Türk Basketbolunun Çınarı Kemal Erdenay Anlatıyor: İTÜ Ekolü, Milli Takım ve Fenerbahçe Rekabeti

Türk basketbolunda tutkunun ve aidiyetin parkelerde en samimi haliyle yaşandığı o unutulmaz dönemin en büyük figürlerinden biriyle karşı karşıyayız. 1960’lar ve 70’ler boyunca sergilediği saha içi liderliği, oyun zekası ve skorer kimliğiyle basketbol tarihimize adını altın harflerle yazdıran; “İTÜ Ekolü” ve “Yenilmez Armada” efsanesinin simge isimlerinden Kemal Erdenay ile Salon Tribünü adına Erdi Tiran bir araya geldi.

Formasını giydiği dönemlerde Türk basketbolunun çehresini değiştiren, ay-yıldızlı formayı 160’tan fazla kez gururla terleten ve basketbolumuza sayısız değer kazandıran bu dev çınar; çocukluk yıllarından basketbola başlama hikayesine, İTÜ çatısı altında yaşanan tarihi şampiyonluklardan ay-yıldızlı turnuva hatıralarına kadar pek çok kıymetli anısını bizlerle paylaştı.

Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olmasına rağmen parkede sarı-lacivertli renklere karşı verdikleri o unutulmaz rekabeti ve dönemin efsane isimleriyle yaşadığı tatlı anıları da birinci ağızdan dinlediğimiz bu özel çalışma; sadece bir söyleşi değil, aynı zamanda basketbol tarihimize ışık tutan arşivlik bir vesika niteliğindedir.
Sözü daha fazla uzatmadan; Türk basketbolunun çınarı Kemal Erdenay ile gerçekleştirdiğimiz bu paha biçilemez sohbetle sizleri baş başa bırakıyoruz.

Kemal Abi, öncelikle merhabalar. Salon Tribünü ekibi olarak sizin gibi Türk basketbolunun en büyük efsanelerinden biriyle bu röportajı gerçekleştirmekten ötürü son derece mutluyuz. 5 Şubat 1944 tarihinde dünyaya geldiniz. Çocukluk ve gençlik yıllarınızın ardından basketbola tam olarak nasıl başladınız? Size basketbolu sevdiren ve “Ben basketbolcu olacağım” dedirten temel sebep, sizi bu spora bağlayan ilk kıvılcım neydi?

Merhaba Salon Tribünü ekibi. Basketbolu bize sevdiren, Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi’ndeki beden eğitimi hocamız rahmetli Basri Gürkan Bey’di. Kendisi daha önce 6 sene Amerika’da bulunmuş, orada bütün kolej takımlarının basketbol antrenmanlarını seyretmiş bir futbol ve basketbol adamıydı. Bizim okulumuz, ‘Deneme Lisesi’ adı altında yarı Amerikan sistemi uygulayan bir liseydi. Orada rahmetli hocamız sayesinde biz Voit toplarla ve Converse ayakkabılarla çok seneler önce tanıştık. Doğanspor adında bir kulüpte; ortaokul çağlarımızdan lise sonuna kadar bütün okul takımımız ve basketbol ekibimizle birlikte Doğanspor bünyesinde uzun süre basketbol oynadık.

1966-1967 sezonu ile birlikte İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) formasını giymeye başladınız. Bize İTÜ basketbolunu anlatabilir misiniz; İTÜ’nün sizdeki yeri nedir? Türk basketbol tarihine damga vuran ve büyük şampiyonluklar yaşayan o meşhur “İTÜ Ekolü”nün temel felsefesi neydi? Oradaki hocalarınız, takım arkadaşlarınız ve o yıllarla ilgili sizde kalanlar nelerdir? Takımdaki arkadaşlık ortamını ve kulübün organizasyon yapısını nasıl anlatırsınız?

