
Spor Sergi’nin tozlu parkelerinden Ataşehir’in parlayan ışıklarına; yarım asırlık bir adanmışlığın, bitmeyen bir sevdanın hikâyesi…
Fenerbahçe basketbolunun Spor Sergi Sarayı’ndaki o ilk heyecanlı adımlarından, Abdi İpekçi’deki tarihi yükselişine ve bugün Avrupa’nın zirvesinde devleşen sarsılmaz markasına kadar her ana tanıklık etmiş bir isim olan Fehmi Merdoğlu, sarı-lacivertli formanın dünden bugüne uzanan bu eşsiz yolculuğunu, tüm yaşanmışlığı ve ruhuyla Salon Tribünü ekibinden Erdi Tiran’a anlattı. Bize de bu yaşayan tarihi, her bir satırına hürmetle ve büyük bir gururla paylaşmak düştü.
1966 yılında başlayan Türkiye Basketbol Ligi maçlarına; evim o yıllarda kapalı spor müsabakalarının yapıldığı Spor Sergi Sarayı’na yakın olduğundan, 1968 yılında henüz 13 yaşındayken gitmeye başladım.
O yıllarda Birinci Lig’de İstanbul, Ankara ve İzmir takımları vardı. İstanbul’dan büyük kulüplerin yanı sıra Moda ve PTT; İzmir’den Altay ve Altınordu; Ankara’dan Muhafızgücü ve Kolej gibi takımların maçları Spor Sergi’de çok çekişmeli geçerdi. Gittiğim ilk yıllarda ligin kralı İTÜ idi; hep o şampiyon oluyordu. Türkiye’nin ilk “çok uzun” basketbolcusu Hüseyin Alp ile Zeki, Kemal, Cihat ve Reşat beşlisi yenilmez bir kadroydu. Altı yılda beş kez şampiyon oldular.
2,15’lik boyu ile sıradışı olup herkesin sevgilisi haline gelen Hüseyin Alp, basketbolu bıraktıktan sonra spor malzemeleri ticaretine başlamış, ne yazık ki genç yaşta vefat etmiştir. Kaptan Kemal Erdenay, 90’larda formamızı giyen sayı kralı Harun’un babası olup, belki de Türk basketbolunun en önemli playmaker’ıdır; kendisi ile son zamanlarda görüşmekteyiz. Cihat ise o yıllarda beyazperdenin ünlü ismi Selda Alkor ile evlenmiş olup mutlu yaşamlarına hâlâ devam etmektedirler.
Fenerbahçe’nin kadrosunda o yıllarda Hüseyin Kozluca, Halil Dağlı, Ferhan Baras, Erdal, Hür, Tunç ve Erdim gibi isimler vardı; fakat kadromuz şampiyon olmaya yeterli olmuyordu. Saha içinde lider oyuncumuz Hüseyin Kozluca’nın sağ ayak burnuyla devamlı yere tıklaması ve meşhur çengel atışı hep gözümün önündedir. Sayı kralımız ise Ferhan Baras idi.
Spor Sergi iki katlı olup tahta tribünlerden oluşmaktaydı. İçeriye ilk girdiğinizde, o kendine has kokusundan Sergi Sarayı’na geldiğimizi iyice hissederdik. Alt katı 4.000, üst katı 1.500 kişi kapasiteliydi. Zeminde, saha ile seyirciler arasında dört tarafta da tahta paneller vardı ve seyirciler kalabalık olduğunda bu panellere yüklendiğinde tehlikeli durumlar oluşurdu.
