Serbay Serdar’ın kaleminden: Fenerbahçe’nin basketbol hafızası, ve kendi değerlerine savaş açma sorunsalı.

Spor Sergi günlerinden Abdi İpekçi’ye, Alagaş’tan EuroLeague şampiyonluğuna uzanan çetin yolda; Serbay Serdar, Obradović ile atılan sarsılmaz temelleri, kulübün basketbol hafızasını ve son dönemde yaratılmaya çalışılan suni nefret iklimine karşı Fenerbahçe değerlerine sahip çıkma zorunluluğunu kaleme aldı.

Günümüzdeki en büyük problemlerden biri sanırım ragebait denilen hadise. Yani insanlar arasında derin ayrışma yaratacak paylaşımlarla bam teline basmak. Kimileri kendine hakaret ettirerek bunu davalarla gelir kapısına çeviriyor. Yani anlayacağınız, insanoğlunun çıkar için düşmeyeceği alçaklık seviyesi yok.

Şimdi gelelim neden böyle bir konuya girdiğimize. Fenerbahçe basketbolunun tarihi, tek branşta ciddi bütçeler ayırma imkanı olan müessese kulüpleriyle çetin bir mücadeleyle geçti. 60’lı 70’li yıllarda doğanlar Spor Sergi günlerini hep yadederken benim gibi 80’li yıllarda doğanların çocukluğu Fenerbahçe’nin Abdi İpekçi’de oynadığı dönemlere denk geldi. İlk şampiyonluğunu o Spor Sergi günlerinde 91 yılında yaşayan Fenerbahçe, Abdi İpekçi dönemlerinde Efes ve Ülker dominasyonuna kafa tutan bir numaralı kulüp konumundaydı. Özellikle Fenerbahçeli basketbolseverlerin süper kahramanı İbrahim Kutluay önderliğinde şampiyonluk mücadeleleri verdi. En hatırda kalanlar 94-95’te 2-0’dan dönüp 3-2 kazanılan Efes serisinin devamında, finalde Harun Erdenaylı Ülker’e toslamamızla neticelendi. 98-99 sezonundaki Dream Team adı verdiğimiz takımın Samsun’da Tofaş ile oynadığı kupa finalinde 20’den dönüp kaybettiği ve yine o David Riverslı muhteşem Tofaş kadrosuna karşı lig yarı finalinde George Gilmore’un kaçırdığı serbest atışlar zihinlerimizde mıh gibi kazınan travmatik kayıplar oldu.

Artık İbrahim Kutluay’a sahip olmanın gerektirdiği kardoları kuramayacak noktaya gelen Fenerbahçe, İpekçi’den Haldun Alagaş gibi daha ufak çaplı bir salonda mücadele etmeye çalıştı. Bu kez de Damir Mrsic önderliğinde yola devam eden kulübümüz bir türlü özlenen şampiyonluk veya kupa zaferlerine ulaşmadı. Aydın Örs’ün gelişine kadar süren bu savrulma, Ülker’in kapanıp Fenerbahçe’ye sponsor olma kararı vermesiyle değişti.

Bugün üzerine yazıp çizdiğimiz Euroleague ile 98-99 yılının ardından ilk kez bu birliktelik sonrası sahneye çıkabildi. Özlenen şampiyonluklar gelmeye başlarken Euroleague sahnesinin zorluğu ile de tanışıldı. Artık yerel başarıların tatmini yeterli gelmiyordu. Tanjevic, Spahija ve Pianigiani ile istenen noktaya bir türlü gelinemiyor, ne yapsak olmuyordu.

Tam bu evrede bir kırılma yaşandı. Avrupa’nın 8 Euroleague şampiyonluğu ile tartışmasız en büyük antrenörü Zeljko Obradovic, Avrupa’nın en büyük hanedanlığını yarattığı Panathinaikos’tan 13 yıl sonra ayrıldı ve Fenerbahçe’nin başına geçti. Ve gerisini tarih yazdı. 5 final four 3 final ve hayalini kursak kendimizi çimdikleyebileceğimiz Euroleague şampiyonluğu. Yarattığı kazanan Fenerbahçe kimliğini miras bırakarak Covid dönemi sonrası artık yorgun düştüğü için koçluğa ara verip Fenerbahçe’den ayrıldı. Obradovic Fenerbahçe’si, Türk basketbolunda lokomotif olduğunu iddia edenlerin hayal dahi edemeyeceği şeyleri başardı. Türkiye’nin bir çok şehrinde belediyelerce kurulan dev ekranlarda halka Fenerbahçe final four mücadelelerini izlettirdi. Futbol takımı seviyesinde talep gören sezonluk basketbol kombineleri kapış kapış gitti. Obradovic ile çalışabilmek için nice yıldız ve yıldız adayı Fenerbahçe forması giydi.

