Aydın Uğuz: “Taraftar Büyük Fedakarlıkla Maçlara Geliyordu”

1986 yılında kapısından içeriye adım attığı Fenerbahçe’mizde hem kadın, hem de erkek basketbolunda önemli başarılara imza atan ve günümüzde Bursa Büyükşehir Belediyespor’u çalıştıran deneyimli koç Aydın Uğuz, Salon Tribünü ekibinden Erdi Tiran ve Aydın Şenyuva’nın sorularını yanıtladı. (Yayına hazırlayan: Özgün Can)

  • Çok değerli Aydın Hocam, öncelikle merhaba. Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Salon Tribünü ekibi olarak sizlere çok teşekkür ederiz. Fenerbahçe’de uzun süre kadın basketbol takımımızda koçluk yaptınız. Bizlere bu süreci, yaşadıklarınızı ve unutamadığınız anları anlatır mısınız?

Öncelikle nazik röportaj teklifiniz için size ve ekibinize çok teşekkür ederim. Bu önemli basketbol tarihi çalışmanızda başarılar diliyorum. Ben Fenerbahçe’de 1986 yılında basketbol okulu ile antrenörlüğe başladım. O tarihten itibaren Fikret Arıcan, Tahsin Kaya, Metin Aşık, Güven Sazak, Hasan Özaydın, Ali Şen ve Aziz Yıldırım gibi yedi değerli başkanımız ile çalıştım. Bundan da çok gurur duyuyorum. Antrenörlüğe erkek basketbolunda başlamıştım. Hem erkek, hem kadın şubelerimizde, Küçük Takım’dan A Takım’a kadar çalışmış tek antrenör benim herhalde. Tabii bu zaman zarfında arada Ülkerspor’a da gittim ve sonra geri geldim; Erdemir Kadın Basketbol Takımı’na gittim ve geri geldim. Aziz Bey döneminde gidip gelmek de kolay bir şey değildir. Giden genellikle geri gelemez. Ama sağ olsun beni çok severdi. Ben de Fenerbahçe’ye hizmet etmiş birisiyim. Profesyonel yaşam koşulları içerisinde gittim ve geri geldim. Bundan da mutluluk duyuyorum, zira gidip geri gelmek kolay bir şey değil.

Fenerbahçe’de elbette çok anılarım var. Yanılmıyorsam kaleci Toni Schumacher’in de Fenerbahçe’de oynadığı dönemde, bir gün biz antrenmandayken bir patlama sesi geldi. Herkes dışarıya koştu, ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. O zaman futbolcuların baraka gibi bir yerleri vardı Dereağzı’nda. Kışın klasik soba ile ısıtılıyordu. Soba fazla doldurulunca gaz birikmiş, o gaz patlamaya neden olmuş. Allahtan futbol takımımız o esnada antrenmandaydı. Salon çok büyük sıkıntıydı, belki çok eskiler hatırlar. Dereağzı’nda açık saha vardı, Efes Harabeleri gibi sadece ana kolonları duruyordu. Sahaya komşu bir evin sahibi manzarası kapanacak diye, salonun yapılmasına karşı çıkmıştı yıllarca. O salonun direkleri yıllarca öyle kaldı. Büyüklerimiz derdi ki, “O salon yapılırsa kırk elli yılımız garanti altında”. O salon yapıldı, başka salonlar da yapıldı. Basketbolda hem Fenerbahçe’de, hem Türkiye’de çok güzel gelişmeler oldu. Bugünlere gelinmesi kolay değil.

O salonun inşaatı yapılırken ben, Murat Özgül, Göksel Zeren, üçümüz salonun fayanslarını taşıdık, gerektiğinde kum taşıdık ve bundan asla gücenmedik, her zaman gurur duyduk. Salon yapılırken görevimiz olmadığı halde rahmetli Doğan Ağabey’in (Doğan Hakyemez) ricası üzerine her işi yapardık. Örneğin Doğan Ağabey, Aliço (Ali Limoncuoğlu), Murat Özgül, Göksel Zeren ve ben sabahlara kadar o salonun çizgilerini çektik. Dışarıya çok fazla para gitmesin diye yaptık bunları. Çok da eğlenceli olurdu.