İstanbul Teknik Üniversitesi Basketbol Takımı, ülkemizin zaten köklü kulüplerinden olup birçok değerli basketbolcu yetiştirerek milli takımlarımıza hizmet etmiştir. Basketbol Milli Takımımızda hem Türk hem de yabancı çok kıymetli antrenörlerle çalıştık. Kıymetli hocalarımız rahmetli Yalçın Granit, Mehmet Baturalp, Şengün Kaplanoğlu, Cavit Altunay, Samim Göreç, Öner Şaylan… Raif Durak abimiz de İstanbul Teknik Üniversitesi Basketbol Takımı’nın uzun süre menajerliğini yaptı.
1968-1973 yılları arasında beş kez Türkiye şampiyonu olan ‘Yenilmez Armada’ İTÜ’de böyle tanındık, bütün basketbolseverlere kendimizi tanıttık. Türkiye Kupaları’nda 1969 ve 1971’de final oynadık. Spor kulübümüzün kurucuları olan Teknik Üniversite’nin değerli hocaları, rektörlükler bünyesinde birliği sağlayan basketbolcular, Sadi Gülçelik, rahmetli Şarık Ağabey (Şarık Tara), Raif Durak, Muammer Karabey, Profesör Gündoğdu Özgen gibi basketbolu çok iyi bilen ve takip eden değerli ağabeylerimizin üzerimizde çok büyük etkisi oldu. İTÜ Basketbol Takımı, hemen hemen ben basketbolu bırakana kadar bu gelenekle devam etti.

📷: ayaktakileroturanlar.com.
Kemal Erdenay 9 numaralı forması ile

İTÜ formasıyla kesintisiz olarak 7 sezon (1966-1973) boyunca ligin en dominant karakterlerinden biri oldunuz. Kariyerinizin bu dönemini bizlere anlatabilir misiniz?

Bahsettiğiniz bu dönemde hemen hemen takımın lideri sıfatıyla bütün takım arkadaşlarımı kontrol altında tutardım. Maçın gidişatına göre skorer yönü çok fazla olan bazı oyuncuları mümkün olduğu kadar çok kullanırdım, hepsini ikaz ederdim. Hatalarını konuşarak çözerdik, hatta bazen antrenörümüzden oyuncuyu kenara almasını isterdim. Bütün bu maçlar boyunca takımı en iyi şekilde sevk ve idare etmek, sanki sahada ikinci bir koçmuşum gibi hayatım boyunca devam etti. Bütün basketbol hayatım boyunca hakemlerle hiçbir olumsuz diyaloğum olmamıştır. Çalınan bütün düdüklere hiç tepki vermemişimdir, hiçbir itirazım olmamıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Kulübü’nde ben basketbolu bırakana kadar oyun kurucu, lider ve herkesten en verimli şekilde istifade eden bir karakterim vardı; saha içinde hep bu özelliklerimi kullandım.

📷: ayaktakileroturanlar.com.
Kemal Erdenay ayakta solda

Kariyeriniz boyunca Fenerbahçe’ye bir çok kez rakip olarak forma giydiniz. Sarı-lacivertli ekibe karşı rakip olmak nasıl bir duyguydu, Fenerbahçe maçlarına nasıl motive oluyordunuz ve bu karşılaşmalar arasında unutamadığınız Fenerbahçe maçları hangileridir?