Alt kat yan tribünlerden protokol tribününün sağ yanı, devamlı tezahürat yapan bölüm olup “Fenerbahçe Tribünü” diye bilinirdi. Sol pota arkası ise “Sosyete Tribünü” ismini almıştı ve Moda taraftarlarının oturduğu yerdi. Fenerbahçemizin maçlarında salon tamamen dolar, bizim tribünden başlayan tezahürata tüm salon katılırdı. Evde gözüm gibi sakladığım bando borazanını önemli maçlara getirir, marşlarla salonu adeta yıkardık. Çünkü taraftar olarak çok üstün idik; diğerleri doluluk ve tezahürat gücü olarak yanımızda çok zayıf kalıyordu. Salondaki amigomuz o yıllarda genelde Kadıköy Modalı Haldun olurdu; Baba Numan, Astsubay Yücel, Artist Tevfik ve Çetin de önemli maçlarda tribüne çıkardı. Bilhassa Haldun’un yönetiminde “Bir Baba Hindi”, “Kuşdili’nden Geliyoruz” ve “Bombalasi” tezahüratları salonu inletirdi.
Tribünde her maçta yerini alan önemli simalar; Cem Parkan, Doktor, Lazoli, Aslan, Alp Bacıoğlu, Sıtkı, Hamdi Baba, Aram Markaroğlu, Orso, Sarı ve Hüsnü gibi isimler hep ön saftaydılar. Aynı güne denk gelen futbol ve basketbol maçlarında şenlik büyük olurdu. Mithatpaşa’da futbol takımımızı saatlerce destekledikten sonra çıkışta yokuşu tırmanır; Lalezar Gazinosu arkasından, Açık Hava ve Hilton yanından Sergi’ye gelinir ve yorgunluğu yok sayıp tribünlerde yeri göğü inletirdik. Bilhassa kış mevsiminde karların lapa lapa yağdığı günlerde futbol çıkışından Sergi’ye geldiğimizde bembeyaz oluşumuz hep gözümün önündedir. Tabii Amigo Çetin de futbol çıkışı önemli bir basketbol maçı varsa Sergi’ye davuluyla gelir, salonda ortalığı yıkardı.

Futbol ve basketbol maçlarının aynı güne gelmesi dendiğinde unutulmaması gereken en önemli konu; Türk futbolu ve Fenerbahçe’nin efsanesi Sinyor Can Bartu’dur. Can Bartu, Fenerbahçe’de aynı zaman dilimi içerisinde hem futbol hem de basketbol takımlarında oynamış; hatta 1957 yılında Mithatpaşa Stadı’nda Beşiktaş maçında bir gol attıktan sonra aynı gün Spor Sergi’de oynanan Galatasaray basketbol maçında da 32 sayı atmıştır. Sinyor, dünyada hem futbol hem de basketbol milli takım formasını giyen tek sporcudur.
Maç öncesi kuyruklar Sergi’nin kapısından karşıya doğru uzar ve giriş için uzun süre beklerdik. Maçlar öğleden sonra, bazen de akşam oynanırdı. Biletler giriş kapısı yanındaki gişelerden satılır; bazen bilet alındıktan sonra dışarıda vakit geçirilip maç saatine yakın salona girilirdi. Pazar günü olan büyük maçlarda sabahın erken saatinde kuyruğa girilir, 12:00 gibi bilet alınır, tekrar eve dönülür ve akşamüstü maça gelinirdi. O kuyrukların Harbiye’deki Orduevi’ne kadar uzandığı bile olmuştur. Bilhassa büyük maçlarda salonun etrafında; As, Konak ve Şan Sineması gibi yerlerde karaborsacılar olur, biletleri bazen onlardan temin ederdik.
Maç öncesi Pangaltı Tunç Cafe’de biralar içilir, bazen Türkiye’de ıslak hamburgeri meşhur eden Taksim Kristal’de hamburger-ayran ziyafeti yapılırdı. Spor Sergi’ye çok yakın olan, Türkiye diskotek tarihinin mihenk taşı Hydromel’den pazar matinesi çıkışı maçlara gittiğimiz de çok olmuştur. Maçlarda devre arası, sporcu soyunma odaları katında olan salon büfesinde, kokusunun her tarafı sardığı sosisli sandviç ziyafeti vazgeçilmezdi.
Birinci Lig maçlarından sonra bazı akşamlar İkinci Lig maçları olurdu. Bu takımlardan Eczacıbaşı yetkilileri tribünlerde kalıp kendilerine tezahürat yapanlara hediyeler dağıtırlardı. O zamanın kısıtlı imkanlarıyla, asla lüks olmayan ama çok mutlu günler yaşadık. Anılar bizim gibiler için çok değerli olup, bu anıların en kıymetlilerinin başında Fenerbahçemiz gelir.