Kadın basketbolu için şunu söyleyebilirim: Bir ara Galatasaray ve Beşiktaş, kadın basketbol şubelerini kapatma kararı almak istiyorlardı ve bu kolay bir şey değildi. Aziz Bey bu eğilimin içinde yer almadı. Eğer Fenerbahçe o dönem bu oluşumun, bu kapatma kararının yaşama geçirilmesi çabasında yer alsaydı, şu anda Türkiye’de kadın basketbolu olmazdı diye düşünüyorum. İlk şampiyonlukta, 1998 yılında Ülkerspor’dan gelerek kadın basketboluna geçtim. O zaman Murat Yosmaoğlu ağabey beni çok istemişti. Göksel Zeren de üniversite arkadaşım, o da hep uğraştı. Onların beni ikna etmesiyle kadın basketboluna geçtim. O ilk sene, oldukça zor bir şampiyonluk kazandık. Önce Galatasaray’a yenildik. Başta umduğumuz gibi gitmedi işler. Ama daha sonra Aziz Bey’in ve kulübümüz yöneticilerinin desteği ile hem takımı toparladık, hem kendimiz toparlandık. Ve 3-2’lik güzel bir seri sonunda şampiyon olduk. O ilk şampiyonluk Aziz Bey’in de ilk şampiyonluğuydu. Sanırım içinden geldiği için, kadın basketbolunu çok sever. Sadece A Takım değil, altyapı ile de çok ilgilenirdi. Birçok kez A Takım idmanına gelir, seyrederdi. Ardından altyapı genç, yıldız, küçük antrenmanları başlar ve gece yarısına dek sürer. Başkan, Mahmut Ağabey (Mahmut Uslu), Ömer ağabey ve birçok yöneticiyle birlikte gece geç saatlerde çıktığımızı hatırlarım.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki; Fenerbahçe Kadın Basketbol Şubesi var olmuş ise en çok geçen emeği geçen kişilerden biri de sevgili Yaman Eymür’dür. Yaman Eymür 1980’li yıllarda Fenerbahçe A Kadın Takımı’nın antrenörü, yöneticisi, her şeyiydi. Kız kardeşi Kıvanç Eymür, ki şimdi sevgili Murat Murathanoğlu’nun eşidir, o takımda oynuyordu. Murat Özgül’ün eşi sevgili Berna Özgül o takımda oynuyordu. Daha birçok değerli oyuncu, çok fedakârca işler yapıyorlardı. O zamanlar salon yok, açık sahada çalışılıyor. Kışın yağmur altında, hatta bazen karları temizleyerek, o açık sahada takımın antrenman yaptığını hatırlarım. O yıllarda amatör şubeler çok kötü durumdaydı. Kulübün genel durumu da kötüydü. Tesis yoktu, Kadın Basketbol Takımı oyuncuları deplasmana gidebilmek için zaman zaman aralarında para toplamak zorunda kalıyorlardı. Kulüp amatör sporlara yatırım yapamadığı için kapanmasını bile değerlendiriyordu. Ama kapatmak zor olduğu için, bir yıl sporcuların lisanslarını çıkarmamaya karar verdiler. Geciktirerek zaman kazanmaya çalıştılar. Yanılmıyorsam son gün Yaman, kendi cebinden bütün parayı ödeyerek kadın lisansları, kulübe haber vermeden onaylattı. Hatta kulüpten de Yaman Eymür’e serzenişte bulunmuşlardı, “Sen nasıl bize haber vermeden lisansları çıkartırsın” diye. Ve takım lige bu şekilde katılabildi. Eğer o dönem Kadın Basketbol Takımı’nın lisansları çıkarılmasa, takım kapanacak, lige katılamayacaktı. Ve olasılıkla şu anda böyle bir şube olmayacaktı. Bu nedenle Yaman Eymür’e ve o takımda yer alan tüm sporculara teşekkür etmek istiyorum. Çok büyük emekleri var, çok büyük sıkıntılar çektiler ama eminim ki keyifle yapmışlardır.     

  • Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra Fenerbahçe’yi kadın basketbolunda dışarıdan nasıl görüyorsunuz?

Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra da Fenerbahçe kadın basketbolunun durumunu muhteşem buluyorum. Aziz Bey döneminden sonra, Ali Bey döneminde de gördüğüm kadarıyla yatırımı kesmediler. Özellikle oyuncu ücretlerinin arttığı, dolar ve avronun yükseldiği bu dönemde yine EuroLeague şampiyonluğuna oynayabilecek bir kadro kuruldu. Ben Ali Bey ile çalışmadım ama Aziz Bey döneminde kendisinin göz ağrısı bir takımdı Kadın Basketbol Takımı. Zaman zaman belki futbolun bile önüne geçiyordu, ayrı bir sevgisi vardı kadın takımımıza. Bu da güzel bir çalışma ortamı sağlıyordu bizler için.

Benim yalnızca kendi adıma değil, bir dönem Fenerbahçe’de başarılı olmuş diğer antrenörler adına da üzüldüğüm tek bir nokta var: Örneğin şampiyon olduğumuz dönemde Galatasaray’ı 3-0 yendik, ki o zamanki Galatasaray takımlarının bütçesi neredeyse bizimkine yakındı. Şimdi bütçeler arasında çok büyük farklar var, Fenerbahçe’nin bütçesi şu anda hiçbir takımda yok. Biz 3-0 kazandık ancak yabancı antrenör geldi, Diana Taurasi geldi, ben ise yardımcı antrenör olarak devam edebildim. Başarılı olan, kulübün çocuklarına şans tanınmıyor bizde. Galatasaray ve Beşiktaş’ta ise bu şans veriliyor. O dönem ben kadın basketbolunda, Ertuğrul Erdoğan hoca erkek basketbolunda, Kamil Söz hoca da voleybolda şampiyon olduk. Ama bize hiç “Devam edin” denmedi. Bu bende bir burukluktur. Pekâlâ devam edebilirdik, yapamazsak zaten kendimiz ayrılırdık ki yapamayacağımızı zannetmiyorum. Kurulan takımlar muhteşem olduğu için sizin antrenörlüğünüz yeterliyse, zaten o takımların başarılı olmama olasılığı yoktu. O takımları nasıl çalıştıracağınızı, o yıldız oyuncuları nasıl yöneteceğinizi bilmeniz yeterli. Ayrıca bence yıldız oyuncularla çalışmak daha kolay. Çünkü daha profesyonel oluyorlar, basketbolu iyi biliyorlar. Senin de onlara inandığını, onlara saygı duyduğunu, belli bir basketbol birikimin olduğunu hissettiklerinde zaten sorun çıkmıyor. Ben egosu çok yüksek oyuncularla çalıştım, hem başantrenör hem de yardımcı antrenör olarak. Hiçbiriyle de sorun yaşamadım. Galatasaray ve Beşiktaş bu tip durumlarda, içinden çıkan insanlara daha çok şans veriyor. Maalesef bizim kulübümüzde bu şans tanınmıyor. En azından bir sezon daha başantrenör olarak devam edebilmeyi çok isterdim.

Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı’nın 2009-2010 sezonu kadrosu.
  • Cevaplaması zor bir soru ama Fenerbahçe’de çalışırken birlikte çalışmaktan en çok keyif aldığınız oyuncular kimlerdi?

Geçenlerde hesapladım: Kadın basketbol oyuncularını düşünürsek, hem başantrenör hem de yardımcı antrenör olarak yüz seksen iki Türk oyuncu, yüz otuz üç yabancı oyuncu ile çalışmışım. Elbette kadın basketboluna ilk girdiğimde şampiyon olan takımın tüm oyuncuları benim için çok özel. Yerlilerden Didem Akın, Serap Yücesir, Arzu Özyiğit temel taşlardı. Yabancılardan da Clarissa Davis, Andrea Nagy vardı. Benim bugüne dek çalıştığım oyuncular içinde hem karizması hem de oyunculuk yetenekleri ile öne çıkan, henüz Türkiye’ye dahi gelmeden neredeyse şampiyonluk habercisi olan oyuncu Clarissa Davis’tir. Ne Diana Taurasi, ne de başka biri. Genç nesil bunu hatırlamayabilir ama bizim Clarissa ile anlaştığımız duyulunca Galatasaray moral olarak çöktü. Türkiye’ye gelmeden önce ben de çok tanımıyordum açıkçası. Ancak tanışınca, birlikte çalışınca o müthiş oyunculuğu gördüm ve o kariyeri anladım. Egosu yüksekti ama yerine göre genç bir oyuncuyla kalıp, ona bir saat özel antrenman yaptıracak kadar da düzgün bir insandı. Elbette Birsel Vardarlı, Esmeral Tunçluer, Nevriye Yılmaz, Şaziye İvegin çok özeldirler. Unuttuğum, adını sayamadığım isimler olacaktır, kusura bakmasınlar.

