
Fenerbahçe Beko’nun 2018-2019 kadrosunda yer alan, kritik anlardaki soğukkanlılığıyla taraftarın sevgisini kazanan Erick Green ile geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
Basketbol kariyerine NBA’den Avrupa’nın zirvesine kadar pek çok başarı sığdıran, İspanya’dan Yunanistan’a kadar kıtanın en zorlu liglerinde kalitesini kanıtlayan Birleşik Amerikalı skorer, bugünlerde hayatına yeni bir yön verirken Fenerbahçe günlerini hala ilk günkü heyecanıyla hatırlıyor.
Olympiacos formasıyla rakip olduğu o meşhur İstanbul finalindeki atmosferden Zeljko Obradovic’in disiplin dolu dünyasına; 2018/19 sezonunda 3-1 ile kazanıp Final Four’a kaldığımız Zalgiris serisinin şifrelerinden kulübün “kazanma kültürü”ne dair çarpıcı açıklamalara kadar her şeyi açık yüreklilikle paylaştı.
Erdi Tiran sordu, Erick Green cevapladı: “Fenerbahçe beni evimde hissettirdi, oradaki sevgiyi asla unutmayacağım.” İşte o keyifli röportajın tamamı…
9 Mayıs 1991’de ABD’de doğdun. Çocukluğundan ve basketbola ilk başladığın hikayeden bahseder misin?
Inglewood, California’da doğdum. Orada üç yıl geçirdim ve sonra ailem toparlanıp Washington D.C.’ye taşındı. Sanırım muhtemelen 4 ya da 5 yaşlarındayken basketbola aşık oldum. Babam elime bir top verdi; yani o kadar genç yaşlarımdan beri bu oyuna gerçekten aşığım.
Büyürken, bir çocuk olarak her yerde top sürerdim; geceleri bir basketbol topuyla uyurdum. Yani, o yaşta basketbol oyununu gerçekten sevdim.
Millbrook Lisesi ve Paul VI’dan Virginia Tech’e… Eğitimi ve basketbol yılların boyunca gelişiminle birlikte, 2013 NBA Draftı’nda Utah Jazz tarafından 2. turda 46. sıradan seçildiğin ana kadar geçen süreci anlatır mısın?
Millbrook’tan gelmek; birinci, ikinci, üçüncü yılım ve sonra son yılımda Paul VI’ya transfer olmam… Mesela birinci yılımda çok fazla oynamadım. Önümde, ondan bir şeyler öğrendiğim ve geliştiğim yaşça daha büyük bir oyuncu, bir son sınıf öğrencisi vardı. Küçüktüm, zayıftım; hâlâ biraz gelişime ihtiyacım vardı.
Sonra ikinci yılımda daha iyi oldum, daha fazla güven kazandım. Ve sonra üçüncü yılımda, ilk eyalet şampiyonluğumuzu kazandık. Çok şey başardım ama sadece salonda kalmaya devam ettim; her zaman daha iyiye gittim. Ayrıca etrafımda daha iyi oyuncular da vardı; antrenman yaparken beni zorlayan, beni konfor alanı dışına çıkaran, oyunumu başka bir seviyeye taşıyan adamlar vardı.
Paul VI’ya gitmek, lisede ülkenin en iyi çocuklarından bazılarına karşı oynamak harikaydı. Böylece normal liselerin dışına çıkma ve seyahat etme deneyimi kazandım. Burası özel bir okul, bu yüzden her yere gidebiliyoruz ve ülkenin en iyi takımlarına karşı oynayabiliyoruz. Bu gerçekten gelişmeme yardımcı oldu; koleje giderken bile bana çok şey kattı çünkü aslında bir çalışma ahlakına sahiptim. En iyi çocuklara karşı oynadım; bu çocuklar daha hızlıydı, daha güçlüydü. Kolejde ilk günden itibaren oynamaya hazır olmama yardımcı olması açısından bu süreç gerçekten iyiydi.
Avrupa kariyerine 2013-2014 sezonunda Montepaschi Siena ile başladıktan sonra ABD’ye döndün ve Denver Nuggets, Fort Wayne Mad Ants, Reno Bighorns ve son olarak Utah Jazz formaları giydin. Kariyerinin farklı basketbol kültürlerini içeren bu çok hareketli dönemini, hem saha içi hem de saha dışı kazanımların açısından nasıl değerlendiriyorsun?