Yetmişli yılların ikinci yarısından sonra müessese kulüpleri kuvvetli kadrolar kurarak şampiyonluklara ipotek koydular ve 2006 yılında Fenerbahçe’nin Ülker ile yaptığı birleşmeye kadar geçen 37 sene içinde 30 defa şampiyon oldular. Taraftarı olmayan bu kulüplerin basketboldeki hegemonyası liglerdeki heyecanı düşürüyordu. Spor müsabakalarının taraftarın varlığıyla heyecan kazandığı, her zaman değişmez ana kaidedir.
80’lerin başında kulübümüze başkan olan efsane isim Ali Şen, basketbol branşına ilk defa özel alaka gösteren başkanımızdır. 1974 yılında kulüpte basketbolun başında idareci olduğundan, başkanlığında da o günün şartlarında süper bir kadro kurarak Fenerbahçe’de ve Türkiye’de basketbol heyecanının artmasına, salonlara giden taraftar sayısında patlama yaşanmasına sebep oldu. Basketbol şubesinin Mesut Dizdar’a teslim edildiği Ali Şen yönetiminde; Abdullah Acar, Ömer Çavuşoğlu, Mete Has ve Ali Dinçkök gibi çok güçlü isimler vardı. Takıma ülkenin en önemli basketbolcusu Efe Aydan’ı ve o yıllara kadar gelen yabancıların içinde en önemli hücumcu olan smaç kralı Calvin’i transfer etti.
Fenerbahçe tribünü eski yerinden karşı kısma, en büyük tarafa taşınmış oldu; çünkü özel basketbol seyircisinin yanı sıra futbol taraftarı da salonları doldurmaya başlamıştı. Tüm yan tribün yetmiyor, iki pota arkası da tezahürat yapan taraftarla doluyordu. Bu yıllarda tribün şefi Amigo Kemik idi; bazı maçlarda Kasımpaşalı Yaşar da tribüne çıkıyordu. Tribünler tıklım tıklım oluyor ve eskiye göre tüm tribünler tezahürat yapıyordu. Dört bir yana ve iki kata futbol maçlarındaki gibi bayraklar asılmaya başlandı. Kasımpaşa, Zeytinburnu, Kadıköy, Nişantaşı ve diğer semt taraftar grupları artık basketbol tribünlerinde hakimdi. Kemik müthiş amigoluk yapıyor, 5.000 kişilik koro ile Spor Sergi’yi inletiyorduk.
Dünyada ülkesinin en tanınmış taraftarı olan Paşalı Birol, kendi imkanlarıyla yapmış olduğu yazılı pankartlar ile 80’lerle beraber statlardan sonra basketbol tribünlerini de renklendiriyor ve ismi tüm spor kamuoyunun hafızasına yazılıyordu. Birol, yıllar boyunca bayrakları atölyesinde yazdırmıştır. Fenerbahçe için stadın tüm çevresini 7 defa, milli takım içinse bir defa dönecek kadar bayrak yaptırmıştır.

Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında bir süre rakip taraftar tek pota arkasında yer alıyordu; hatta bir sezonda kendilerine sadece üst kat pota arkasında yer bulabilmişlerdi. 1980’lerde Ali Şen’in kurduğu kadro ile şampiyonlukta söz sahibi olduk fakat finallerde müessese takımlarının egemenliğine bir türlü son veremedik. Salon tıklım tıklım doluyor, binlerce insan dışarıda kalıyordu. Amigo Kemik nezaretinde dört tribün karşılıklı büyük bir koro oluşturmuştu. “Neler Oluyor Hayatta” şarkısını dört tribün dönerek söylerdi, bu favori şarkımızdı.