Bir kez Fenerbahçe formasını giymiş olan her oyuncu, Fenerbahçe’de görev almış her antrenör, her çalışan çok değerlidir, hak ettiği için oraya gelmiştir. Yine yabancılardan Diana Taurasi, Penny Taylor, Tammy Sutton-Brown, Ebony Hoffman çok değerli oyunculardı. Basketbolu çok iyi bilen, net oynayan, antrenörü çok rahatlatan oyunculardı. Her maç on beş yirmi sayı atar, yedi sekiz asist yapar, top kaybetmez, sekiz dokuz ribaund alır. Örneğin Penny Taylor’u ele alalım. Kafanızda belli bir plan vardır ve onunla çok rahat çıkarsınız maça. O kadar çok kişiyle çalıştım ki, ismini sayamadıklarımdan özür dilerim.

Erkek basketboluna gelirsek, Çetin Ağabey’in (Çetin Yılmaz) antrenör olduğu 1990-91 şampiyonluk sezonu kadromuz gelir aklıma. Necdet Ağabey (Necdet Ronabar), Aliço, Hüsnü Çakırgil, Kemal Dinçer, Can Sonat, Ferhat Oktay, Hakan Artış, Larry Richard ve diğerleri… Muhteşem bir takımdı. O takımın arkadaşlığı, dayanışması çok özeldi. Günde çift antrenman olurdu, buna rağmen antrenmandan bir saat önce gelirler, bittikten iki saat sonra giderlerdi. Zaten o dostluk, o birliktelik, o eğlenceli ortam şampiyonluğu getirmişti.

  • Fenerbahçe kadın basketbolu için Caferağa Spor Salonu bir mabettir. Bu salonda unutamadığınız maçları ve tribün ortamını bizlerle paylaşabilir misiniz?

Caferağa Salonu hem altyapılarımız, hem kadın takımlarımız, hem de erkek takımlarımız için önemli bir salondur, çok da güzeldir. Anıları hepimiz için değerlidir. Sadece salon olarak değil, sosyal alanları ile, çalışanları ile, orada oluşmuş dostluklar ile Caferağa gerçekten evimiz gibiydi. Ben önünden geçtikçe mutlu olurum. Benim oradaki en büyük anım, şampiyon olduğumuz 2010 yılında, Galatasaray’la oynadığımız seride, tam dolu tribünler önünde 2-0 yapışımızdır. Üçüncü maçı da Abdi İpekçi’de kazanıp 3-0 ile şampiyon olmuştuk.  Oradaki seyirci desteği unutulmaz, boş tribüne oynadığımızı hiç hatırlamıyorum. Güzel anılar var, genelde başarılar var. Umarım yıkmazlar, yerine başka bir şey yapmazlar ve Caferağa hep öyle kalır.

Caferağa’da Fenerbahçe tribünleri. (Kaynak: fenerbahcetarihi.org)

Yine Caferağa ve Fenerbahçe kadın basketbolu ile ilgili bir anımı anlatayım: EuroLeague Women maçı oynayacaktık, takım ismi vermeyeyim. Açıkçası rakip takımı da çok tanımıyoruz, üstelik yeni bir oyuncu transfer etmişler ama onu da seyretme imkânımız olmamış. Ben de onların Caferağa’daki antrenmanına bizim yardımcılarımızdan, altyapıda da görev alan bir antrenör arkadaşımızı temizlik görevlisi gibi elinde paspas ile soktum. Sözüm ona antrenmanı seyredecek ve kim iyi şutör, hangi seti iyi oynuyorlar, nasıl bir takım, neye özen gösteriyorlar, bunları aklında tutacak ve antrenman sonunda da bize söyleyecek. Neyse antrenman bitti, bizim genç antrenör arkadaş geldi. “Ne yaptın oğlum?” dedik, “Ne anlatacaksın, neler tespit ettin?”. “Ağabey, o kadar güzel antrenman yapıyorlardı ki akışa dalmışım, fazla bir ayrıntı göremedim” demesin mi?