Draft sürecinde çok heyecanlıydım ve sonra haberi aldım: Siena, İtalya’ya gidiyordum. Avrupa’da basketbol daha çok biliniyor; Avrupa basketbolu, ben çıktığım zamankinden çok daha büyük. O zamanlar Siena hakkında çok fazla fikrim yoktu, EuroLeague’in ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. Oynamış olan harika oyuncuların hiçbirini tanımıyordum, Siena’nın tarihini bilmiyordum; kelimenin tam anlamıyla bunların hiçbiri hakkında pek bir fikrim yoktu açıkçası.
Ama oraya gitmek bir kültür şoku gibiydi. Oyun tamamen farklıydı, oyun tarzı tamamen farklıydı; tempo, bugünlere göre baktığımızda daha yavaştı. Othello Hunter, Josh Carter, Daniel Hackett ve Tomas Ress gibi deneyimli isimlerle oynuyordum; bu tip oyuncularla gerçekten deneyimleme şansım oldu. “Vay canına, bunlar profesyonel” diyordum. Bu adamlar ağırlık salonundaydılar; kolejde yaptığımız şeyleri yapıyorlardı ama bunu tamamen başka bir seviyeye taşıyorlardı.
Ve sonra, NBA’e gitme şansı buldum. Nuggets için oynamak, orada oynama şansı bulmak harikaydı. Oyun çok daha hızlı, o adamlar çok daha atletik. Sadece tempo ve beceri seviyesi bile farkı gösteriyordu; en iyilerin NBA’de olmasının bir nedeni var. Ve sonra G League’e gitmek, oynamak ve gelişmek… NBA’de gerçekten çok fazla oynamıyordum, bu yüzden çok oynamak ve oyunum üzerinde çalışmaya devam etmek harikaydı.
Her dönem, yolun her adımı, bir basketbol oyuncusu olarak gelişmeme ve aynı zamanda bir birey olarak büyümeme yardımcı oldu çünkü beni daha da sıkı çalışmaya itti. O seviyeye ulaştığınızda, herkes en yüksek seviyeye ulaşmaya ve en yüksek seviyelerde oynamaya çalışıyor; buna ulaşmak için gerçekten canınızı dişinize takıp çalışmanız gerekiyor. Bence bu beni gerçekten itti ve dediğim gibi, beni ülkemdeki konfor alanımdan çıkardı. Uyum sağlamam gerekiyordu ve bu da NBA’de bana yardımcı oldu çünkü normal bir çaylak değildim. Denizaşırı deneyimim vardı ve bu benim için bambaşka bir oyun, bambaşka bir platformdu. Geri döndüğümde hem Avrupa hem de NBA oyununa sahiptim; bunun bana yardımcı olduğunu düşündüm ve NBA’deki çaylak yılım için daha hazır, gelişmiş ve cilalanmış durumdaydım.

2016-2017 sezonunda Olympiacos ile Euroleague Finali’ne uzanan inanılmaz bir yolculuğun oldu. O başarılı dönemi senin bakış açından dinlemek isteriz. Ayrıca rakip oyuncu olarak İstanbul’daki finalde Fenerbahçe taraftarının yarattığı o yoğun atmosferi hissetmek nasıldı?
Olympiacos harika; bence tüm kariyerim boyunca orası muhtemelen en sevdiğim yerlerden biriydi ve en sevdiğim takımların başındaydı. Çünkü o oyuncularla en başından beri beraberdik, gerçekten harika bir ilişki kurduk ve çok şey atlattık. Gerçekten harika bir takımdık. Spanoulis’ten çok şey öğrendim; müthiş bir tecrübeli oyuncuydu. Harika basketbolcularla oynama şansım oldu. Sadece bir kazanma kültürü… Ne demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım.
Tıpkı Fenerbahçe gibi; yani bu bir kazanma kültürü. Kazanma kültürleri için oynadığınızda herkes aynı sayfadadır. Akılda tek bir hedef vardır, o da şampiyonluktur. Final Four’da oynamak harikaydı. Hatırlarsın, CSKA Moskova maçında bizi finale taşıyacak büyük bir şut atmıştım ve tabii ki sonrasında finalde Fenerbahçe ile oynama şansımız oldu. İşler bu şekilde yürümedi ama o gün oradaki taraftarlar inanılmazdı. Fenerbahçe için bir iç saha maçı gibiydi. Aynı salonda oynadık ama Fenerbahçe taraftarları yanıyordu; çok fazla ateş gücünüz vardı. Harika bir takımdınız, gerçekten iyi yönetiliyordunuz.
