
Salon Tribünü ekibi olarak, Fenerbahçe basketbol tarihinin en beyefendi ve sadık isimlerinden biri olan Tufan Turan ile bir araya geldik. Erdi Tiran ve Baran Arslan’ın gerçekleştirdiği bu özel söyleşide; 1970’li ve 80’li yılların zorlu şartlarında, Dereağzı’nın asfaltından Spor Sergi’nin büyülü atmosferine uzanan o sarı-lacivert yolculuğu, hiçbir detayını atlamadan bizzat kendisinden dinledik.
Tufan Ağabey merhabalar, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için salontribunu.com ekibi olarak size çok teşekkür ederiz. Çocukluk ve gençlik yıllarınızdan bahsedebilir misiniz? Basketbola başlama hikâyeniz nasıl gelişti ve yolunuz Fenerbahçe ile nasıl kesişti?
Ben aslında Fenerbahçe’ye 1963 yılında Fenerbahçe kürek takımına dümenci olarak katıldım. (Rahmetli Ferruh Manav ve soyadını hatırlamadığım Bumin abinin iki tek ve iki çifte antrenmanlarında dümenciydim). O tarihte Kızıltoprak’ta oturuyorduk. Batur abi, Erdim ve Hür aynı mahalledeydik. Boyum uzayınca kürek takımından ayrıldım. Semih Bayülken basketbola başlamamı söyledi ve babam Batur abiye “eti senin kemiği benim” diyerek emanet etti. İki sene Fenerbahçe basketbol yıldız takımında, iki sene de Fenerbahçe basketbol genç takımında oynadıktan sonra 1970 yılında Fenerbahçe basketbol A takımında oynamaya başladım.
1971-72 ve 1972-73 sezonlarında kadro yapısının biraz daraldığını ve şampiyonluk yarışından uzaklaşıldığını görüyoruz. O yıllarda kulüp içinde ne gibi zorluklar yaşanıyordu ?
1972-1973 sezonunda Batur abinin takımdan ayrılması bizleri çok üzmüştü.
1972-73 sezonu sonunda Fenerbahçe’den ayrılarak askerlik göreviniz için Muhafızgücü’ne gittiniz. Muhafızgücü dönemi kariyeriniz için nasıl bir tecrübeydi?
10 milli takım oyuncusu hep birlikte askere gitmeye karar verdik o yüzden Muhafızgücü’nde oynadım. Takım kaptanımız hepimizin çok sevdiği ve saydığı Kemal Erdenay öncülüğünde 1973-1974 yılı birinci lig şampiyonu olduk.

1974-75 sezonunda Fenerbahçe formasına kısa süreliğine (yarım dönem) geri döndüğünüzü görüyoruz. Bu dönüş süreci ve o kısa dönem sizin için nasıl geçti. Sonrasında kariyer yolculuğunuzda Galatasaray ve Taçspor formaları da giydiniz. Bu farklı renkler altındaki dönemlerinizi nasıl değerlendirirsiniz?
Askerliğim 1974 Kasım ayında bitti ve Fenerbahçe’ye döndüm. 1975 yılı Temmuz ayında Tofaş basketbol takımına transfer oldum. Tofaş o yıllarda 2. Lig’de mücadele ediyordu. 1975-1976 yılında Tofaş takımı ile 1. Lige çıktı. 1976-1977 sezonunda Galatasaray’a transfer oldum. Galatasaray’da bir sezon oynadıktan sonra Taçspor’da iki sezon oynadım. 1981-1982 sezonunda Batur abinin isteği ile Fenerbahçe’ye döndüm ve 21 Nisan 1982 yılında Spor Sergi Sarayı’nda yapılan Fenerbahçe – Yıldızlar Karması arasında yapılan jübile maçı ile basketbol oyunculuk yaşantım sona erdi.


Bu sezonun sonunda profesyonel kariyerinizi noktaladınız. Geriye dönüp baktığınızda, bunca yıl içinde parkede yan yana oynamaktan en çok keyif aldığınız isim kimdi?
Parkede yan yana oynamaktan zevk aldığım o kadar çok isim var ki. Sayarsam iki takım çıkar. Sadece büyüklerimi yazmak istiyorum: Kemal Erdenay, Baba Tuncer, Küçük Tuncer, İlker Esel, Hüseyin Kozluca, Halil Dağlı, Engin Muratoğlu, Ferhan Baras, Akın Öngör.