Maç öncesi ve sonrası, bilhassa Beşiktaş taraftarları ile Harbiye civarında meydan kavgaları oluyordu. Bir Galatasaray galibiyetinden sonra Baba Necdet takımı tribünü selamlamaya getirdi. Coşku içindeki seyirciler tahta panele fazla yüklendiğinden panel kırıldı ve taraftarlar sahaya döküldü. Panel altında sıkışan oyuncular güçlükle kurtarıldı. Maçı pota arkasından izleyen Ali Şen, panellerin üstünden sahaya atlayarak insanların yardımına koşmuştu.
80’lerin sonunda şampiyonluk hasretiyle tekrar geniş bir kadro kuruluyor ve sayı kralı Erman Kunter de transfer ediliyordu. Başkan Tahsin Kaya, finansör ise Fazıl Tokatlı idi. Erman Kunter, Fenerbahçe formasıyla bir maçta 153 sayı atarak liglerde tüm zamanların sayı rekorunu kırmıştır. Bu yıllarda başlayan 3 sayılık atış kuralı maçlara daha fazla heyecan getirdi; ancak 80’li yıllar şampiyonluk yaşanmadan geçildi

90’ların başında tekrar atak yapılarak iyi bir kadro kuruldu. 1991 yılında Antrenör Çetin Yılmaz yönetiminde, nihayet hasretle beklediğimiz şampiyonluğa kavuşuyorduk. Levent, İbrahim, Aliço ve Hüsnü gibi oyuncuların olduğu kadro, 1966 yılında başlayan Deplasmanlı Lig’deki ilk şampiyonluğunu alıyordu. Bu çok önemli şampiyonluğun en önemli kahramanı Levent Topsakal’dır.
Bu yıllar emektar Spor Sergi’ye veda edilip Zeytinburnu’nda inşa edilen 12.500 kişilik Abdi İpekçi Spor Salonu’na geçiş yıllarıydı. Salon çok daha akustik ve büyüktü. Nihayet Fenerbahçe seyircisi hak ettiği salona kavuşmuştu. Ancak bu salon da Fenerbahçe’ye dar geliyor; saatlerce süren kuyruklar ve karaborsa devam ediyordu.
Aynı yıllarda, Türkiye’nin en önemli iş adamlarından oluşan ülkenin en saygın taraftar topluluğu 1907 Derneği kuruldu. Fikir babası ve 1 numaralı üyesi Melih Esen Cengiz, çok sayıda önemli sanayici ve iş adamının üye olduğu bu derneği kurmak için büyük çaba sarf etti. İlk toplantılarını Divan Otel’de yaparak bugüne kadar kulübümüze önemli fedakarlıklar sundular. O yıllarda Fenerbahçe’ye basketbolda “Rüya Takım” diye adlandırılan bir kadro oluşturdular.
80’ler sonu ve 90’larda Erman, Hüsnü, İbrahim, Orhun ve Harun gibi ülkenin en önemli isimlerini kadroya dahil etse de Fenerbahçe finallerde hep müessese takımlarına kaybederek, 1966’da başlayan Deplasmanlı Lig’de sadece tek şampiyonlukta kalıyordu. Bu ligden önceki 3 Türkiye şampiyonluğumuzla birlikte toplam sayımız 4’e ulaşmıştı. İstanbul Ligi’nde ise 7 şampiyonluğa sahiptik.
20’şer dakikalık iki devre halinde oynanan maçlar, 2000’li yıllar ile birlikte artık 10’ar dakikalık dört periyot halinde oynanmaya başlanacaktı. Yıllar geçiyor ve müessese kulüplerinin şampiyonlukları ile 2006 yılına kadar geliniyordu. Bu yıla kadar kulüp imkanlarınca çok iyi kadrolar kuruldu ve transferler yapıldı; fakat bir türlü basketboldan başka hiçbir dala yatırım yapmayıp büyük bütçelerle haksız rekabet yaratan “fabrika kulüplerini” geçmeyi başaramıyorduk.