Şampiyonluğu kazanmaya gerçekten çok yaklaşma deneyimini yaşamak tek kelimeyle harikaydı ve bu kesinlikle hayatımdaki hedefler listemden biri olurdu: Bir Avrupa şampiyonluğu kazanmak. Bu çok büyük bir olay; bu çok büyük bir gurur meselesi çünkü takım için çok şey ifade ediyor. Takımın ve taraftarların ne kadar gurur duyduğu… Onları görmek ve bu programa, yaptığımız işe yatırım yapmak için ne kadar fedakarlık yaptıklarını, bizi desteklemek için gittiğimiz her yere seyahat ettiklerini görmek inanılmaz. Bu müthiş.
Evet, yani atmosfer sizin için söylediğim gibi inanılmazdı; dediğim gibi iç saha maçları gibiydi, çılgıncaydı. Doğru anda vites yükselttiniz, taraftarlar tüm maç boyunca çılgınca bağırıyordu ve bu, sadece görebilmek için bile gerçekten harika bir şeydi.
Finalin yanı sıra 2016/17 sezonunda Olympiacos’taki yılını genel olarak nasıl tanımlarsın?
Olympiacos’taki yılımın tamamından keyif aldım; harikaydı. Yukarıdaki cevabımda belirttiğim gibi, Avrupa’nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından birinden bir şeyler öğrenme şansım oldu; izlemek, öğrenmek, bir şeyleri nasıl yaptığını görmek… Ne demek istediğimi anlatabilmişimdir umuyorum.
Yunanistan’ı sevdim, harikaydı. Taraftarlar harikaydı, bana müthiş davrandılar. Harika anılarım vardı; genel olarak bence inanılmazdı, gerçekten keyif aldım. Basketbol açısından büyümemi sağladı ve ayrıca olgunlaşma açısından da öyleydi. Kesinlikle bir deneyimdi ve ömür boyu sürecek dostluklar ile bugün hâlâ konuştuğum, desteklediğim adamlar kazandım.

Olympiacos yolculuğunun ardından Valencia Basket formasıyla İspanya’ya geçtin. Dünyanın en zorlu liglerinden biri olan ACB’de ve Valencia organizasyonunda geçirdiğin o yılı kariyer gelişimin açısından nasıl tanımlarsın?
Valencia harikaydı. Bilirsin, EuroLeague’de başka bir yıldı. Çok daha fazla oynadığım ve çok daha fazla sorumluluk aldığım daha büyük bir rolüm vardı. ACB inanılmaz bir lig; Avrupa’daki en zorlu lig olduğunu hissediyorum. Herhangi bir gece yenilebileceğiniz, çok fazla harika oyuncunun olduğu bir yer. Dediğim gibi, en iyi lig.
Organizasyon harikaydı, Valencia harika bir iş çıkardı. Demek istediğim, dediğim gibi, becerilerimi sergileme (vurgulama) şansım oldu. Olympiacos’takinden daha büyük bir rolüm vardı; sahada ve saha dışında bir insan olarak büyüdüm ve ayrıca daha iyi bir liderlik rolü üstlendim. Genel olarak geçirdiğimiz en iyi yıl değildi ama benim kişisel gelişimim için bana çok yardımcı oldu; EuroLeague seviyesinde oynayabileceğimi ve bir takımın büyük bir parçası olup büyük bir role ve büyük bir etkiye sahip olabileceğimi göstermemi sağladı.
Oynadığımızda, bu harikaydı. Onlarla tanışmak ve ardından bir Final Four’a ulaşmak her zaman inanılmaz bir şeydir; ömür boyu sahip olacağınız bir deneyim ve anılardır. Pek çok insan Final Four’da oynama deneyimini yaşama, o kadar uzağa gitme şansına sahip olamaz. Bu yüzden bunu asla ama asla hafife almazsınız.

2018-2019 sezonunda yeni bir sayfa açarak Fenerbahçe’ye transfer oldun. Avrupa basketbolunun en büyük kulüplerinden biri olan Fenerbahçe ile yollarınızın kesişme hikayesi nasıl gelişti ve bu büyük aileye katıldığında neler hissettin? Ayrıca Fenerbahçe’deki ilk sezonunda Türkiye Kupası’nı kazandınız ve Euroleague Final Four’una ulaştınız. O sezon son derece zorlu geçen Zalgiris Kaunas play-off serisi hakkındaki görüşlerini paylaşır mısın? O dört maç boyunca serinin kilidini açan kilit detaylar nelerdi?
Zalgiris serisi inanılmazdı. Sert bir seri olacağını biliyorduk. Onlar her zaman harika yönetilen, harika bir organizasyondur; her zaman harika oyuncuları olur. Temel (fundamental) olarak çok iyilerdir; ribaund alırlar, sert oynarlar, uygularlar.