  • Az önceki soruya ek olarak, Fenerbahçe basketboluna dair bizlere aktarmak istediğiniz başka anekdotlar var mıdır değerli hocam?

Güzel bir anım daha var: İlk şampiyon olduğumuz 1998 yılında, Türkiye Kupası finali oynayacağız Galatasaray ile. Genç takım oyuncularımızdan birinin babası Gaziantep’ten, yanılmıyorsam annesinin okuduğu bir su yollamış. “Hocam ne olur bunu takıma içirin, okunmuş sudur, hacı ninem seksen yaşında ve maçları takip ediyor, ricasıdır” dendi bana. Göksel Zeren ile beraber takıma anlattık, Clarissa Davis ve Andrea Nagy de dâhil hepimiz sudan birer yudum içtik. Maçı aldık ve Türkiye Kupası’nı kazandık. Aradan iki üç ay geçti, Yine Galatasaray ile bu kez play-off finali oynayacağız. Maça iki gün kala Clarissa Davis dedi ki, “Bir su vardı, nerede o?”. Önce anlamadık, “Ne suyu?” diye sorduk. Clarissa da “Birisi dua etmişti, o sudan içmiştik, o sudan gelmeyecek mi?” dedi.

Göksel ile şaşkın şaşkın bakakaldık. Kimi oyuncularda bazı şeyler psikolojik rahatlamaya yol açar, biliyoruz. Ne yapsak ne etsek, o suyu o sürede bulma imkânımız yok. Göksel’e dedim ki “Biz yapalım suyu”.  Göksel Hoca ile bir şişe su içine biraz tuz, biraz şeker attık. Ben de bir dua okudum suya. Ardından oteldeki garson arkadaşa “Biz toplantı yaparken ‘Size bir kargo var’ diyerek bir kutu içerisinde bu suyu bize getir” dedik.  Tam planladığımız gibi, takım toplantısı esnasında kapı çalındı, elinde kutu ile garson geldi. Kutuyu oyuncuların gözü önünde açtık. Hepimiz yine birer yudum -benim okumuş olduğum- okunmuş sudan içtik ve de şampiyon olduk.

  • Eski başkanımız Aziz Yıldırım’ın kadın basketbol şubemize ve amatör şubelere verdiği önem hepimizin malumu. Kendisiyle çalışmış bir hoca olarak, Aziz Yıldırım’ın bu şubelere verdiği önemi bizlere anlatabilir misiniz?

Aziz Bey sadece futbola değil, amatör branşlara da gerek tesisleşme, gerekse ilgi anlamında önem veren bir başkandı. Ben bunun kadın basketbolu yansımasını içeriden yaşadım. Futbola bu kadar önem verilen bir ülkede, büyük bir kulübün başkanından, amatör şubelere ne bu denli bütçe, ne de zaman ayırması beklenir aslında… Aziz Bey ise Dereağzı’na geldiğinde bütün şubeleri gezer, gittiği şubede oranın yetkilileri ile bilgi alışverişinde bulunurdu. Bir gün Aziz Başkan, Tamer Yelkovan ağabey ve rahmetli Serkan Acar ağabey kulübe geldiler. Ben de tek başımayım Dereağzı’nda. O gün Abdi İpekçi’de maç var ve herkes oraya gitmiş. Ben, tesiste kimse olmayınca “Nasılsa başkan çok kalmaz, çıkar” diye düşünürken salonun kazan dairesine kadar girdik. Çıkışta salonun koridorunda asılı olan basketbol ve voleybol fotoğraflarını dahi kontrol etti ve “Bu resim buraya, şu resim şuraya geçirilsin” diye talimat verdi.