Ben Fenerbahçe taraftarıyım. Oynadığım bütün Fenerbahçe maçlarında, hemen hemen diğer takımlara karşı nasıl oynadıysak basketbol oyun tarzımız, takım olarak tempomuz ve mücadelemiz her zaman olumlu yönde olmuştur. Bütün maçlarımız başa baş ve çekişmeli geçerdi. Bilhassa Fenerbahçe maçlarımızın neticeleri son ana kadar açık kalırdı ve kafa kafaya giderdi. Her iki takım taraftarlarını da heyecanlandıran, zevkle seyrettiren ve tempolu oynanan, yıllarca sürmüş bir Fenerbahçe-İTÜ çekişmesi olmuştur. Hatta rahmetli Halil Dağlı abimiz bir seferinde, çok mühim bir sezonda Fenerbahçe ile oynayacağımız maça iki üç gün kala bizim İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendisler Birliği’nin altındaki lokale koltuk değnekleriyle, ayağı alçıda gelmişti. ‘Ya abi geçmiş olsun, ne oldu?’ falan dedik. ‘İşte sakatım, şöyle böyle’ dedi, üzüldük. Hatta Zeki Tosun (kulakları çınlasın) ‘Ya, Halil abi sakatlandı diye üzüldüm ama biraz da iyi oldu, ben onunla uğraşamazdım’ gibisinden bir laf etti. ‘Ayıp oluyor ama bu bizim için güzel bir şey’ dedi. İki gün sonra maça bir çıktık; baktık Halil abide ne alçı var ne bir şey, aslan gibi sahada oynuyor. Zeki de şaşırdı, ‘Ya abi bu nasıl olur, nasıl iyileşir?’ dedi. ‘İşte Halil abi böyledir’ dedim. Allah nur içinde yatırsın, güzel Fenerbahçe – Teknik Üniversite maçlarında bize böyle unutulmaz hatıralar bırakmıştır.

Halil Dağlı

Türk basketbolunun efsanevi isimlerinden biri olarak ay-yıldızlı formayı 160’tan fazla kez terlettiniz. 1960’ların sonu ve 1970’ler boyunca ülkenin en önemli oyuncularından biri olarak millî takım forması giymek, o dönemdeki jenerasyon için nasıl bir gurur ve sorumluluk kaynağıydı?

Basketbol Milli Takımı’nda forma giymek (ki bu bütün spor branşlarını kapsar) her sporcunun en büyük hedefidir. Ülkemizi temsil etmek büyük bir gurur ve sevinçtir, bizler için bir iftihar vesilesidir. Biz de Basketbol Milli Takımı’na uzun süre hizmet eden ve başarılı neticeler alan bir basketbolcu olarak, bütün hayatım boyunca bunu gururla ve olumlu duygularla anacağım.

📷: ayaktakileroturanlar.com.
Kemal Erdenay soldan oturanlarda üçüncü sırada

Milli takım kariyerinizde; 1971, 1973 ve 1975 yıllarında olmak üzere üç kez Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda mücadele ettiniz. O yıllardaki Avrupa Şampiyonası atmosferini, Türk basketbolunun Avrupa sahnesindeki ilk büyük sınavlarını ve bu turnuvalardan edindiğiniz tecrübeleri bizimle paylaşabilir misiniz?

Basketbol Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonaları’na katılması hususunda; bizim devrimizde Avrupa Şampiyonası finallerine direkt katılabilmek için 12 takım içerisinden mutlak surette ilk 8’e kalmak gerekiyordu. O 12 takım içerisine girip Avrupa Şampiyonası finallerine katıldığımızda bu turnuvalarda 3 kere sekizinci olarak böyle bir şans bulduk. Fakat bazen de bu oynadığımız Avrupa Şampiyonası finallerine gidebilmek için 8’in dışında kaldığımız dönemler bende çok enteresan hatıralar bıraktı. Neden, direkt ilk 8’e kalmak çok büyük bir avantajdı. Çünkü katılamadığınızda öyle ağır elemeler oynuyordunuz ki; bir yere gidiyordunuz, arka arkaya 7 maç yapıyordunuz. Aradan iki gün geçiyordu, tekrar başka bir ülkenin şehrine gidiyordunuz ve en az bir 6 maç daha yapıyordunuz. Oradaki takımların içinden sadece 4 takım Avrupa Şampiyonası finallerine gidebiliyordu. Yani şunu söylemek istiyorum: O ilk 8’e kalmak, Avrupa Şampiyonası’na direkt katılabilmek açısından bütün basketbolcuların temel hedefiydi. Biz bu şekilde eleme maçlarını oynayarak birkaç kez katılma hakkı kazandık. Orasını ne siz sorun ne ben söyleyeyim; oraya katılabilmek için adeta canımız çıkıyordu. O günleri hiç unutamam. Bütün gayretimiz ve mücadelemiz bittiği zaman biz de bitiyorduk, kendimize gelemiyorduk. Onu hiç unutamam. Yine bu elemeleri oynarken Macaristan’ın Szombathely (Zombati) şehrindeydik. Toprağı bol olsun Yakovos Bilek abimiz de Almanya Milli Takımı’nın başındaydı, oradaydı. Kendisi Almanya’da basketbolu kuran kişidir. Alman takımıyla birlikte büyük bir kaleden içeri giriyoruz; Szombathely’deki bu tarihi kaleyi ziyaret edeceğiz. Yakovos abi dedi ki: ‘Çocuklar, burası Osmanlı’nın Viyana Kuşatması sırasında geçerken Osmanlı bayrağını çeken kaledir. Çünkü Akıncılar buraya zarar vermedi. Biz de kapıdan içeri girerken takımı durdurdum. Şengün abiye, Erdoğan’a ‘Bir dakika durun’ dedim. Hepimiz durduk. Yakovos abi de dönüp baktı. Bütün takımın önüne geçtim ve ‘Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik / Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle / Bir yaz günü geçti Tuna’dan kafilelerle’ dizesini okudum. Almanların da çok hoşuna gitti, alkışlar eşliğinde biz o kaleye Osmanlı torunları olarak öyle girip ziyaret ettik.