Biz sadece harika bir maç planına sahiptik. Sen de bilirsin zordu fakat Koç Obradovic bizi hazırlamıştı. Takım arkadaşlarım ile bu seriye odaklanmıştık (locked in) çünkü hedefimiz her zaman Final Four’a kalmaktı. Fenerbahçe’de olduğunuzda bir numaralı hedef budur; o seride detaylar sadece onların bazı kilit oyuncularını devre dışı bırakmak, onları ribaundlardan uzak tutmak, 40 dakika boyunca iyi basketbol oynamaktı ve en iyi takımları en iyilerden ayıran şey budur.
Tüm maç boyunca odaklanmış olmak, onları ribaundlardan uzak tutmak, harika savunma yapmak, topu paylaşmak ve şutları sokmak… Bence o seride yaptığımız şey buydu. Çok zordu ve kesinlikle eğlenceli bir ortamdı. Kesinlikle orada oynamak… Taraftarları zaten inanılmaz, o atmosfer çılgınca. O yerde kazanmak her zaman zordur.

2018-2019 sezonunun sonuna doğru, Zalgiris serisiyle başlayarak, takımın kilit oyuncularını etkileyen büyük bir sakatlık krizine tanık olduk. Vitoria’daki Final Four’da önemli eksiklerle Anadolu Efes ile karşılaşmak zorunda kaldınız. O dönemki Final Four atmosferini nasıl hatırlıyorsun ve sakatlık dezavantajının yanı sıra o gün sahada nelerin eksik olduğunu düşünüyorsun?
Evet, o Final Four’a giderken kesinlikle bazı sakatlıklarımız vardı. Bence, dürüst de olmam gerekirse, Efes o sırada en iyi takımdı; doğru anda vites yükselttiler. Larkin ve Micic inanılmaz oynuyorlardı. O gün sadece daha iyi olan takımdılar.
Bunun oyunun bir parçası, sporun bir parçası olduğunu düşünüyorum; doğru anda doğru oyunları yaptılar ve o adamlar gerçekten maçı ele geçirdiler. Biz %100 değildik ama günün sonunda onlar daha iyi takımdı ve bu basketbolda olur. Bir şeylerin eksik olduğunu düşünmüyorum dürüstçe konuşmak gerekirse. Dediğim gibi, sadece o an onların Avrupa’nın en iyi takımı olduğunu düşünüyorum. Bir sebeple kazandılar; o yıl her şeyi kazandılar. Türkiye Şampiyonluğu ve Euroleague Final Four’da bizi yenip finale çıktılar…
Bu sadece öyle şeylerden biri ki sanmıyorum… Tabii ki eğer herkes %100 olsaydı, bence evet, muhtemelen onları yenebilirdik. Ama işler böyle yürümüyor. Onlara hakkını vermelisiniz; o adamlar gerçekten çok iyi oynadılar ve o yıl final oynamayı hak ettiler.
2018-2019 sezonu sonunda Fenerbahçe’den ayrıldın. Bu ayrılık süreci nasıl gelişti ve seni bu karara iten temel sebepler nelerdi?
Sadece daha büyük bir rol istedim, oynamak istiyordum ve dürüst olmak gerekirse o zamanlar başka bir yere gidip yeni bir şeyler denemek istiyordum. Bir süreliğine Avrupa’dan biraz bıkmıştım; bu yüzden sanırım Çin’e gittim ve yeni bir şeyler denedim. Sezon orada daha kısaydı, çok para kazanabilirsin ve bu benim için harika bir durumdu.
Dediğim gibi, Fenerbahçe harikaydı; taraftarlar harikaydı. Sadece her şey olduğu gibi gitmedi, beklendiği gibi sonuçlanmadı. Yıl sonunda büyük bir sakatlık geçirdim, bu yüzden Final Four’dan sonra sezonu gerçekten bitiremedim. Bu sebeple ayrılık hakkında ya da ne olduğu hakkında söylenecek kötü bir şey yoktu; sadece yürümedi.
Fenerbahçe’yi her zaman sevdim; harika anılarım vardı ve o organizasyonun bir parçası olduğum için çok mutluydum. Bu inanılmazdı. Yaptıklarımız ve başarma şansı bulduğumuz şeyler; bunlar da harikaydı.
Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra Real Betis ile İspanya’ya döndün ve ardından Bahçeşehir Koleji ile Türkiye’ye geri geldin. ACB deneyimini pekiştirdiğin ve Türkiye’deki yeni bir projenin parçası olduğun bu dönemi nasıl değerlendiriyorsun?
