
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, geride bıraktığımız sezonda sadece parkede unutulmaz bir mücadele vermekle kalmadı; saha dışında da bütçe dengelerinden Euroleague’in karmaşık bürokratik yapısına, İsrail takımlarıyla Almanya’da oynanan kritik maçların operasyonel süreçlerinden Final Four’da yaşanan organizasyonel krizlere kadar son derece yoğun ve dinamik bir dönemi geride bıraktı.
Salon Tribünü sayfası olarak Erdi Tiran’ın gerçekleştirdiği bu özel söyleşide; kulübümüzün 2025/26 sezonunda yaşadıklarına idari pencereden bakmak ve yaşananların arka planına ışık tutmak adına bir araya geldik. Çocukluğunu Çaycuma’nın mahalle kültüründe basketbol sevdasıyla geçiren, tribündeki tutkusunu profesyonel iş hayatındaki idari tecrübesiyle birleştirerek Fenerbahçe Erkek Basketbol Şubesi’nde yöneticilik sorumluluğunu üstlenen Cem Ciritçi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
Sarūnas Jasikevicius’un liderlik felsefesinden EuroLeague-NBA Europe denklemine, kısıtlı oyuncu havuzunda uygulanan transfer politikalarından Partizan deplasmanında yaşananlara kadar merak edilen tüm detayları konuştuğumuz bu sezon retrospektifi ile sizleri baş başa bırakıyoruz.
Cem Bey, merhabalar. Öncelikle Salon Tribünü sayfası olarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz. Çocukluğunuzun geçtiği dönemden ve o yılların sportif atmosferinden bahsedebilir misiniz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Çocukluğum Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde geçti. Küçük bir yer olmasına rağmen mahalle kültürü çok güçlüydü; herkes birbirini tanır, çocuklar sokakta özgürce oynardı. Spor, özellikle de mahalle arası rekabetler, hayatımızın doğal bir parçasıydı. Boş arsalar bizim futbol sahamız, fabrika bahçeleri ise basketbol sahamızdı. Çaycuma’nın bu sade ama samimi atmosferi, karakterimin oluşmasında çok büyük bir rol oynadı.
Gençlik yıllarınızda sporla, özellikle de basketbolla olan kişisel bağınız nasıldı? Mahalle maçlarından okul takımlarına uzanan süreçte, hafızanızda derin bir yer edinmiş olan bir basketbol anınız var mı?
Basketbol benim için çocukluğumdan itibaren tam bir tutkuydu. Okuldan eve gelir gelmez topu kapıp arkadaşlarımla buluşurdum. En çok da SEKA Kağıt Fabrikası’nın bahçesinde oynardık. Bir gün yine okul çıkışı koşa koşa oraya gittik. O zamanlar ne cep telefonu var ne de kolda saat… Oyunun heyecanına ve kaptıran temposuna kendimizi öyle bir kaptırmışız ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık. Mahalleye döndüğümde; etrafta ambulanslar, polis araçları, panik içinde koşuşturan insanlar ve pencerede komşularla birlikte gözyaşı döken annemi gördüm. Yaşanan bu olay, basketbol tutkumun yanına çok güçlü bir sorumluluk duygusu eklemem gerektiğini bana öğretti.
Bir insanın hayatındaki en köklü aidiyetlerden biri, şüphesiz renklerine aşık olduğu kulüptür. Sizin Fenerbahçeli olma hikayeniz nasıl başladı? Bu tutku aileden gelen bir miras mıydı, yoksa tamamen kendi tercihiniz miydi?
Fenerbahçeli olmam, ailemden devraldığım çok güçlü bir mirasın devamıdır. Büyükbabam, babam ve dayım çok iyi birer Fenerbahçeliydi. Bizim evde her zaman Fenerbahçe konuşulur, maç günleri adeta bir tören havasında geçerdi. Çocuk yaşta o atmosferi solumak ve Fenerbahçe’nin duruşunu iliklerine kadar hissetmek, beni bu renklere kopmaz bağlarla bağladı.

Gençlik yıllarınızda stadyumda, Spor Sergi Sarayı’nda veya Abdi İpekçi Spor Salonu’nda izlediğiniz ve size “İşte bu kulüp, hayatımın bir parçası olacak” dedirten ilk maçı ya da o dönemin ikonik Fenerbahçeli basketbolcularını sorsak, neler anlatmak istersiniz?
Gençlik yıllarımda İstanbul dışında yaşadığım için doğal olarak Fenerbahçe’nin basketbol maçlarına çok sık gidemiyordum. Buna rağmen o dönemin Fenerbahçe basketbol kadrosu hafızamda hala çok özel bir yer tutar: Levent Topsakal, İbrahim Kutluay, Conrad McRae, Zan Tabak ve Hüsnü Çakırgil… Basketbolda canlı izlediğim ilk Fenerbahçe maçı bir Efes karşılaşmasıydı. Futbolda ise ilk kez bir Fenerbahçe maçına gitmem 1989’daki Olympiakos karşılaşmasına dayanır. O gün sahada Schumacher, Oğuz, Rıdvan, Aykut ve Hakan gibi efsaneler vardı.