Evet, 2006 yılı hakikaten basketbolda bir devrim ve her şeyi değiştiren kararın verildiği yıldır. Bu karar; 40 yıl basketbola damga vuran, şampiyonluklara ipotek koyan fakat branştaki heyecanın ve atmosferin yok olmasına sebep olan müessese takımlarının krallığına son verecek bir karardı. Liglerde boy göstermeye başladıkları 37 yılda 30 şampiyonluk alan müesseselerin en önemlileri o yıllarda Efes Pilsen ve ardından Ülker idi. Çok büyük bir Fenerbahçeli olan ve ülke spor tarihimizde tüm kulüpler dahil açık ara en büyük maddi desteği veren; ancak bu yardımları yaparken yönetimlerde yer almayan, ön planda olmaktan hoşlanmayan inanılmaz mütevazı bir insan olan Murat Ülker öyle bir karar alıyordu ki… Bu karar sayesinde ligde sadece bir kez şampiyon olmuş Fenerbahçe, bundan sonra şampiyonluklara ve tüm kupalara ipotek koyacak; ülke sınırları ona dar gelerek defalarca Avrupa’nın en büyüğü olup dünyanın en önemli basketbol markalarından biri haline gelecektir.
Fenerbahçe ile Ülker arasındaki bu anlaşma yapıldığında kulüp başkanımız Aziz Yıldırım idi. Spor tarihimizin en müteşebbis başkanı olan Aziz Yıldırım, birçok konuda Türk sporu ve Fenerbahçe’de reformlara imza atmıştı. Tüm amatör dalları yeniden yapılandırarak kulübü Türkiye ve Avrupa şampiyonluklarında iddialı hale getirdi. Kadın basketbolunda 1955-1959 arasındaki şampiyonluklar dışında önemli başarısı olmayan kulübümüzde, Başkan Yıldırım’ın yatırımları ile çok büyük zaferlere imza atıldı. 1998 yılında Aziz Yıldırım sayesinde başlayan yükseliş bugünlerde rüzgar gibi esmekte ve hâlâ tüm kupalara ambargo koymaktadır.
Bu 27 sene içinde;
19 kez Türkiye Ligi Şampiyonluğu,
15 kez Türkiye Kupası Şampiyonluğu,
14 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası,
2 kez EuroLeague Şampiyonluğu,
4 kez EuroLeague İkinciliği,
3 kez EuroLeague Üçüncülüğü,
2 kez EuroLeague Dördüncülüğü,
2 kez Avrupa Süper Kupa Şampiyonluğu
gibi dünyada hiçbir kulübün hayal bile edemeyeceği başarılara imza atılmıştır.
Aziz Yıldırım’ın büyük hamlelerinden en önemlilerinden biri de, başkanlığının 9. yılında, 2006’da imzalanan Fenerbahçe-Ülker birleşmesidir. Bu anlaşmanın üç kahramanı vardır: Aziz Yıldırım, Murat Ülker ve Yüksel Günay. Her üç ismin de bu büyük birleşmede değerli katkıları mevcuttur. Her alanda büyük düşünen Aziz Yıldırım başkanlığındaki bu anlaşma sayesinde; 1966’dan 2006’ya kadarki 40 yılda sadece bir kez şampiyon olan Fenerbahçe, anlaşma tarihinden bugüne kadarki 19 yılda 11 kez şampiyonluk yaşamıştır. Bu yıl da diğer bütün kupaları toplamış olup Lig ve EuroLeague’de lider durumdadır.
60’lı yıllardan beri kulüpte idarecilik, asbaşkanlık yapan ve maddi-manevi desteklerde bulunan büyük Fenerbahçeli Yüksel Günay, divan başkanı olduğu tarihlerde bu birleşmenin gizli kahramanıdır. Ülker ailesi ile yıllar öncesinden gelen bağı sayesinde Murat Ülker’i bu konuda ikna eden kişidir.