Aslında yine Çin’deydim ve sonra Real Betis ile İspanya’ya geldim; o olay böyle gelişti. Ve sonraki yıl Real Betis’e gittim; EuroCup’taydılar, COVID zamanıydı. ACB deneyimi harikaydı.
Sanırım ikinci yılımdı; yani Real Betis için COVID başlamadan önce sadece üç hafta oynamıştım. Bu yüzden kısa, çok kısa bir süreydi; bazı maçlar oynamak, bir akış yakalamak ve onlara kazanmalarında yardımcı olabilmek güzeldi.
Sonraki yıl Bahçeşehir ile EuroCup oynama şansı bulmak, o projeyi başlatmak; bu harikaydı. Bunun bir parçası olma şansını yakalamak… Şimdi programlarını geliştiriyorlar, çok daha fazla genişliyorlar ve çok daha büyüyorlar. EuroCup seviyesinde ve Türkiye Ligi’nde gerçekten çok başarılı oluyorlar; gerçekten iyi iş çıkarıyorlar.
Kariyerin boyunca hem bireysel hem de takım olarak önemli başarılara imza attın. 2013’te NCAA sayı kralı olmandan ve İlk Beş’e seçilmenden; İtalya Süper Kupası’nı kazanmana, NBA D-Ligi All-Star’ı olmana ve İspanya Süper Kupası’nı MVP ödülüyle kazanmana kadar… Farklı liglerde ve seviyelerdeki istikrarlı performansına dönüp baktığında bu başarılar senin için ne ifade ediyor?
Tüm bu başarıları elde etmek gerçekten inanılmaz. Ve insanlara hâlâ söylüyorum; kariyerim boyunca başardığım ve başarılı olduğum tüm şeylerin henüz tam farkına varmadım. Her zaman bir sonraki şeye, bir sonraki hedefe bakıyorum. Bu yüzden arkama yaslanıp “Vay be, çok şey yapmışsın, çok şey başarmışsın” deme şansım gerçekten olmadı.
Fakat onu görmek ve başarma şansı bulduğum bazı şeyleri okuma şansım olduğunda, bu harika. Tüm o sıkı çalışma, feda ettiğim ve koyduğum zaman meyvesini verdi. Şimdi çocuklarım var, bu yüzden umarım bir gün bunları görebilirler ve onlara gösterebilirim. Eğer çok çalışırsan ve gerçekten bir şeyi istersen, hayallerini gerçekten gerçekleştirebilirsin ve her şeyi başarabilirsin.
Bu yüzden bu benim için büyüktü; kesinlikle farklı liglerde ve seviyelerde oynamak ve bunu her seviyede yapabilmek… Bu da harika. Oyunumun çok yönlü olduğunu ve gittiğim her yere gerçekten uyum sağlayabileceğini gösteriyor. Bu yüzden gurur duyduğum büyük bir şey bu; sadece sıkı çalışmaya devam etmek ve daha iyi olmaya devam etmek… Bu benim her günkü hedefim. Hâlâ en iyisi olmak istiyorum ve bence bu duygu beni terk ettiği gün; bilirsin, bu oyundan emekli olacağım gün olacak.
Bize Zeljko Obradovic’ten bahseder misin? Bir koç olmanın ötesinde, hayatına ve oyun anlayışına nasıl bir etkisi oldu?
Obradovic harika; insanlar onun sadece sahadaki halini görüyorlar; kızmasını, bağırmasını ve öyle olmasını… Bu sadece onun sahip olduğu sevgi ve tutku; o tamamen kazanmakla ilgili ve birinci olmak istiyor. Bunu sevmek ve buna saygı duymak zorundasın. İnsanların onun için oynamak istemesinin nedeni bu. O bir kazanan; en çok o kazandı ve bunun bir sebebi var.
Saha dışında o harika; oyuncularını önemser. Oyuncuları için her şeyi yapar; o sadece harika bir adam. Seninle sadece basketbol hakkında değil, hayat hakkında konuşur; komiktir, havalıdır, alçakgönüllüdür. Onu bir kez tanıdığında, sahada gördüğünden farklı bir tarafı olduğunu anlarsın.

Fenerbahçe’de birçok efsane isimle aynı sahayı paylaştın. Birlikte oynamaktan en çok keyif aldığın takım arkadaşın kimdi?
Kariyerim boyunca pek çok harika, efsanevi isimle ve oyuncuyla oynama şansım oldu. Bence herkes farklı şekilde… Jan Vesely bir efsane gibi; onunla oynama şansı bulmak harikaydı. Tabii ki Sloukas; işte orada bir efsane… Üç Euroleague kazananı… Bu şansı yakalamak harikaydı. Bobby Dixon; onunla oynayabilmek müthişti.