Fenerbahçe tutkunuz bir yanda büyürken, diğer yanda eğitim ve profesyonel iş hayatınız şekillendi. Bizlere biraz akademik arka planınızdan ve iş dünyasındaki kariyer yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?
Fenerbahçe tutkum bir yanda büyürken, diğer yanda profesyonel iş hayatım şekillenmeye başladı. İş dünyasına oldukça erken yaşta adım attım. Farklı sektörlerde edindiğim tecrübeler; özellikle yönetim, operasyon ve organizasyonel disiplin konularında güçlü bir altyapı kazanmamı sağladı. Bu birikim, ilerleyen yıllarda Fenerbahçe gibi dev bir kulüpte sorumluluk üstlendiğimde benim en büyük avantajım haline geldi.
İş hayatındaki yöneticilik deneyimleriniz, profesyonel vizyonunuz ve edindiğiniz refleksler; daha sonra Fenerbahçe gibi dev bir kulüpte idari sorumluluk üstlenirken size ne gibi avantajlar sağladı?
Kurumsal hayatta edindiğim refleksler; hızlı karar alma, doğru risk yönetimi, bütçe disiplinini sağlama ve insan kaynağını doğru konumlandırma gibi kritik alanlarda Fenerbahçe’deki idari görevim süresince son derece ciddi avantajlar sağladığını söyleyebilirim.
İçinizdeki o tribündeki taraftar ve kulüp üyesi kimliği, zamanla kulübün yönetim mekanizmasında görev alma fikrine nasıl evrildi? Yönetim kurulunda, özellikle de Erkek Basketbol Şubesi’nde görev alma süreciniz nasıl gelişti?
Fenerbahçe’ye duyduğum güçlü aidiyet, zamanla “Bu kulüp için daha fazlasını yapmalıyım” düşüncesine dönüştü. Tribünde bir taraftar olarak yaşadığım yoğun duygular, zaman içerisinde kulübün bünyesinde aktif sorumluluk alma isteğimi besledi.

Göreve geldiğiniz dönemde nasıl bir takım ve şube yapısı buldunuz, ne gibi durumlarla karşılaştınız?
Göreve geldiğim dönemde takımın sportif kalitesi ve oyuncu profili oldukça yüksekti; ancak organizasyonel anlamda geliştirilmesi, dokunulması gereken noktalar vardı. Euroleague’in her geçen gün artan rekabet yapısı, bütçe baskıları ve operasyonel süreçler, çok daha sistematik bir yapının kurulmasını gerekli kılıyordu.

Görev süreniz boyunca idari ve sportif anlamda karşılaştığınız en büyük güçlük ne oldu? Hangi sorunlar karşısında, nasıl zorluklar yaşadınız?
Euroleague’in hem sportif hem de bürokratik anlamda giderek zorlaşan yapısı, karşılaştığımız en büyük güçlüklerden biriydi. Hakem kararları, seyahat operasyonları, üst üste gelen sakatlıklar ve bütçe dengeleri zaman zaman saha dışı faktörleri çok daha etkili ve belirleyici hale getirdi.
Bizlere Başantrenörümüz Sarūnas Jasikevičius’u bir yönetici gözüyle anlatabilir misiniz? Onunla birlikte çalışmak, şube yönetimi açısından nasıl bir deneyimdi?
Saras, sadece bir başantrenör değil; bir lider ve tam anlamıyla bir kültür inşa edici. Disiplini, detaycılığı, oyuncularla kurduğu iletişim ve maç içi cesaretiyle onunla çalışmak şube yönetimi açısından hem öğretici hem de ilham verici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

Geçmiş yıllarda takımımız, bürokratik durumların elvermemesi sebebiyle İsrail ekipleriyle iç saha maçlarını Litvanya’da oynamak zorunda kalmıştı. Daha önce Almanya’da oynama talebimiz olmasına rağmen bu gerçekleşmemişti. Bu sezon ise maçlarımızı Almanya’da oynayabilme sürecimiz nasıl gelişti ve bu operasyonun arka planında neler yaşandı?
Geçmiş yıllarda ev sahibi maçlarımızı Litvanya’da oynamak zorunda kaldığımız süreç, tamamen Euroleague’in bürokratik yapısının bir sonucuydu. Bu sezon ise federasyonlar arası yürütülen temaslar, yoğun iletişim ve kulübümüzün kararlı diplomatik girişimleri sayesinde Almanya opsiyonunu hayata geçirebildik.