O dönemde futbol, atletizm, kürek, boks, yüzme, masa tenisi, yelken ve diğer bütün amatör branşlara birçok tesis ve kulübe çok değerli sporcular kazandırıldı. Eskiden futbol takımımız da Dereağzı’nda iken, tüm şubeleri ile kulüp farklı bir kaynaşma içindeydi. Gerek sosyoekonomik koşulların değişmesi, gerekse kulübün her anlamda büyümesi ile futbol takımımız Samandıra Can Bartu Tesisleri’ne, basketbol şubemiz Ülker Arena’ya gitti. Biraz dağılma olduysa da bu bir gereklilikti. Ama futbol takımımızın da Dereağzı’nda olduğu dönemler gerçekten çok özeldi, sıklıkla o günleri düşünürüm. Örneğin biz lokale giderken, bir yağmurda her yer çamur içinde kalırdı. Yolara kayalar, kalaslar konurdu, onların üstünden giderdik. Yine Dereağzı’nda, Kurbağalıdere’nin denize açıldığı yerde balıkçılar derneği gibi bir şey vardı. Aziz Başkan orayı da almak istiyordu ancak dernek çıkmıyordu. Bir gece ansızın, onların etrafını tel örgülerle çevirtmişti başkan. Adamlar da baktılar bu iş olacak gibi değil, mecburen çıktılar. Oranın maddi değeri neyse verilmiştir ama Aziz Bey bir şeyi kafasına koydu mu, özellikle bu Fenerbahçe yararına olacaksa, bir şekilde yapardı. Şimdi insanlar bunu anlamıyorlar, belki kolay geliyor bu yapılanlar, ama o dönemde çok zor elde edilen, sevindirici gelişmelerdi. Biz A Kadın Basketbol Takımı’nın formalarını Göksel Zeren arkadaşım ile evde yıkayıp tekrar geri getiriyorduk. O günleri de gördüm.

  • Değerli hocam, kariyerinizde 3 kez Türkiye Kupası şampiyonluğu, 1 kez Türkiye Ligi şampiyonluğu, 2 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası şampiyonluğu, 1 kez Yıldız Bayanlar Türkiye Şampiyonluğu, 1 kez Akdeniz Oyunları şampiyonluğu ve 1 kez Avrupa sekizinciliği gibi başarılar bulunuyor. Bu başarılarınıza dair neler söylemek istersiniz?

Benim başantrenör olarak bir şampiyonluğum var. Türkiye Kupası var, Cumhurbaşkanlığı Kupası var. Düşmekten kurtardığım takımlar var, Süper Lig’e çıkardığım takımlar var. Yardımcı antrenör iken yakaladığım başarılar var ancak onları çok kendime mâl etmekten hoşlanmıyorum. Ancak onları da belirttiğiniz için size çok teşekkür ederim. Genç antrenör arkadaşlara şunu söylemek istiyorum: Eğer başantrenör olabilecek yetenekte ve bilgideyseniz, bu size geliyor zaten. Çok acele etmesinler. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kulüpte, doğru insanlar ile bir arada olmaya çalışsınlar. Özellikle kadın basketbol antrenörleri için söyleyebileceğim şudur: Takıma oyuncu katarken yalnızca yeteneğine göre değil, karakter yapısına göre de değerlendirsinler. Liderlik vasıfları nedir, maç kaybettiğinde ne yapıyor, maçı kazandığında nasıl bir davranış sergiliyor, zor anlarda nasıl karar veriyor, kolay pes ediyor mu? Bunlar takım kimyası oluşturmak için çok önemli kriterler. Genç oyunculara söylemek istediğim ise, hatalardan ders almaları gerektiğidir. Kendi hatalarından ve belki de en kolayı, başkalarının yaptığı hatalardan ders almalılar. Herkes bir şekilde temel bilgiler üzerine çalışıyor zaten.

Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımımızın, Kadınlar Basketbol Süper Ligi 2009-2010 sezonunda final serisinde ezeli rakibi Galatasaray’ı 3-0 ile geçip şampiyonluğa ulaştığı serinin kupa töreninden bir kare.
  • Türk kadın basketbolunu şu an nerede görüyorsunuz?