Demek istediğim tüm oyuncular; Gigi Datome, Melli… Tüm o adamlara çok saygı duyuyorsunuz çünkü başardıkları çok şey var. Onlar şampiyonlar; çok şey yaptılar, çok başarılı oldular. Dolayısıyla onlarla aynı sahayı paylaşabilmek, onların size güvenmesi ve sizinle oynamak istemesi çok şey ifade ediyor. Bu; size saygı duydukları, oyununuza çok saygı duydukları anlamına gelir.
Yani bu adamlar sadece sahada değil, saha dışında da harika adamlar; bu yüzden etraflarında olmak eğlenceli. Dediğim gibi, çok fazla anı biriktirdik, harika bir bağ kurduk. Bu yüzden o adamlarla sahayı paylaşabilmek ve onlarla başarmak, kazanmak kesinlikle benim için bir ayrıcalıktı.

Fenerbahçe’de geçirdiğin süre boyunca oynadığın en unutulmaz maç hangisiydi ve saha dışında yaşadığın en ilginç veya unutulmaz olay neydi?
En unutulmaz maç, sanırım muhtemelen Real Madrid maçı olmalı. Galibiyeti getiren basket (Gigi Datome’nin son saniyede attığı game-winner)… O harikaydı, havalıydı. Gitgelli bir maçtı; iki üst düzey takım karşı karşıya geliyordu ve bu galibiyet puan durumunda bize gerçekten yardımcı oldu, bu harikaydı.
Saha dışı deneyimi olarak arkadaşlarımla çok sık takılırdık; güzel zamanlarımız oldu. Yemeğe giderdik ve dışarı çıkardık. Demek istediğim; dışarı çıkıp birbirimizle takıldığımız falan çok harika zamanlarımız oldu.
Gözlerini kapatıp Fenerbahçe formasıyla oynadığın maçları düşündüğünde aklına gelen ilk an hangisi?
Aklıma gelen ilk an muhtemelen Final Four olurdu; sadece oraya ulaşmanın çok zor olması gerçeğinden dolayı. Oraya ulaşmak, o kadar büyük bir sahnede oynayabilmek ve bir Euroleague şampiyonluğu kazanmaya çalışabilmek çok zor; dünyanın en iyi oyuncularının olduğu ikinci en yüksek seviyede böyle bir şey yaptığınızı söyleyebilmek çok büyük bir şeydir. Bu inanılmaz.
Bu yüzden üzerimde o Fenerbahçe forması varken düşündüğümde kesinlikle aklıma gelen bir şey bu: Sadece kazanma beklentisi… Bu benim için eğlenceli kısımdı. Çünkü tek yapmak istediğim kazanmak ve her şey bununla, yani kazanmakla ilgili.

Fenerbahçe Basketbolu organizasyonu senin için gerçekten ne ifade ediyor? Senin gözünde bu kulübü dünyadaki diğer tüm takımlardan ayıran benzersiz özellikler nelerdir?
Şunu söylemeliyim: Sadece beklenti, dediğim gibi, o beklenti her şeydir. İlk gün kapıdan içeri girdiğinizde biri size birinciliğin öneminden bahsettiğinde, bu standardı hemen belirler. Koç Obradovic yaptığı her şeye böyle yaklaşır; ikinci olmamak için bu kadar çok çalışmamızın nedeni budur. Her şey kazanmak ve birinci olmakla ilgilidir; yani beklenti budur.
Fenerbahçe’de bundan daha iyisi yoktur. O formayı giydiğinizde beklenti yüksektir; sizden kazanmanızı beklerler, iyi oynamanızı beklerler. Bunu beklerler. Beklenti budur ve mesele de budur. Bu yüzden bu kadar çok çalışıyoruz, bu yüzden bu kadar çok fedakarlık yapıyoruz. En iyilerin en iyisinin etrafında olmak istiyoruz; kazanmak ve en iyisi olmak için ne gerekiyorsa yapmak istiyoruz.
Fenerbahçe Beko’nun bu sezonki yolculuğunu ve şu ana kadarki genel performansını nasıl değerlendiriyorsun? Bu mirasın bir parçası olmuş biri olarak takımın mevcut enerjisini ve potansiyelini nasıl görüyorsun?