Çok konuşuldu, tartışıldı ama bir de birinci ağızdan, sizden dinlemek istiyoruz: Bu sezon katıldığımız Final Four organizasyonunda karşımıza çıkan hakem kararları ve Yunan taraftarların/yetkililerin sebep olduğu organizasyonel sıkıntılar hakkında neler söylemek istersiniz?
Final Four’da yaşananlar, basit bir sportif tartışmanın çok ötesinde, organizasyonel bir zafiyetin açıkça dışa vurumuydu. Yanlış hakem kararları, taraftar davranışları ve güvenlik krizleri, Euroleague’in tarafsızlık ilkesini ciddi şekilde sorgulatır bir noktaya geldi.
Partizan deplasmanında yaşanan pankart rezaletine ve kulübümüzün resmi şikayetlerine rağmen Euroleague yönetiminin sergilediği vurdumduymaz tavrı nasıl yorumluyorsunuz? Ayrıca Final Four’da taraftarlarımıza yaşatılanların ardından önce özür dileyip, sonrasında “Kimseyi mağdur etmedik” şeklinde açıklama yapmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bir sezonluk yoğun deneyiminiz, Euroleague’in adil bir organizasyon olup olmadığı konusunda sizde nasıl bir izlenim bıraktı?
Partizan deplasmanında karşı karşıya kaldığımız pankart skandalı, sporun ruhuna ve fair-play ilkelerine tamamen aykırıydı. Kulübümüzün vakit kaybetmeksizin yaptığı resmi şikayetlere rağmen Euroleague yönetiminin sergilediği bu vurdumduymaz tavır, organizasyonun adaletine dair çok ciddi soru işaretleri yarattı.
Son dönemde Avrupa basketbolunun geleceğine yönelik farklı projeler de gündeme geliyor. Bu doğrultuda NBA Europe projesinin ve Euroleague’in kulüplere neler vadettiği ya da vadetmediği süreçleri şube gözüyle nasıl okudunuz? Kulübümüzün bu denklemde EuroLeague’i tercih etmesinin arkasındaki temel dinamikler ve beklentiler nelerdi?
NBA Europe projesi, Avrupa basketbolunun geleceği için kuşkusuz çok büyük bir vizyon sunuyor. Euroleague ise hâlâ oldukça prestijli bir rekabet ortamı sağlasa da finansal sürdürülebilirlik konusunda çok ciddi eksiklere sahip.
Sayın Başkanın sezon içerisinde yaşadığı olaylar ve devamında alınan olağanüstü kongre kararının; Erkek Basketbol Şubesi’nin konsantrasyonuna, bütçesine ve genel işleyişine etkileri neler oldu?
Kulübün genel gündeminde yaşanan bu çalkantılı süreçler, doğal olarak tüm birimlerde olduğu gibi Erkek Basketbol Şubesi’nde de yakından takip edildi. Ancak biz yönetim ve teknik ekip olarak odağımızı her koşulda doğrudan sportif planlamaya ve profesyonel işleyişe yöneltmeyi başardık.
Euroleague’de oyuncu maaşlarının ve kulüp masraflarının ulaştığı seviyeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Fenerbahçe’nin oyuncu seçimlerindeki ücretlendirme politikasını nasıl buluyorsunuz? Piyasada bu denli fütursuzca para saçılması sonucunda oyuncuların değerinin üzerinde (overpay) ücretler alması ve oyuncu havuzunun çok dar olduğu bu dönem hakkında ne düşünüyorsunuz; yeni yönetime bu konudaki önerileriniz nelerdir?
Euroleague’deki oyuncu maaşları ve finansal yükler artık sürdürülebilir seviyelerin çok üzerine çıkmış durumda. Fenerbahçe’nin uyguladığı ücretlendirme politikası ise tüm bu piyasa şartlarına rağmen genel olarak rasyonel ve dengelidir. Yeni yönetime bu konudaki en net önerim; scouting ağını olabildiğince genişletmek, genç oyuncu yatırımlarına ağırlık vermek ve bütçeyi kişilere değil, doğrudan sürdürülebilir bir sisteme yatıran bir modele dönüştürmektir.
Son olarak bu röportajı okuyacak olan biz Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir?
Fenerbahçe taraftarı bu kulübün en büyük, en yenilmez gücüdür. Biz bir arada ve omuz omuza durduğumuz sürece hiçbir güç Fenerbahçe’nin karşısında duramaz. Bu kulüp, taraftarının tükenmeyen enerjisi ve sevgisiyle büyüyor, yoluna gururla devam ediyor.

