk maçına başlamak için en çılgınca yoldu.
İstanbul’da geçirdiğin süre boyunca basketbolun ötesinde “Ekpe’nin Kitap Kulübü” ile kalıcı bir kültürel miras bıraktın. Profesyonel bir sporcunun bir edebiyat topluluğuna liderlik etmesi fikri nasıl doğdu ve taraftarlarla basketbol sahasını aşan bir bağ kurmak nasıl bir histi?
“Ekpesbookclub” ben Milwaukee’deyken başladı. Milwaukee Bucks’ın halkla ilişkiler direktörü Dan Smyczek ile bir ekip olduk. Taraftarlarla farklı bir ortamda etkileşim kurmanın bir yolunu bulmak istiyordum ve kitap kulübü fikrinde karar kıldık. Kitap kulübü gittiğim her yere benimle birlikte geldi. Oynadığım her yerde bir topluluğa ve sahip olduğumuz anılara sahip olmak çok özel. Kitap kulübü şu an yarı-aktif durumda ama koç olduğum için şu an bir mücadele veriyor. Ancak kitap kulübüne katılmış olan herkese sesleniyorum: “Teşekkür ederim!”

Gözlerini kapatıp Fenerbahçe formasıyla oynadığın maçları düşündüğünde, aklına gelen ilk an hangisi oluyor?
Orada olduğum süre boyunca taraftarların bana ve takıma ne kadar büyük bir sevgi gösterdiği! O zaman ve şimdi destek veren tüm taraftarlara teşekkür ederim! Sizler olmasaydınız bunların hiçbiri mümkün olmazdı!

Kariyerini tek bir kelimeyle özetlemek zorunda kalsan bu ne olurdu?
Müsterih (Content – Huzurlu/Tatmin olmuş).
Eğer Ekpe Udoh bugün kendisinin koçu olsaydı, oyununa ne eklemesi gerektiğini söylerdi?
Daha özgüvenli ol ve daha fazla üçlük at.
Fenerbahçe Beko’nun bu sezonki performansını ve yolculuğunu nasıl buluyorsun?
Tekrar şampiyon olma şansı olan gerçekten iyi bir takım ve umarım olurlar!
Son olarak, bu röportajı okuyan Fenerbahçe taraftarlarına ne söylemek istersin?
“ADAMSIN”