Fenerbahçe Beko’nun gerçekten iyi bir takım olduğunu düşünüyorum. Bu sezona harika bir başlangıç yaptınız. Birkaç hafta önce biraz zorlu ve sıkıntılı bir süreç yaşandı ve bu gayet normal; bence toparlayacaklar. Bu yıl kesinlikle bir Final Four takımı olma şansınız olacak. Çok fazla harika oyuncunuz var, çok iyi yönetiliyorsunuz.
Kesinlikle Avrupa basketbolunda play-off zamanı geldiğinde her şey olabilir. Ve Final Four’da sadece tek maç var; bu yüzden takımınız formdaysa (hot) asla bilemezsiniz, kazanabilirsiniz. Fenerbahçe bu yıl EuroLeague’i yine kazanırsa şaşırmam. Dediğim gibi, bunu yapacak koçunuz ve oyuncularınız var; yani iş sadece 40 dakika içinde bunu başarmalarına kalmış.
Bugünkü Erick Green kendi koçu olsaydı, oyununa neleri eklemek veya neleri geliştirmek isterdi? “Koç Green”, “Oyuncu Green”e ne gibi tavsiyeler verirdi?
Eğer kendi koçum olsaydım… Bu harika bir soru, daha önce kimse bana bunu sormamıştı. Sadece dürüstçe “istikrar” (consistency) derdim; bunu bugünlere kadar fark etmemiştim, yaşım ilerledikçe bunu daha çok yaptım.
Genç Erick Green’e; her gün spor salonunda daha fazla kalmasını söylerdim. Bir rutinin olsun, rutinine sadık kal… Basketbol sahasında ne kadar sıkı antrenman yapıyorsan, ağırlık salonunda da o kadar sıkı antrenman yapmalısın. Bence genç Erick Green’e söyleyeceğim şey bu olurdu. Ve sabırlı ol; her zaman “o adam” (as adam) olamazsın. Geri çekilip öğrenmen de gerekir, atlama. Bir takımı devralmaya hazır olduğunu veya liderliğe hazır olduğunu mu düşünüyorsun? Bazen öyle olduğunu sanırsın ama iş gerçekten oraya geldiğinde, değilsindir.
Ben de gençtim, yetenekliydim ve “biz” yerine “ben, ben” diye düşünüyordum. Bence şimdi yaşım ilerlediği için bir rutinim var; dürüstçe, takım arkadaşlarıma çok daha fazlasını veriyorum, takım arkadaşlarıma çok daha fazlasını akıtıyorum. Bir lider olmak, antrenmanlarda her gün örnek teşkil etmek… Çünkü benim önemli olduğumu biliyorlar. Evimde bir sözüm var; “tonu (havayı) senin belirlemen lazım” derim. Ve tonu belirlemek şudur: Kimsenin senin için tonu belirlemesine izin verme. Sahaya adım attığında tonu sen belirlersin ve istersin… En iyisi olmak istersin. Her gün canını dişine takıp çalışırsın ve bilirsin, sadece iyi bir insan olursun.
Kariyerini tek bir kelimeyle özetlemek zorunda kalsan bu ne olurdu?
Kariyerimi tek bir kelimeyle özetlemek zorunda kalsaydım… Verimlilik (Efficiency). “Verimli” demeliyim. Tüm kariyerim boyunca verimliydim; bunun, gurur duyduğum bir şey olduğunu düşünüyorum.
Ve çok çalışıyorum; sahaya adım attığında her zaman verimli olan o oyuncu olmak istiyorum. Verimli olmak; bulunduğum yere gelmeme, iyi paralar kazanmama ve büyük takımlarda oynamama yardımcı oldu.
Avrupa’da en sevdiğin deplasman atmosferi hangisiydi?
Muhtemelen Panathinaikos; en sevdiğim odur. Dürüst olmak gerekirse taraftarları çılgınca, atmosfer inanılmaz. Sadece orada büyük bir maç olacağını bilirsin. Bu yüzden orada oynamaktan her zaman gerçekten keyif aldım.
Kariyerin boyunca karşılaştığın en zorlu rakip kimdi?
Kariyerim boyunca farklı rakiplerim oldu. Avrupa’ya ilk geldiğimde Carlos Arroyo’ya karşı oynadım; o bir tecrübeliydi, benim için gerçekten zordu. O top elindeyken beni gerçekten zorluyordu.
Bence bir diğeri Nando De Colo. Genç De Colo çok sertti, gerçekten çok iyiydi. De Colo inanılmazdı, onu savunmak zordu. Jaycee Carroll’u savunmak da zordu; onu savunmaktan nefret ederdim. Çok fazla koşturuyordu. Her zaman hazır olmalıydınız çünkü bir saniye bile gecikseniz topu fırlatıyordu ve o top içeri giriyordu. Çok harika bir şutördü.