Her spor dalında olduğu gibi, kadın basketbolunda da en büyük problem bütçe. Sponsorluklar sağlanamıyor, çoğu kulüp amatör sporları bir külfet olarak görüyor. Bunun yanında en büyük sorunlardan biri de, daha az sayıda oyuncu yetişmesi. Bu başlı başına konuşulması gereken bir konu. Kulüpler de ayağını yorganına göre uzatmalı. Çalıştığım kulüplerde hiçbir zaman fazla para harcatmadım, hiçbir zaman gereğinden fazla transfer istemedim. Sezon ortasında aldığım takımlar oldu, mümkün olduğu kadar oyuncu değiştirmedim. Bazı antrenörler yarı sezonda bir takıma gidiyor ve üç dört oyuncu değiştiriyor. En önemli şey kadın basketbolunda doğru bir bütçe belirlemek ve bu bütçeyi de doğru kullanmak. Senelik düşünmemek lazım, en azından üç dört yıla yayılan bir yapılanmayı hedeflemek gerek. Aksi halde bu yıl Süper Lig’e çıkıyorsunuz, öbür yıl bir bakmışsınız tekrar birinci lige düşmüşsünüz. TBF de bu konuda sponsorlar yaratarak maddi destek sağlamaya çalışıyor. Bursa Büyükşehir Belediyespor takımımızda dört Bursalı oyuncumuz var ve şans geldiğinde o arkadaşlarımız oynuyor. Ya da bize güzel antrenman vererek destek oluyorlar. Ben o şehrin çocuklarına da şans tanımanın, o kaynaktan da sporcu bulmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Yalnızca transfer ile olmaz bu işler.

  • Şu anda Bursa Büyükşehir Belediyesi basketbol takımında koçluk yapıyorsunuz. Takım olarak hedefiniz nedir?

Şu anda Bursa Büyükşehir Belediyesi Kadın Basketbol Takımı olarak uzun yıllar sonra ilk defa Süper Lig’de yer alıyoruz. Ben takım kurulduktan sonra geldim, çünkü takımı lige çıkaran değerli Hocamız Murat Alkaş takımı kurdu ancak sonra ayrılmak zorunda kaldı. Ben geldikten sonra Gonca Karataş ve Saranda Daci’yi transfer ettik. Kulübümüzün benden ilk isteği, takımın ligde kalmasıydı. Çünkü uzun yıllar sonra, büyük emekler harcanarak lige çıkmış, önemli bir şehrin takımı. Bursa güzel bir şehir ve bu şehir daha iyi şeyleri de hak ediyor. Biz de kalıcı olabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Kaynak: http://www.24bursa.com
  • Türkiye’de kadın basketbolu, medyadan yeterli ilgiyi görüyor mu sizce?

Medyanın kadın basketboluna ilgisini yeterli bulmuyorum. Sizinki gibi birkaç değerli site var. Instagram, Twitter, Facebook ve Youtube üzerinden çabalayan değerli arkadaşlar var. Ancak ana akım ulusal medyada çok ilgi olduğunu zannetmiyorum. Sanırım ilgi olması için başarılı olmak lazım. Yeni bir Avrupa kupasını, EuroLeague Women olabilir, EuroCup Women olabilir, Türkiye’ye getirmemiz lazım. Aynı şekilde milli takımın da başarılı olması lazım ki ilgi olsun. Hep beraber bunu başaracağımıza inanıyorum. “Bizimle ilgilenin, bize ilgi gösterin” demekle kimse size ilgi göstermez. Bir şeyler ortaya koyabilmeliyiz.

  • Size göre altyapılarda oyuncu yetiştirmede eksikler var mıdır? Varsa nelerdir?

Ben basit gibi görünen ayrıntılara dikkat ederim. Örneğin bir şutör oyuncuyu savunan oyuncum, savunma pozisyonuna otururken elini havaya kaldırmıyor ise bu benim için bir eksikliktir. Çünkü şutör oyuncu şutu atarken savunmacısı o anda el kaldırıyor, şut giriyor. Diyor ki “Ağabey ben el kaldırdım, ona rağmen soktu”. Hâlbuki daha önce el kaldırması, eli havada stence pozisyonunda durması lazım. Elini yukarıda tutacaksın, hatta şutör oyuncunun topu yukarıya şut pozisyonuna kaldırmasını engelleyeceksin. Elini sokarak, faul yapmadan şut stilini bozacaksın. Ben altyapıda bu gibi basit görünen şeyleri öğretiyordum. Yoksa dünyada binlerce set oyunu var ve gördüğümce daha çok bunlara önem veriliyor. Özellikle pick and roll ve perdelemelerde çok hata oluyor. Bazı savunma teknikleri var; show up, double team, aradan geç, alttan geç… Çoğu antrenör bunu söylemekle yetiniyor ancak bunun detaylarını çalıştırmıyor. A Takım çalıştırırken toplantıda ilk söylediğim şey şudur: “Üç şeye özellikle dikkat edeceksiniz. Top kayıpları, box out ve serbest atışlar. Bu üçünden ikisinde başarılı olursanız zaten maçı kazanmaya yaklaşacaksınız.”. Yoksa öğrettiğim seti nasıl oynamış, ne yapmış bunlar daha sonra gelecek detaylar. Altyapıdaki antrenör arkadaşlarıma da tavsiyem bu tip detaylar üzerinde mutlaka dursunlar.