1973-1974 ve 1974-1975 sezonlarında, iki yıl boyunca dönemin çok güçlü askeri takımlarından Muhafızgücü formasıyla mücadele ettiniz. Muhafızgücü’ndeki basketbol yapısı ve oradaki disiplinin kariyerinize ne gibi etkileri oldu?

1973, 1974 ve 1975 senelerinde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı basketbol takımında vatani görevimi yaparken; daha önceden Muhafızgücü ekibinde bizden çok daha kadrolu ve çok daha iyi basketbolcular oynamıştı, hatırlıyorum. Biz de askerlik çağımız geldiğinde… Tahsin Albayrak (Allah rahmet eylesin, o zaman yüzbaşıydı) Ankara’da Teknik Üniversite ile maç yaparken geldi ve ‘Kemal, seni hemen askere almamız lazım çünkü üniversite son sınıftasın ve bakayasın’ dedi. ‘Ya abi nedir, ne değildir?’ dedik ama netice olarak ben de vatani görev için Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na katıldım. Takımda Teknik Üniversite’den rahmetli Reşat Güney, Osman; Galatasaray’dan Küçük Nur; Kolej’den Yavuz ve rahmetli Abdullah İnce gibi bir kadro vardı. Netice olarak biz 1973-1974 sezonunda Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ile o seneyi şampiyon olarak bitirdik. Cumhurbaşkanımız rahmetli Fahri Korutürk bizi çok iyi bir şekilde makamında kabul edip tebrik etti. İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Kulübü’nün dışındaki bu askerlik dönemimde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda şampiyon olmak, basketbol hayatımı taçlandırdı diye düşünüyorum.

📷: ayaktakileroturanlar.com.
Kemal Erdenay solda en başta.

1975-1976 sezonunda yeniden yuvanıza, İTÜ’ye döndünüz ve 1977-1978 sezonunun sonuna kadar üç sezon daha bu formayı terlettiniz. Geri döndüğünüzde Türk basketbolunu bıraktığınız gibi mi buldunuz, yoksa ligin çehresi değişmiş miydi?