Karşı karşıya gelme, sahayı paylaşma şansı bulduğum pek çok harika oyuncu var. Keza Shane Larkin müthiş bir oyuncuydu, kendi dönemini yaşadı. Tabii Brad Wanamaker’ı söyleyebilirim, gerçekten iyiydi; rakip oyuncu gözüyle harika bir oyuncuydu. Keith Langford; o da inanılmazdı. Favorilerim bunlar. Avrupa’ya gelirken onun gibi olmak istiyordum; o bir skorerdi, çok pürüzsüzdü. Kesinlikle favori Avrupalı oyuncularımdan biriydi.
Fenerbahçe basketbol organizasyonunun son 20 yılda bir Avrupa devine dönüşmesini nasıl değerlendiriyorsun?
Bence siz iyi olacaksınız ve Fenerbahçe, devam ettiği sürece iyi olacak. Fenerbahçe zaten istikrarlı; yani Amerika’daki insanlar bile Fenerbahçe’yi biliyor. Bu gerçekten büyük, çok büyük bir kulüp.
Demek istediğim, büyümeye devam edecek; siz her zaman başarılı olacaksınız. Bu sadece bir program, Lakers gibi; sadece oturmuş durumda, kendisi adına konuşuyor (marka gücü). Oyuncuları alacaksınız, beklenti yüksek; kazanacaksınız. Kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaksınız. Bu yüzden bence bu böyle.
Erick Green’in hayatı bugünlerde nasıl? Gelecek planlarından ve şu an üzerinde çalıştığın projelerden bahseder misin?
Erick Green’in hayatı bugünlerde harika. İki güzel çocuğum var; dünyayı dolaşma, basketbol oynama şansım var. Sevdiğim şeyi yapmaktan daha iyisini isteyemem. Harika bir ailem var, gerçekten kutsanmış durumdayım.
Gelecek planlarım; basketbol oynamayı bitirdiğimde koçluk yapmak istiyorum. Gençliğe hizmet etmeyi dört gözle bekliyorum. Hikâyemi bir sonraki Errick Green ile paylaşabilmeyi dört gözle bekliyorum; umarım bir tane bulabilirim ve sadece çocuklara, bunun bir fırsat olduğunu öğretebilirim. Artık sadece NBA yok, Avrupa kapıları açılıyor. Adamların para kazanabileceği, dünyayı dolaşabileceği ve yapmayı sevdiği şeyi yapabileceği pek çok yol var; bu konuda gerçekten heyecanlıyım.
Pek çok harika koçtan bir şeyler öğrenme şansım oldu; bu yüzden bir şeyleri nasıl yaptıklarını görebilmek, beyinlerini kurcalamak (fikir almak), oyuncularınızla saha içindeki ve saha dışındaki geçişi idare edebilmek… Bu mücadeleyi (challenge) dört gözle bekliyorum, zorlukları seven bir yapım var. Bu yüzden yeni olacağını biliyorum; benim için bazı zor alışma dönemleri olacağını biliyorum ama bunu dört gözle bekliyorum. Ayrıca çocuklarımla çalışmayı, umarım hayallerini gerçekleştirebilmelerini ve onlara bu oyunu öğretmeyi de dört gözle bekliyorum.
Ve ayrıca; hayatın diğer şeylerini, başımdan geçenleri ve bugünün dünyasında neler olup bittiğini, sahip olduğum bilgileri paylaşabilmeyi; böylece onların çok başarılı olduklarını görebilmeyi dört gözle bekliyorum.
Bu röportajı okuyan Fenerbahçe taraftarlarına özel bir mesajın var mı?
Kesinlikle orada geçirdiğim bir yıl için onlara teşekkür etmek istiyorum. Fenerbahçe beni evine davet etti, bana kendilerinden biriymişim gibi davrandı. Oradaki sevgi, benim için her zaman, sonsuza dek sürecek.
Onları seviyorum, İstanbul’u seviyorum, Türkiye ile ilgili her şeyi gerçekten seviyorum; ama ben her zaman bir Fenerbahçe destekçisiyim ve her zaman kazanmalarını umuyorum. Kesinlikle hayatımın asla unutamayacağım bir yılıydı; gelmiş geçmiş en büyük koç Zeljko Obradovic tarafından yönetilme şansı buldum. Fenerbahçe’de ve ayrıca Avrupa’da oynama şansı bulduğum en iyi oyuncuların bazılarıyla harika anılar biriktirebildim. Bu inanılmaz ve sadece teşekkür etmek istiyorum.