Şimdi diyeceksiniz bunları uzun uzun niye anlatıyorsun. Fenerbahçe büyük geçmişine rağmen zirve dönemini, ve bugünkü başarışarının ve mücadelesinin temelinin Obradovic’in döktüğü çimentonun üzerinde yükseldiğini herhalde inkar edemeyiz. Yalnız Obradovic’in gidişi sonrası enteresan şeyler oldu. Görüp görmediğini bile bilmediğimiz bir çiçek mevzusu üzerinden, bu adama karşı bir kesimin hiç utanmadan drama queen’lik yaparak Obradovic’e karşı bir düşmanlık peydah etmeye çalıştılar. Ki Obradovic o günden bugüne Ataşehir’e defalarca gelip plaket ve alkışlarla karşılandı ve kendisi de bu sevgiye karşılık verdi.

Şimdi Fenerbahçe Saras yönetiminde Euroleague’in en güçlü takımlarından birini oluşturmuşken ve üzerine tartışacağımız, nasıl şampiyon oluruz, nerede defomuz var bunları tartışacağımız yerde birileri işi gücü bırakıp camia içerinde Obradovic’e düşmanlık pompalama peşine düşmüş durumda. Hem de biz Euroleague’de tepelerde mücadele verirken dalga geçtiğimiz Galatasaray’lı ve Ergin Ataman sempatizanlarının komik argümanlarını kullanacak kadar zavallı bir şekilde. Elbette kimseye Obradovic’i seveceksiniz ulan diyip boğazına yapışacak halimiz yok. Seven sever, sevmeyen sevmez. Ama nefret söylemini kullanıp maksatlı şekilde Obradovic’e saldıran bu tipler en başta belirttiğim ayrışmaya su taşıyorlar. Ve buna bizimle alakası olmayan bir maçta Partizan taraftarından gördüğü tarifsiz sevgiyi gözardı edip, itilaflı olduğu başkan Ostojic’in hediyesini kabul etmemesini bile referans gösterecek kadar ayağa düşmüş durumdalar. Bildiğiniz gibi bizim en büyük sorunlarımızdan biri kendi değerlerimizi ayaklar altına alıp düşmanlaştırmak. Sadece basketbol değil, bunun fersah fersah fazlasını futbolda ve Fenerbahçe’nin iç siyasetinde, başkanlık ve yönetim seviyelerinde de görebiliyoruz. Bugüne kadar İbrahim Kutluay’ından Jan Vesely’sine kadar düşmanlaştırılmayan kimseyi bırakmadılar. Fenerbahçe’nin kendini yemeye çalışan bu bakteriyel zihniyetten arınması gerekiyor.

Fenerbahçe bu zihniyetin etkileşim sevdasının mezesi değildir. Fenerbahçe değerlerine her daim sahip çıkmalıdır. Birbirinden nefret etmekten çok daha büyük gündemleri vardır. Fenerbahçe tarihinin tartışmasız en başarılı iki antrenöründen birine sosyal medyada nefret yaymaya çalışanlara hayatının merkezine Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe basketbolunu koymuş insanların cevaz vermemesi elzemdir. Obradovic Fenerbahçe’ye gelmemiş olsa bugün muhtemelen yayın bile yapmayacak olan, hatta yapsa bile muhtemelen Fenerbahçe’nin play-in ihtimallerini konuşacak olanlara bu saçmalıklardan vazgeçmelerini öneririm. Obradovic’e nefret mevzisi oluşturmaya çalışırken nefret objesi olmaya koşar adımlarla gittikleri konusunda uyarmak isterim.

Obradoviç’i ısırarak, onun adeta kanıyla şişen bu kene sürüsünün bizim nezdimizde, kameralar önünde soyunarak şöhret kovalayanlardan farkı yoktur. Bunun sonu hem Fenerbahçe hem de dolayısıyla bizler için iyi bir yere çıkmaz. Fecri Ebcioğlu’nun “Hiçbir kulüpte olmayan bu dostluk” dizesinin altını boşaltma çabasında olan bu gaflet ve dalalet içindeki bir avuç fitneciye karşı taraftarımızı uyarmak borcumuzdur.

Bir Cevap Yazın