1975-1976 sezonunda vatani görevden İTÜ’ye döndüğümüzde genel yapıda bir değişim yoktu ama o dönem bayağı transferler oldu. Oyuncularımızın geniş bir kısmı başka kulüplere gidip oynamaya başladılar. Onlar da tabii uzun süre Teknik Üniversite’ye hizmet etmiş milli oyuncularımızdı. Dolayısıyla ben de daha genç bir nesille beraber, basketbolu bırakana kadar aynı sistemimizle; yani süratli oyun, fast-break ve hızlı paslaşmaya dayalı oyunumuzla devam ettim. Basketbol hayatımın sonuna kadar bu gençlerden çok iyi basketbolcular çıktı ve Teknik Üniversite’ye büyük katkıları oldu. Rahmetli Erdoğan Varlı, çok iyi basketbolcu olan Habib Yannıer arkasından Recep Şen, Harun Erdenay, Levent Topsakal geldiler. Ben de bu genç nesille ve birkaç tecrübeli arkadaşımla birlikte basketbolu bırakana kadar bu şekilde hizmet ettim.

1979-1980 sezonunda İTÜ formasıyla parkelere son kez dönerek aktif kariyerinizi noktaladınız. Son sezonunuzda jübile kararını nasıl aldınız ve o dönem basketbolu bırakırken hissettiğiniz duygular nasıldı?

1979-1980 senesinde son sezonumu Teknik Üniversite’de oynadım ve oynadığım oyundan çok büyük zevk aldım. Bırakma zamanımın geldiğine kendim karar vermiştim. Kulübümle konuşup anlaştım, ‘Ben bu yaşa geldim, artık bu kararı aldım’ dedim. O sezon parkeye çıktım ve sezon sonunda (normalde amatör sporcuların basketbolu bıraktığı dönemlerde kulüplerinin jübile yapma durumu ortaya çıkıyordu) bütün basketbolseverlerle tarafsız bir veda maçı gibi bir jübile yaptık. Bende hatırası çok büyük olan o maçta bütün basketbolsever seyircilerle vedalaşmış olduk.

Sizin oyunculuk yıllarında basketbol bugünkü gibi endüstriyel bir seviyede değil; tamamen büyük bir tutku, aidiyet ve fedakarlıkla oynanıyordu. O dönemlerde bir basketbolcu olarak parkeye çıkmanın, o günün şartlarında spor yapmanın zorlukları ve güzellikleri nelerdi?

Bizim oynadığımız devirlerde hiç zorluk yaşamadık. Haftanın belirli günlerinde, bazen 3 bazen 4 gün antrenman yapabiliyorduk. Yaptığımız bütün antrenmanlarda hem tempo hem de yoğunluk açısından tüm güzellikleri yaşadık. Bütün sezon boyunca yaptığımız bu çalışmalar bizde çok güzel hatıralar bıraktı.

Aktif kariyeriniz boyunca Fenerbahçe forması giymediniz ancak Türk basketbolunun yaşayan en büyük efsanelerinden birisiniz. Dışarıdan bakan bir duayen gözüyle; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Türk basketbolunun tarihindeki ve gelişimindeki rolünü nasıl tanımlarsınız?

Fenerbahçe’nin Türk basketbol tarihindeki gelişimi her bakımdan mükemmel seviyededir. Milli takımlarımıza çok sayıda basketbolcu vermesi, büyük taraftarının Spor Sergi Sarayı’nı akın akın doldurması, rahmetli Can Bartu abinin hem basketbol hem de futbol milli takımında oynamış olması unutulmazdır. Şu anda Türkiye’de 13 kez şampiyonluk kazanmış bir kulüptür Fenerbahçe Basketbol Takımı. Her sene Euroleague’de de çalışmalarını özveri ile sürdürüp 2 kez şampiyonluk kazanmıştır. Dolayısıyla Fenerbahçe Basketbol Takımı, en başından itibaren büyük taraftarı, büyük camiası ve yetiştirdiği bir sürü milli basketbolcuyla iftihar edilecek bir vaziyette yoluna devam etmektedir.

Kendi oynadığınız dönemdeki Fenerbahçe takımlarının oyun karakteri, sertliği ve camia duruşu ile bugünün modern Euroleague devi Fenerbahçe’si arasında nasıl bir köprü kuruyorsunuz? Tarihten bugüne taşınan o sarı-lacivertli ruhu nasıl analiz edersiniz?