  • Yeterli basketbol seviyesine ve bilgisine sahip altyapı hocaları var mı, ya da yetişiyor mu? Mevcut hocalar kendilerini geliştirmek için çaba gösteriyor mu sizce?

Ben antrenörlüğe başladığımda rahmetli Doğan Hakyemez ağabeyimiz, Rıza Erverdi ağabeyimiz ve Çetin Yılmaz ağabeyimiz gibi üç değerli basketbol adamı Fenerbahçe’deydi. Sanırım Çetin Hoca ve Rıza Hoca ile de röportaj yaptınız. Rıza Ağabey’i, Çetin Ağabey’i gözlemlemek, onların antrenmanlarında asistan antrenör olarak yer almak benim adıma büyük şanstır. Fenerbahçe gibi büyük bir camiada, o dönemin yıldız oyuncularını yakından izleme, onlar ile çalışma fırsatım oldu. Ve her yeni başlayan antrenör bu şansa sahip olmuyor. Şu anda yeni başlayan antrenörlerin de bize kıyasla şöyle bir şansı var. İnternet ortamında her tür bilgiyi elde edebilirler. Şu an genç bir antrenör NBA, WNBA veya EuroLeague, bütün maçları seyredebiliyor. Bizim dönemimizde böyle bir imkân yoktu. Biz örneğin bir Chicago Bulls – Boston Celtics maçını çok nadiren veya çok gecikmeli seyredebiliyorduk. Bugün internette Chicago Bulls veya Boston Celtics’in bütün antrenman programlarını bile bulabilirsin. Biraz araştırmacı ve detaycı olmalarında fayda görüyorum altyapı hocalarının. Dürüst olmalarını tavsiye ediyorum. Kimseden de çekinmesinler. Acele karar almasınlar. Özellikle sinirli iken, herhangi bir oyuncuya herhangi bir duruma kızgınken karar almasınlar. Ben özellikle kaybedilen maçlardan sonra soyunma odasına girmem çünkü sinirli oluyorum, ters bir şey söylemek, yanlış bir şey söylemek istemem. Oyuncular en azından oynadıkları maçı bir seyretsinler, hatalarını görsünler. Bundan sonra takımla veya oyuncu ile toplantı yapılsın, uyarılarda bulunulsun.

Kaynak: basketdergisi.com
  • Son olarak biz Fenerbahçe taraftarlarına mesajınız nedir değerli hocam?

Fenerbahçe taraftarımız her zaman çok büyük bir destek gücü oluşturuyordu. Kulübünü, takımını, sarı lacivertli renkleri canı kadar seven, çok büyük fedakârlıklarla maçlara gelen insanlardı. Özellikle kadın basketbolu için dışarıdan bir bakışla söylemek isterim ki, Caferağa’da ortaya çıkan o desteği; Ülker Arena’ya, Metro Enerji Salonu’na geçildikten sonra maalesef pek göremiyorum. Caferağa tam kapasite dolardı hatırlarsanız. Pota arkasına insanlar otururdu, içeriye girebilmek için bize yalvaranlar, aracılar bulmaya çalışanlar olurdu. En zayıf takımla bile oynasak tam dolardı salon. Ben mevcut salonun öyle bir dolulukta olduğunu çok az gördüm. En çok buna üzülüyorum. Maçlara gelen arkadaşlar elbette çok güzel destekleyip, ellerinden geleni yapıyorlar. Ama ben Ülker Arena Metro Enerji Salonu’nu tamamen dolu görmek isterim. Fenerbahçe bunu hak ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s