Murat Ülker için Fenerbahçe ile birleşme kararı almak elbette zordu. 40 seneye yakın süredir müessese kulüplerinin hakimiyeti vardı ve kendi firması Ülker, son 10 yılın en önemli iki kulübünden biri olarak şampiyonluklar yaşıyordu. Bununla birlikte dünyanın en büyük basketbol organizasyonu Euroleague lisansına sahipti ve her yıl orada mücadele ediyordu. Ülker’i Fenerbahçe’ye katarak, firma takımlarının süregelen hükmüne son veriyordu. Bu, firma içinde alınması çok zor bir karardı; ancak Fenerbahçe Kulübü’nün menfaatleri ve kulübe olan gönül bağı ağır bastı.

Aslında yıllardır süren ve kırılması imkansız gözüken firma takımı şampiyonluklarında daima bir eksik vardı: Taraftar. Spor geçmişi olmayan bu kulüpler halka heyecan vermiyor, salonlar zoraki doldurmalar dışında boş kalıyordu. Birleşme anında Antrenör Aydın Örs ile beraber Ülker’in oyuncularını ve en önemlisi EuroLeague lisansını devrettiği Fenerbahçe’ye; o yıldan başlayarak 10 yılda sponsorluk adı altında yaklaşık 250 milyon dolar bütçe sağlamıştır.
Bu bir devrimdi. Belki o gün tam anlayamamıştık; fakat 40 senede bir şampiyonluk yaşayan kulübümüzün, o günden sonraki 19 sezonun 11’inde şampiyon olması, Murat Ülker’in kulübümüz için ne kadar önemli olduğunu çok daha iyi anlamamıza sebep oldu.
Şampiyonluklar sürerken Murat Ülker bir başka büyük projeye daha imza attı. Ataşehir’de bir araziyi kendi imkanlarıyla alıp Fenerbahçe’yi ortak etti. Bu arazinin bir bölümüne Avrupa’nın en lüks basketbol salonunu yaptırdı ve tapusunu Fenerbahçe’ye hediye ederek kulübümüzün Avrupa’nın en büyükleri arasına girmesini tescilledi. 15 bin kişi kapasiteli bu salon, çoğu kombine olmak üzere her maçta dolmaktadır.
Ancak hayallerde tasavvur edilecek projelere Murat Ülker sayesinde kavuştuk. Basketboldaki yükselişimiz Türkiye ve Avrupa’da devamlı şampiyonluklar ile süslendi. 5 milyon dolar civarındaki bütçe, Ülker desteğiyle 30 milyon dolar rakamlarına yükseldi. Kadro dünyanın en ünlü oyuncuları ile takviye edildi ve Fenerbahçe, EuroLeague’in en önemli kulübü haline geldi. Takımın başına Avrupa’nın en önemli hocası Obradovic getirildi ve onunla birlikte EuroLeague Şampiyonu olduk. 10 yıllık Ülker sponsorluğu sonrası, son yıllarda Koç Grubu aynı desteği devam ettirmektedir.
EuroLeague’de alınan bu şampiyonluk sonrası aynı turnuvada devamlı Final Four’a kalındı. Avrupa’nın en büyüğü olan ve NBA tarafından yapılması planlanan Avrupa NBA için seçilen ilk kulüplerden biri olan Fenerbahçe’nin bu seviyeye yükselmesine; bugüne kadar cebinden 500 milyon eurodan fazla para harcayan ve kulübümüz için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan Murat Ülker, daima Fenerbahçelinin kalbinde olacaktır.
Kendisinin bu müthiş katkılara başladığı 2006 yılından itibaren Fenerbahçemiz, 19 sene içinde şu olağanüstü başarılara imza atmıştır:
11 kez Türkiye Ligi Şampiyonluğu
9 kez Türkiye Kupası Şampiyonluğu
7 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası
2 kez Avrupa (EuroLeague) Şampiyonluğu
2 kez Avrupa (EuroLeague) İkinciliği
3 kez Avrupa (EuroLeague) Dördüncülüğü
2 kez EuroLeague Çeyrek Finali
Tabii ki bu başarıların baş mimarı, daha nice alanlarda olduğu gibi Aziz Yıldırım’dır. Çoğunun hayal dahi edemediğini gerçekleştiren bu efsane isimler camiamızda hiçbir zaman unutulmayacak ve tarihimize altın harflerle yazılacaktır.