Benim oynadığım dönemlerdeki Fenerbahçe takımının oyun karakteri ve sertliği… Basketbolu bu kadar sert oynayan ve çizgisi hiç değişmeyen, en fazla şampiyon olan Fenerbahçe Basketbol Takımı’nın ve camiasının duruşu her dönemde ciddiyetle devam etmiştir. Bugünün modern Euroleague devi Fenerbahçe’de kadro değişse de, yabancı oyuncular çoğalsa da, yerli oyuncularımızın üst seviyede olmasıyla Fenerbahçe Euroleague’de hep üst seviyelerde yer almaktadır. Tarihten bugüne taşınan o sarı-lacivertli ruh, ‘altıncı oyuncumuz’ olan büyük seyircimizin desteğiyle olmuştur. Tüm yabancı oyuncularımız da Fenerbahçe için candan ve gönülden bütün gayretleriyle mücadele etmişlerdir. Fenerbahçe taraftarlarına teşekkürler.

Kariyeriniz boyunca hem birlikte oynamaktan hem de karşısında mücadele etmekten en çok keyif aldığınız, sizi en çok zorlayan Fenerbahçeli oyuncu ya da oyuncular kimlerdi? Onlarla parke üzerindeki rekabetiniz nasıldı?

Kariyerim boyunca oynadığım tüm Fenerbahçe maçlarından büyük keyif aldım. Parke üzerindeki rekabetimiz tempolu, zorlu ve çok efor sarf edilerek geçerdi. Karşılıklı oynadığım tüm Fenerbahçeli oyuncular beni çok zorladılar. Erdal Poyrazoğlu abim, Hüseyin Kozluca, Halil Dağlı ve Ferhan Baras dörtlüsü beni çok hırpalamışlardır.


Türk basketbolunun şu anki genel durumunu, milli takım seviyesini ve altyapı yapısını nasıl buluyorsunuz? Sizin gibi efsanelerin yetiştiği bu topraklarda yeni jenerasyonlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Basketbolumuzun genel durumuna gelince; bir kere basketbolumuz Avrupa’nın sayılı ligleri arasındadır. Bu durum bütün basketbolseverleri çok memnun etmiştir, tüm kulüplerimize sonsuz teşekkürler. Milli Takımımız Ergin Ataman idaresinde müthiş maçlar oynadı. Oyuncularımız mükemmel mücadele ederek grupta Sırbistan’ı hem deplasmanda hem İstanbul’da yendi ve gönlümüzde taht kurdu. Bu galibiyetleri taşıyarak final yolunda büyük avantaj sağlamaya devam ediyorlar; Dünya Şampiyonası’ndaki başarımızın bizi memnun edeceğine kesin gözüyle bakıyorum. Türkiye Basketbol Federasyonu’nun işe dört elle sarılıp yaptığı çalışmaları candan tebrik ediyorum. Altyapı Avrupa Şampiyonası’nda oyuncularımız güzel mücadele etti. Teknik ekiplerimizi ve oyuncularımızı sevgiyle kutluyorum. Ağırlıklı olarak iki oyuncumuz, Ömer Kutluay ve arkadaşları mükemmel maçlar çıkardılar. Bu kapasiteyi çok arttırmamız lazım, bunu hiç ihmal etmemeliyiz. Basketbol altyapısından çok iyi oyuncular çıkarıp A Milli Takım’a gereken oyuncuları yetiştirmek en büyük görevimiz olmalıdır.

Salon Tribünü takipçilerine ve tüm basketbol camiasına son olarak iletmek istediğiniz, Türk basketbolunun bir çınarı olarak kulaklarına küpe olacak mesajınız nedir?

Milli maçlarımızda seyircilerimizin 6. oyuncu gibi büyük desteği olması lazım, bunu ihmal etmemek gerek. Türk basketbolunun altyapı çalışmalarını çok iyi şekilde hazırlaması ve süperstar oyuncular yetiştirmesi en büyük isteğimizdir. Tüm yöneticilerimize, teknik ekiplerimize ve oyuncularımıza sevgiler.

Yorum bırakın