Fenerbahçe forması altında çıktığınız maçlar içinde sizin için “en unutulmaz” olanı hangisiydi? Ayrıca saha dışında yaşadığınız, bugün bile hatırladığınızda sizi gülümseten ilginç bir anınız var mı?
Benim için en unutulmaz olanı 1970-1971 yılında Spor Sergi Sarayı’nda Fenerbahçe – Altınordu maçı. Altınordu çok güçlüydü, 22 sayı attım ve yendik; her gazetede haftanın oyuncusu beni seçmişti. Asker arkadaşım Sevgili Teoman Güray “Geleceğin yıldızı” diye yazmıştı Milliyet gazetesi spor sayfasına, bunu hiç unutamam. O yıl A milli takım aday kadrosuna en genç oyuncu olarak Erdim Öztokat ile birlikte seçilmiştik.
O dönemki derbi atmosferleri çok başkaydı. Galatasaray ve Beşiktaş’a karşı “Çubuklu” formayla sahaya çıkmanın yarattığı o eşsiz hissiyatı bizlere tarif edebilir misiniz?
O yıllarda Spor Sergi Sarayı’nın havası bambaşka idi. Bir tribün Fenerbahçe, karşı tribün Galatasaray, bir pota arkası Moda tribünü… Şuna çok inanmıştım, her tribünde beni seven basketbolseverler vardı. O tarihlerde spor arkadaşlığı çok başkaydı, her rakip takım oyuncuları ile çok iyi arkadaştık. Sahada kıran kırana mücadele eder fakat dışarıda çok iyi dosttuk ve birlikte toplanırdık.
Türk basketbolunun mabedi kabul edilen Spor ve Sergi Sarayı’nın ruhunu ve Dereağzı’ndaki o meşhur çalışma ortamını sizden dinleyebilir miyiz?
Salon falan yoktu, açık hava asfalt zemin ve yüz kişilik prefabrik tribün vardı. Yazları orada, kışları Sultanahmet’teki Amerikan dershanesinde, çok nadiren Spor ve Sergi Sarayı’nda yapardık.
Fenerbahçe basketbolu sizin için ne ifade ediyor? Sizce bu kültürü diğer camialardan ayıran temel farklar nelerdir?
Yalnız Fenerbahçe’nin basketbolu değil, FENERBAHÇE benim için çok şey ifade ediyor. Fenerbahçeli bir sporcu masa tenisi oynasa onun kazanmasını ister ve heyecanlanırım. Ben Kızıltoprak’ta büyüdüm, doğuştan Fenerbahçeliyim… Fenerbahçe kültür farkı bazı cümleler yazarak anlatılamaz. O Fenerbahçelinin içindedir. Fenerbahçeli olsun da, kim olursa ne olursa olsun.
2000’li yıllarda atılan o güçlü temellerin meyvelerini; 2017 ve son olarak 2025 yıllarında kazandığımız EuroLeague şampiyonluklarıyla topladık. Bir eski sporcu gözüyle, kulübün ulaştığı bu tarihi zirveyi ve takımın geleceğini nasıl yorumluyorsunuz?
Bakın, bu başarılar kesinlikle tesadüf değil. Kulüp bu zirveye, basketbola tam on beş sene boyunca hiç aralıksız, büyük bir kararlılıkla yatırım yaparak ulaştı. Bu her kulübün harcı olan ya da kolayca başarabileceği bir şey değil; müthiş bir sabır ve vizyon işi. Tabii bu büyük başarıda taraftarın hakkını da teslim etmek gerekir. Her zaman olduğu gibi, takımı yine canla başla desteklediler. Bu vizyon ve bu taraftar desteği böyle devam ettiği sürece, biz daha çok şampiyonluklar kazanırız. Geleceği çok parlak görüyorum.
Son olarak, bu röportajı okuyan ve sizi her zaman büyük bir saygıyla anan Fenerbahçe taraftarlarına özel bir mesajınız var mı Tufan abi?
Bana gösterdikleri sevgi ve saygının biraz olsun karşılığını verebildiysem, ne mutlu bana… Fenerbahçemizi kurulduğundan beri hiçbir branşta yalnız bırakmayan o büyük taraftarımıza sonsuz saygılarımı sunuyorum. Ne mutlu Fenerbahçeliyim diyene.
